Dostoyevski, Baba Figürü ve Karamazof Kardeşler
-
Dostoyevski, Baba Figürü ve Karamazof Kardeşler
Dostoyevski, Baba Figürü ve Karamazof Kardeşler*
Makale Yazarı: Volkan Hacıoğlu
*Bu makale Roman kahramanları dergisi 24. sayısında (Ekim/Aralık 2015) yayımlanmıştır.
Sigmund Freud, Dostoyevski ve Baba Katilliği (1928) adlı makalesinde dünya edebiyatının üç büyük eseri olan Sofokles’in Kral Oidipus’u, Shakespeare’in Hamlet’i ve Dostoyevski’nin Karamazof Kardeşleri’nin aynı konuyu, yani baba katilliğini işlemiş olmalarının rastlantı ile açıklanamayacağını belirtmektedir. Freud’un bu makalesi, Karamazof Kardeşler üzerine bir derleme çalışması olan makaleler kitabına önsöz olarak yazılmıştır.
Dostoyevski, Karamazof Kardeşler adlı romanını Mihail Katkof’un editörlüğündeki Rus Muhbir adlı dergide 1879-1880 yılları arasında tefrika etmiştir. Dostoyevski, babalar ve oğullar arasındaki bağların kopmasına dair bir roman olan Karamazof Kardeşler’in yazılmasının arkasındaki düşünceyi Bir Yazarın Günlüğü’ne 1876 tarihinde düştüğü notta şöyle anlatmaktadır: “Uzun zamandan beridir Rusya’daki çocuklar, babaları ve elbette birbirleriyle olan ilişkileri hakkında bir roman yazma gayesindeyim… Rus toplumunun her katmanından bulabildiğim babaları ve çocukları konu edinerek çocukluklarının ilk günlerine kadar incelemeyi düşünüyorum.”[1]
İnsanlık tragedyası
Dostoyevski, Tanrı, özgür irade, vicdan, din, iyilik ve kötülük, günah gibi kavramları romanlarında sıkça işlemiştir. Bu kavramlar aracılığıyla bireyin iç dünyasına derinlemesine inmeyi başarmıştır. “İnsan”ı anlamaya ve anlatmaya çalışan yazar yapıtlarında, insan ruhunun en kuytu köşelerini, aklının karanlık bölgelerini, vicdanının kör noktalarını toplumsal ve tarihsel bir yapı içerisinde bir bütün olarak yansıtmıştır. Marcel Proust, “Dostoyevski’nin bütün romanlarının adı Suç ve Ceza olabileceği gibi, #Flaubert’in bütün romanlarının -en başta Madame #Bovary olmak üzere- ismi de pekâlâ Duygusal Eğitim olabilirdi,” derken, yazarın düşüncesinde “İnsan”a dair geliştirdiği bu bütünsel yapının önemine işaret etmiş oluyordu. Suç ve Ceza’daki #Raskolnikof da değişen feodal “toplumla uyuşamayan kişi”[2] karakteri ile Karamazof kardeşlerden biri olabilir.İnsan aklının kozmosunda en az iki “zaman” olduğunu düşünebiliriz. Biri, bilinç içinde geçtiğini anladığımızı sandığımız zaman; diğeri, bilinçaltında geçtiğini anlamadığımız zaman. Bu paralel zamanlar ayrı ayrı ya da üst üste çakışmış durumda olabilirler. Bazen Öklid geometrisinden çıkıp eğri uzayda birbirlerine karışırlar. O zaman déjà vu ve sanat ortaya çıkar. Yani aslında sanat bir tür “normal”den sapma hâlidir. Homopoetikus’un ikinci doğası belki. Kayıp Zamanın İzinde’ki Marcel #Proust gibi, Dostoyevski de daha çok bilinçaltında geçtiğini anlamadığımız zamanın peşine düşmüştür. Retrospektif bir tefekkürle gündelik olanın arkeolojik ve psikolojik bir kazısını yaparak gözden kaybolan zamanı bilinçaltı dehlizlerinde yakalayıp sanat yoluyla bilincin su yüzüne çıkarmıştır.
Balzac’ın bütün yapıtlarını İnsanlık Komedyası genel başlığı altında planlayıp yazması gibi, Dostoyevski’nin bütün yapıtları da suç ve ceza ekseninde İnsanlık Tragedyası genel başlığı altında toplanabilir. Goriot Baba’nın kızları ile Karamazof kardeşler arasında bir akrabalık vardır. Nihayetinde, Goriot Baba’nın “katilleri” de vefasız kızları değil midir?
Büyük dönüşüm
#Paris şehrini gerçekçi bir üslupla anlatan #Balzac, #Dickens’ın Londra’sı ve Dostoyevski’nin Saint #Petersburg’u için bir model olmuştur:1830’da yaşanan bölünme üzerinden geriye bakarak, Yenilenme dünyasını bir bütün olarak görür Balzac, ve bu bilgi dünyanın neye doğru yöneldiğini görmesinde ona yardım eder. İlk gerçek realist olarak onun harikulade taleplerinden biridir: Dünyayı bir bütün olarak görür o. #OscarWilde şunları söylediğinde meselenin şahdamarına yaklaşmıştı: “Bildiğimiz 19. yüzyıl, büyük ölçüde bir Balzac icadıdır. Balzac yeni yüzyılı “icat eder;” yeni yüzyıla, bu yüzyılın yeni yeni ortaya çıkıyor olan o kent yığınlarına, gelişmeye başlayan kapitalist dinamiklerine, almış başını gitmiş şu bireysel kişilik kültüne biçim veren ilk yazar olarak yapar bu icadı. Çoğunlukla hayıflandığı değişimleri kavramsallaştırarak, kuramsallaştırarak ve dramatize ederek, okurun yüzyılın şeklini şemailini anlamasına önayak olmuştur.[3]
İvan #Turgenyev’in Babalar ve Oğullar (1861) adlı romanında da değişen kültürün, toprak köleliğinin kaldırılmasının, toprak sahibi soyluların düşüşünün, ticaretle uğraşan burjuvazinin yükselişinin ve kuşak farkının toplumsal yaşantıda yarattığı çalkantılar konu edilmektedir. #Marx’ın Komünist Manifesto’da (1848) ifade ettiği gibi:
Üretimin sürekli altüst oluşu, bütün toplumsal koşullardaki kesintisiz sarsıntı, sonu gelmez belirsizlik, burjuva çağını bütün daha öncekilerden ayırt eder. Bütün sabit, donmuş ilişkiler, beraberlerinde getirdikleri eski ve saygıdeğer önyargılar ve görüşler ile birlikte çözülüyor, bütün yeni-oluşmuş olanlar kemikleşemeden eskiyorlar. Yerleşmiş olan ne varsa eriyip gidiyor.[4]
Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık,” dediği büyük Rus yazarı Gogol de Rus toplumunu ve hayatını anlatan bir “epik şiir” olan Ölü Canlar’da (1842) feodalizm, Rus köylüsü, toprak mülkiyeti ve burjuva sınıfının ortaya çıkışının getirdiği değişimi, dönüşümü konu edinmiştir. “Ölü Canlar, Rusya’nın ta kendisidir.”[5] Ölmüş serflerin isimlerini satın alarak “ticaret” yapan Çiçikov, “Bir zamanlar hayatta olan, her köylü gibi çalışan, toprağı işleyen, sarhoş olan, araba süren, efendilerini aldatan, ama belki gerçekten iyi birer insan olan bu köle köylülerin listelerine bakarken tuhaf, anlaşılmaz bir duyguya kapılmıştı.”[6]
“Ölü can olmayın, yaşayan can olun,” diyen Gogol’ün ardından İvan Turgenyev de Babalar ve Oğullar adlı romanında da eski ile yeninin çatışmasını anlatırken değişen dünyaya ayak uyduramayan insanları “ölü canlar” olarak betimler: “Babalar ve Oğullar’da Bazarov’un karşısına konulan insanlar da böylesi ölü canlardır; kendi başlarına düşünemeyen, alıştıkları sözleri yinelemekle yetinen, savunmak istedikleri düzeni tanımayan, geçmişte yaşayan romantikler, gölgeler…”[7]
Dostoyevski ve baba figürü
Dostoyevski’nin yapıtlarına yansıyan, insan doğasına dair bütünlüklü ve derinlikli kavrayış, yazarın yaşamına dair ipuçları da sunuyor. “Dostoyevski ve Baba Katilliği” adlı makalesinde “Karamazof Kardeşler ile hiçbir roman boy ölçüşemez,” diyen Freud, sanatçının yaratıcı dehası karşısında psikanalizin silahlarını bir kenara bırakması gerektiğini belirtmektedir. Ancak Dostoyevski’nin sanatçı yanını değil de İnsan yanını ele aldığında yazarı sadist ve mazoşist olarak tanımlar:Dostoyevski, önemsiz şeylerde başkalarına karşı; önemli şeylerde de kendine karşı sadistti. Yani aslında, bir mazoşistten başka bir şey değildi. Mazoşist, herkesten daha uysal, kibar ve yardımsever bir kimsedir.[8]
Freud, Dostoyevski’nin epilepsi hastalığını bir tür histeri olarak değerlendirmektedir. Freud’a göre Dostoyevski’nin hastalığı fizyolojik değil, psikolojiktir. Bu yanıyla çağımızdaki panik atak hastalığına benzetilebilir. Dostoyevski ilk histeri krizine babasının öldüğünü haber aldığı gün girmiştir. Dostoyevski’nin babası Mihail Dostoyevski, Moskova’da Mariinsky Hastanesi’nde fakirlere hizmet veren emekli bir askeri cerrahtır. Baba Dostoyevski alkolik olmasının yanı sıra şiddet eğilimleri göstermektedir. Dostoyevski, 1880 yılında yayımlanan Karamazof Kardeşler’in Birinci Kitap’ının “Bir Ailenin Öyküsü” adlı ilk bölümünde Karamazof kardeşlerin babası olarak anlattığı Fyodor Pavloviç Karamazof karakterinde bir anlamda kendi babasını betimlemektedir: “kötüdür, ahlâksızdır, soytarıdır, şaklabandır, beleşçidir, kafasızdır, kafasızlığının kendine özgü ulusal bir niteliği” vardır. İçki âlemlerine düşkündür, çocuklarıyla ve karısıyla ilgilenmez. Hattâ onların varlığını unutacak kadar sorumsuzdur:
Aleksey Fyodoroviç Karamazov, tam on üç yıl önceki, sırası gelince anlatacağım acıklı, pek esrarlı ölümüyle o zamanlar herkesin bildiği (hâlâ anımsanır), bölgemizin toprak sahiplerinden Fyodor Pavloviç Karamazov’un [dipnotta künyesi verilen kitapta yanlışlıkla ‘Karmazinov’ olarak yazılmış; V.H.] üçüncü oğludur. Şimdi bu “çiftçi” (çiftliğinde ömrü boyunca hemen hemen hiç oturmadığı halde, “çiftçi” derlerdi ona) üzerine yalnızca şu kadarını söyleyeceğim: Acayip, ama oldukça sık rastlanan bir tipti. Böyleleri kötü, ahlâksız olmaları yanında, kafasızdırlar da; ne var ki, Fyodor Pavloviç kendi mal-mülk işlerini pek iyi beceren kafasızlardandı; hem başkası da elinden gelmiyordu sanırım. Sözgelimi, aşağı yukarı sıfırdan başlamıştı, varlığı yok denecek kadar azdı, başkalarının sofrasında kendine bir yer bulmak için kapı kapı dolaşır, zenginlere yanaşmaya fırsat kollardı; oysa öldüğü zaman yaklaşık olarak yüz bin ruble bıraktı arkasında. Gene de bölgemizin en kafasız, zirzop adamı olarak bellenmiştir ömrünce. Bir daha söylüyorum: Budala değildi; bu çeşit zirzopların çoğu oldukça zeki, kurnaz kimselerdir. Kafasızlığına gelince, kendine özgü, ulusal bir niteliğiydi bu sanki.[9]
Hiçbir romanın boy ölçüşemeyeceği bu büyük yapıtın açılış cümleleri bunlardır. Dostoyevski’nin “Bir daha söylüyorum: budala değildi,” cümlesinde bile alttan alta hissedilen bir aşağılama duygusu bulunmaktadır. “Budala değildi,” derken, aslında alt metinde “olsa daha iyiydi, ondan da beterdi” anlamı yatmaktadır. Karamazof Kardeşler’in Birinci Kitap’ının ilk bölümü “Bir Ailenin Öyküsü,” “İki Oğlunu Başından Attı,” “İkinci Evlenme, İkinci Çocuklar,” “Üçüncü Oğul Alyoşa” gibi alt bölümlerle devam eder. Sorumsuz baba ilk evliliğinden olan oğullarını başından atmış ve aynı sorumsuzlukla yeni bir evlilik yapmıştır. Fyodor Pavloviç’in Pavel Fyodoroviç Smerdyakov adlı gayrimeşru bir oğlu daha vardır. Bu oğlunu kendi yanında hizmetçi olarak çalıştırmaktadır. Ayrıca, Dostoyevski’nin romanındaki baba karakterinin göbek adını Pavloviç koyması, çağdaşı olan Rus hekim Pavlov’a ve “Pavlov’un köpeği”ne alaycı bir gönderme olabilir.
Baba’nın ölümü ve suçluluk duygusu
Annesini 1837 yılında veremden kaybeden Fyodor Dostoyevski’nin babası Mihail Dostoyevski 1839 yılında ölür. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski henüz 18 yaşındadır. Babasının ölümünün ardında bir sır perdesi vardır. Resmi kayıtlarda ölüm nedeni felç olarak geçmesine karşın Dostoyevski’lerin komşusu Pavel Khotiaintsev’e göre Mihail Dostoyevski kendi serfleri tarafından öldürülmüştür. Alkol alarak taşkınlık yaptığı günlerden birinde serfleri onu yakalamış ve boğulana kadar boğazından votka dökmüşlerdir. Kimilerine göre Khotiaintsev bu hikâyeyi çiftliği satın almak için uydurmuştur. Serfler suçlu bulunursa Sibirya’ya sürülecekler ve satışa çıkan çiftlik ona kalacaktır. Babasının ölümü Dostoyevski’de şiddetli bir travma yaratmıştır. Dostoyevski sonraları bu ölümden kendini sorumlu tutmuştur. Freud’a göre, buna tepki olarak, psikolojik yapısında epilepsi nöbetleri şeklinde görülen ama aslında bir nevroz hâli olan histeri krizleri yaşayacaktır.Karamazov Kardeşler’deki babanın öldürülmesi ile Dostoyevski’nin babasının öldürülmesi arasındaki kesin benzerlik, bu büyük yazarın hayatını yazanlardan çoğunun gözünden kaçmamış ve onları ‘belli bir modern ruhbilim okulundan’ söz etmek zorunda bırakmıştır.[10]
Rollerin değişmesi:
Dostoyevski ve oğlu Alyoşa
Karamazof Kardeşler’deki üçüncü oğul Alyoşa adını, Dostoyevski’nin romanı yayımlanmadan iki yıl önce 1878’de üç yaşındayken epilepsiden ölen oğlu Alyoşa’dan almaktadır. Roller şimdi değişmiştir. Dostoyevski artık hem baba hem oğul olarak kendini romanda konumlandıracaktır. Eleştirmenlerin de belirttikleri gibi, Karamazof Kardeşler 1880 yılında yayımlanmış olmasına karşın modern sayılabilecek birçok teknik kullanılarak kaleme alınmıştır. Bunlardan biri de anlatıcının romanın dışında ama aynı zamanda da içinde yaşayan bir karakter gibi konuşmasıdır. Oğlunun ölümünden sonra Optina Manastırı’na kapanır Dostoyevski. Burada romanı için birçok esin kaynağı bulacaktır.Romanda Rus Ortodoks Manastırı’nda Peder Zosima’nın yanına çırak olarak giren Alyoşa, ateist kardeşi İvan’ın tam zıttı bir karakterdir. Peder Zosima’ya kendini bir soytarı olarak tanıtan baba Fyodor Pavloviç konuşmasının bir yerinde biraz da alaycı bir tavırla Peder’e şunları söyler: “Anlayacağınız çok sayın peder, filozof Diderot gibiyimdir ben Filozof Diderot’nun Çariçe Katerina zamanında Metropolit Platon’u ziyaretini biliyor musunuz, çok kutsal peder? İçeri girer girmez yüksek sesle ‘Tanrı yoktur’ demiş.”[11]
Hocası Peder Zosima’ya babasının söylediği bu sözler üzerine çırak Alyoşa manastırın bir köşesinde kendini çaresiz hissedecektir. Romanda babasının yersiz şarlatanlığından dolayı keşişhanenin bir köşesinde ağlamaklı bir halde kalan Alyoşa’nın karşısında gördüğü alaycı, soytarı, kendisini utandıran Fyodor Pavloviç zayıf bir baba figürüdür.
Arafta bir ruh
Dostoyevski ömrünün sonuna kadar inanç ile ateistlik arasında gelgitler yaşamıştır. Ancak sonunda Rus halkının “Babamız” dediği Çar’a bağlanmıştır. Freud’a göre Dostoyevski yaşamının son yıllarında bir gerici olup çıkmıştı:Dünya tarihindeki gelişmenin bireyde yeniden ortaya çıkması yoluyla, İsa ideali içinde, suçluluktan kurtulup özgürlüğe kavuşmayı umut etti. Hatta İsa benzeri bir rol oynayabilmek yetkisini kendinde bulmak için çektiği acıları kullanabileceğini bile düşündü. Genel olarak özgürlüğe kavuşamayıp bir gerici durumuna düştüyse, bunun nedenini, insanoğlunda çoğunlukla görülen ve din duygusuna temellik eden evlat-suçluluk duygusunun, Dostoyevski’de birey-üstü bir dereceye varmasında ve yüce zekâsına rağmen aşılmaz bir şey olarak kalmasında aramak gerekir.[12]
James Joyce’a göre, hayran olduğu ve 1866 yılında geçen iki buçuk aylık bir dönemi anlatan 936 sayfalık bir roman olan Karamazof Kardeşler’i yaratan üstün zekâ aynı zamanda bir delilikti. Bunun böyle olması da çok doğaldı. Akıllı mantıklı bir kişi hiçbir zaman büyük yapıtlar veremezdi. Bir başyapıt ortaya koymak için yazarın bir deli damarının olması gerekiyordu.
Tarihin çarmıhında
Dostoyevski bütün büyük yazarlar gibi varoluş, Tanrı, adalet, ahlâk, din, vicdan ve benzeri kavramlarla ortaya çıkan “insanlığın büyük sorunları” ile derinlemesine ilgilendi. Karamazof Kardeşler’de aile bağları kopuktur. Baba ve oğullar arasındaki dikey ilişkinin kopmasına alternatif olarak kardeşler arasında hiyerarşik olmayan yatay bir ilişki başlayacaktır. Dostoyevski, kardeşler arasındaki bu yatay ilişkiyi bir dayanışma olarak kurarken Freud’un geleneksel kardeşlerarası rekabet ve çatışma modeline karşı çıkmıştır.[13] Baba figürü bir ‘zayıf halka’ olarak kuşaklararası kültürel aktarımı gerçekleştirememektedir. Aile birliği ve beraberliği yerini bir kopukluğa ve bir boşluğa bırakmıştır.Dostoyevski’nin son romanı olan Karamazof Kardeşler’de baba Fyodor Pavloviç’in ölümünden, dahası bir baba ve bir oğul olarak Dostoyevski’nin ruhunun çektiği acılarla İsa ideali içinde tarihin çarmıhına gerilerek ölümünden bütün kardeşler ve belki de bir anlamda bütün okurlar sorumludur.
—————
[1] Anna A. Berman, “Siblings in The Brothers Karamazov,” Russian Review, Cilt 68, Sayı 2, (Nisan 2009), s. 263.
[2] Fyodor Dostoyevski, Suç ve Ceza, (Çev.: Ergin Altay), İstanbul: İletişim Yayınları, 11. Baskı içinde Murat Belge’nin “Türkiye Aydınları ve Roman Kahramanları,” adlı önsözü, 2006, s. 5.
[3] Honoré de Balzac, Goriot Baba, (Çev.: Şerif Hulûsi), İstanbul: İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2010; Peter Brooks’un Önsözü, (İngilizceden çeviren: Bahadır Turan), s. 11.
[4] Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto, (Çev.: Muzaffer İlhan Erdost), Ankara: Sol Yayınları, 4. Baskı, 1998, s. 120.
[5] Nikolay Gogol, Ölü Canlar, (Çev.: Ergin Altay), İstanbul: İletişim Yayınları, 1. Baskı içinde Viladimir Nabokov’un Sonsöz’ü, 2007, s. 404.
[6] A.e., s. 419.
[7] İvan Turgenyev, Babalar ve Oğullar, (Çev.: Melih Cevdet Anday), İstanbul: Sosyal Yayınlar, 1. Baskı içinde “Babalar ve Oğullar Üzerine,” Melih Cevdet Anday, 1983, s. 13
[8] Sigmund Freud, Psikanaliz Açısından Edebiyat, (Çev.: Selâhattin Hilav), İstanbul: Ataç Kitabevi, s. 5-29; Fyodor Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, (Çev.: Ergin Altay), İstanbul: İletişim Yayınları, 17. Baskı içinde s. 11.
[9] Fyodor Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, (Çev.: Ergin Altay), İstanbul: İletişim Yayınları, 17. Baskı, 2013, s. 35.
[10] A.g.e., s. 14.
[11] A.e., s. 75.
[12] Sigmund Freud, Psikanaliz Açısından Edebiyat, (Çev.: Selâhattin Hilav), İstanbul: Ataç Kitabevi, s. 5-29; Fyodor Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, (Çev.: Ergin Altay), İstanbul: İletişim Yayınları, 17. Baskı içinde, s. 20.
[13] Anna A. Berman, “Siblings in The Brothers Karamazov,” Russian Review, Cilt 68, Sayı 2, (Nisan 2009), s. 263.Kaynakça
Balzac, Honoré de, Goriot Baba, (Çev.: Şerif Hulûsi), İstanbul: İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2010; Peter Brooks’un Önsözü, (İngilizceden çeviren: Bahadır Turan), s. 11.
Berman, Anna A., “Siblings in The Brothers Karamazov,” Russian Review, Cilt 68, Sayı 2, (Nisan 2009), s. 263.
Dostoyevski, Fyodor, Karamazov Kardeşler, (Çev.: Ergin Altay), İstanbul: İletişim Yayınları, 17. Baskı, 2013, s. 35.
Dostoyevski, Fyodor, Suç ve Ceza, (Çev.: Ergin Altay), İstanbul İletişim Yayınları, 11. Baskı içinde Murat Belge’nin “Türkiye Aydınları ve Roman Kahramanları,” adlı özsözü, 2006, s. 5.
Freud, Sigmund, Psikanaliz Açısından Edebiyat, (Çev.: Selâhattin Hilav), İstanbul: Ataç Kitabevi, s. 5-29; Fyodor Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, (Çev.: Ergin Altay), İstanbul: İletişim Yayınları, 17. Baskı içinde, s. 11.
Gogol, Nikolay, Ölü Canlar, (Çev.: Ergin Altay), İstanbul: İletişim Yayınları, 1. Baskı içinde Viladimir Nabokov’un Sonsöz’ü, 2007, s. 404.
Marx, Karl ve Engels, Friedrich, Komünist Manifesto, (Çev.: Muzaffer İlhan Erdost), Ankara: Sol Yayınları, 4. Baskı , 1998, s. 120.
Turgenyev, İvan, Babalar ve Oğullar, (Çev.: Melih Cevdet Anday), İstanbul: Sosyal Yayınlar, 1. Baskı içinde “Babalar ve Oğullar Üzerine,” Melih Cevdet Anday, 1983, s. 13#sayı24 #shakespeare #goriotbaba #ölücanlar #katkof #sofokles #oidipus #alyoşa #rusmuhbir #hamlet #freud #karmazinov #smerdyakov #epilepsi #karamazovkardeşler #karamazofkardeşler #dostoyevski #volkanhacıoğlu #fyodordostoyevski

Sorry, there were no replies found.