Dorethea, Rosemund ve Mary: Eliot’ın Mikro Kozmosu

  • Dorethea, Rosemund ve Mary: Eliot’ın Mikro Kozmosu

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 13:06

    Eliot’ın Mikro Kozmosu: Middlemarch-a Study of Privincial Life*

    Makale Yazarı: Nil Sakman

                                 *Bu makale Roman kahramanları dergisi 25. sayısında  (Ocak/Nisan 2016) yayımlanmıştır.

    Türkçe sözlüklerdekinden farklı olarak İngiliz dili taşra (province) kelimesinin tanımını verirken “bir ülkenin başkenti veya önemli şehirleri dışında kalan her yer” ifadesi ile yetinmez. İngiliz bakış açısına göre taşra kelimesinin iki açılımı daha mevcuttur. İlk olarak, taşra sofistike olmayandır. Yüksek kültür üretmez ve barındırmaz. (Oxford English Dictionary) Ancak şunu da akılda tutmak gerekmektedir: Viktorya İngiltere’sinde yüksek kültürün üretici ve tüketicisi coğrafi bir merkez/taşra ikiliğinden ziyade sınıfsal bir ikilik çerçevesinde inşa edilmiştir. Londra’da çalışan bir işçi de Middlemarch’ta yaşayan bir çiftçi kadar dışarlıktır, taşralıdır. Yüksek kültürü, sofistike bir yaşamı temsil eden İngiliz aristokrasisinden başkası değildir. Yeni yükselmekte olan orta sınıf tüccarlar da mavi kan soydaşları tarafından taşralı bulunmaktan kaçamazlar. Bu bağlamda her ne kadar coğrafi bağlamda tanımlanmış “taşra insanı” görece “eksik” bir toplumsallığın faili olsa da dönemin belirleyici kıstası mekânsal değil sınıfsaldır. Viktorya dönemi İngiltere’sinin, özellikle de Londra’sının merkezinden bakıldığında, başkentin dışında kalan küçük İngiliz şehirleri ve köyden hallice kasabaları da taşradır elbette. Yine de Middlemarch’ta karşımıza çıkan taşra, döngüsel bir zamanı, tutucu bir ortak aklı ancak belirli bir ölçüde temsil etmektedir. İçeri/dışarı, merkez/taşra, özne/nesne gibi ikilikler çerçevesinde taşra sorunsalı üzerinde duracak olduğumuzda modern çağda nerenin taşra olduğunun büyük ölçüde belirsiz olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda Middlemarch’ı, edebiyatta taşra ile ilgili bir yazı çerçevesinde daha da değerli kılan nitelik, romanın taşra/merkez ikiliğinin tarihsel bağlamda kırılma noktasına şahitlik eden bir anlatı olmasıdır. Eğer taşra klasik anlamda zamanın akmadığı bir “oturup bekleme” alanı ise bile-ki günümüz okumaları taşraya dair böyle bir algının da son derece sorunlu olduğunu bize göstermiştir (Bkz. Edebiyatın Taşradan Manifestosu, Hazırlayan Mesut Varlık. İletişim Yayınları 2015) -romanda böyle bir durağan taşra imgesinden söz etmek olası değildir. Middlemarch her şeyden önce endüstrileşmenin, İngiltere’deki reform hareketlerinin, toplumsal dönüşümün romanıdır. Kasaba halkı, ülke çapındaki reform hareketinden ne habersizdir ne de bu dönüşümün dışında kalmıştır. Aksine roman boyunca Mr. Brooke, banker Bulstrode, Çiftçi Barth gibi karakterler arasındaki yoğun politik ve ekonomik tartışmalar, seçim telaşı, üretim ve yönetim ilişkisi üzerine yorumlar sayesinde ülke çapında meydana gelmekte olan bu değişimi Middlemarch adındaki bir mikro kozmos aracılığı ile gözlemleme fırsatı edinir okur. Aristokrasi, yeni yükselen orta sınıf ve çiftçiler arasındaki ilişki ve iletişim biçimleri romanın olay örgüsüne şekil veren ana dinamiklerden bir tanesidir. Her ne kadar aristokrasi ile yeni şekillenen orta sınıf arasındaki sınırlar ortadan kalkmamışsa da İngiliz halkının bakış açısından Viktorya Dönemi fırsatlar ile dolu yeni bir İngiltere’ye işaret etmektedir. Roman boyunca merkezin taşraya atfettiği kimi ikincil nitelikler ile karşılaşırız elbette. Middlemarch kasabasında herkes birbirini tanır, başka yaşamlar yakından takip edilir, dışarıdan gelenlere belirli bir şüphe ile bakılır, eski bir aileye mensup olmak önemlidir, aile tarihçeleri kamusal bir bilgidir, ahlak henüz tam anlamı ile çökmemiştir, benzerlik toplumsal kabul için önemli bir kıstas olma niteliğini korumaktadır ve hata yapan, genelgeçer toplumsal normlara uygun davranmayan her kim olursa olsun dışlanır. Diyebiliriz ki Middlemarch, Balzac romanlarında karşılaştığımız ölçüde ağır ve kara mizaha dayalı bir taşra eleştirisi barındırmasa da Londra dışında kalan İngiltere görece muhafazakâr bir yapı sergilemekte ve bu muhafazakârlık ölçüsünde de merkezden uzak düşmektedir. Ancak Eliot eserin hiçbir noktasında bu sözde “taşra” kasabasını hicvetmez. Daha ziyade ona merakle bakmakta ve bu dönüşümün nereye çıkacağını sorgulamaktadır.

    İleride de tartışacağımız üzere burada bundan daha da önemli olan, dönemin belki de en önemli sömürge devletlerinden biri olan Birleşik Krallık’ın, başkent Londra ile İngiltere taşrası arasında kurduğu hiyerarşiden daha da kuvvetli bir ikiliği kendi bütüncül varlığı (Birleşik Krallık) ile dünyanın geri kalanı arasında kurmuş olmasıdır. Bu bağlamda İngiltere merkez ise dünyanın geri kalanı da taşradır. Kendi mevcudiyetinin dışında kalan tüm coğrafyalar dışarlıktır, periferdedir. Bilindiği üzere merkez yeniyi, ilerlemeyi, gelişim ve açık fikirliliği temsil ederken, taşra geride kalmışlığı, bağnazlığı, uyuşukluğu ve sıkıcı olanı temsil etmektedir. Taşra, merkezin sunduğu ve hatta ürettiği yeniliklere yetişememiştir, eski moda, muhafazakârdır. Bu noktada taşra (province) kelimesinin Türkçe’de karşılığı olmayan bir diğer göndermesi üzerinde kısaca durmak zihin açıcı olacaktır. Latince provincia kelimesinden evrilmiş province, aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun fetih yoluyla kendi denetimi altına aldığı tüm coğrafyalara da karşılık gelmektedir. Marriam-Webster sözlüğü, İngiliz dilindeki province/provincia kelimesinin Roma İmparatorluğu’nda kullanıldığı anlam ile aynı çerçevede evrilmiş olduğunun altını çizmektedir. İşte bu ikinci bağlam, İngiltere’nin kendi dışında kalan ve farklı politik stratejiler aracılığı ile istila ettiği, sömürgeleştirdiği tüm coğrafyaları nasıl bir rasyonel ile dışarlık olarak kurduğu hakkında bize izi mutlaka sürülmesi gereken kimi ipuçları sağlamaktadır.

    Eliot tuttuğu günlüğe Middlemarch ve Miss. Brooke başlıkları altında iki roman kaleme alacağını yazdığında İspanyol Çingene yayımlanalı yaklaşık bir sene olmuştur. Zaman içerisinde bu iki ayrı taslak bir araya gelecek ve ortaya Eliot’ın başyapıtı Middlemarch, A Study of Provincial Life çıkacaktır. Her ne kadar Middlemarch 1870’lerin okuru için kaleme alınmış olsa da Eliot romanında 1830’ların #İngiltere’sini, yani Viktoryan İngiltere’nin yükseliş dönemini betimlemektedir. 1830’lar Birleşik Krallık’ın dünya lideri konumunda olduğu bir dönemdir. İngiltere’nin ne 30’ların öncesinde ne de sonrasında Avrupa’yı, özellikle de Fransa’yı büyük bir toplumsal dönüşüme götürecek olan devrimleri yaşamamış olduğunu da hesaba katacak olursak, İngiliz halkının hızla deneyimlediği ekonomik ilerlemenin boyutlarını daha iyi kavramış oluruz. Yönetim açısından bakıldığında, her ne kadar içte kimi sorunlar yaşasalar da ülke içi krizler denetimden çıkmamıştır; bir diğer deyişle, krizler devlet tarafından yönetilebilir niteliklerini korumaktadırlar. İngiliz halkı kendini çoğunlukla görev bilincine sahip, iyi birer Hristiyan olarak tanımlamaktadır. Basitleştirmek pahasına da olsa diyebiliriz ki, genel hatları ile #Viktorya İngilteresi kendinden memnundur. Dahası başka coğrafyaların insanlarına iyi ve mutlu bir yaşamın sırlarını vermek ve bu halkları da bu yönde bir eğitimden geçirmek yoluyla ilerleme sağlamalarına katkıda bulunmak arzusu da Krallık politikasının vazgeçilmez amaçları arasındadır. Bu sözde insansever yaklaşımın sömürgeci zihniyetin bin bir kisvesinden biri olduğu ortadadır. Endüstriyel üretim arttıkça ve ekonomi güçlendikçe İngiltere de kendi kültür, değer ve yaşam algısını yayacağı yöntemleri çeşitlendirmektedir. #Viktoryan İngiltere’nin yükseliş döneminde İngiliz emperyalizmin aygıtları tüm hızıyla çalışmaktadır. Modernitenin ve gelişmişliğin alanı olan İngiliz toprağı kendini merkezde konumlandırmadan önce dışarıyı, taşrayı, gelişmemişliği, yani ötekiyi tanımlamak zorundadır. Said’in de Şarkiyatçılık adlı eserinde detaylı bir biçimde tartışmış olduğu üzere, hiyerarşik yapıların belirlenmesinde, tahakküm stratejilerinin kurulmasında ve sömürgeci rasyonele uygun bir dünya algısının şekillenmesinde ikilikler (dikotomiler) büyük önem taşımaktadır. Merkez, taşrayı/ötekiyi tanımladığı ölçüde kendini de tanımlayacak; ikincil değeri “öteki”ye atarken kendi varoluşunun niteliklerini de birincil değere göre konumlandıracaktır. Bu sayede hem meşruiyetini hem de varoluş koşullarını daha da güçlü kılacak; dahası, bu koşulları “öteki”ye dayatmak adına elinden geleni yapacaktır. Bu bağlamda bakıldığında Middlemarch’ta taşra, bir mekândan çok bir varoluş biçimine, ilerlememişliğe, geride kalmışlığa, mahrumiyete tekabül etmektedir..

    Bu çerçevede Middlemarch, Londra’ya göre İngiliz taşrasını temsil etmekten çok Birleşik Krallık adını verdiğimiz makro kozmosu bir kasabadan meydana gelmiş bir mikro kozmos çerçevesinde mercek altına alan bir romandır. Eliot biraz da şunu sormaktadır: Endüstrileşme sonrasında ne olacak, bundan sonra toplumlar nasıl yaşayacak? Bir arada yaşamanın kurallarını hangi unsurlar belirleyecek? Bir başka deyişle, Eliot’ın Middlemarch’ı, dönem İngiltere’sindeki endüstriyel ve ekonomik değişimin, insan ilişkilerini ve toplumsal değerleri ne yönde etkileyeceğini sorgulamaktadır. Toplumsal yaşamda olumlu ya da olumsuz yönde hangi değişiklikler meydana gelecektir? Middlemarch’ta Eliot, endüstri ve ekonominin hızla geliştiği, pratik aklın, fiziksel koşullar ile maddi olanakların önem kazandığı Viktorya İngiltere’sinde bu yeni toplumsal düzenin ahlak, ruhani unsurlar, paylaşım ve dini duygular gibi endüstrileşme öncesi toplumda belirleyici olan nitelikleri nasıl dönüşüme uğratmış olduğuna bakmaktadır. Geri dönüşün mümkün olmadığı bu yeni toplumsal düzende bir arada yaşayabilmenin koşulları nasıl belirlenecektir?

    Eliot, Middlemarch da dahil olmak üzere neredeyse bütün romanlarında toplumsal düzenin vazgeçilmez bir unsuru olarak değerlendirdiği dine, din adamlarına ve dini kurumlara da yer vermektedir. Ancak Eliot dini ve dini kurumları muhafazakâr bir bakış açısından ele almaz. Eliot için din daha ziyade toplumu oluşturan bireyler arası iletişimi, yardımseverlik ve hoşgörüyü destekleyen bir unsur olarak işlev görür. Eliot’ta din unsuru toplumsal yaşama katkı sağladığı ölçüde bir değere sahiptir. Eliot sözünü ettiğimiz manevi değerlerin yeni toplum düzenindeki karşılıklarını betimlemenin yanı sıra kapitalizmin kaçınılmaz sonuçlarından biri olan zengin ile yoksul arasındaki uçurumun giderek daha da belirgin hale geldiğinin de altını çizmektedir. Bu bağlamda bakıldığında yasayı belirleyen, toplumsal yaşamın kurallarına şekil veren zenginler iken merkezin oluşturduğu uygulama ve koşullara uyum sağlamak da yoksulların/dışarlıkların payına düşendir. Bu çerçevede taşra/merkez ve yokluk/varlık ikiliklerinde, zenginlik gelişmişliği ve merkezi temsil ederken, yokluk geri kalmışlığı/taşrayı temsil eder. Romanın ana karakteri Dorothea Brooke neredeyse Middlemarch’ın ilk bölümünden itibaren Middlemarch çiftliklerinde çalışan tarım işçileri ve aileleri için yaşam kalitesinin belirli bir standartta olduğu yerleşim alanları inşa etmenin hayalini kurar. Dorothea için ilerleme ve gelişim eşitlik ilkesini üzerine kurulu olmalıdır. Eliot’ın Dorothea Brooke karakterini dindar bir genç kadın olarak inşa etmiş olması yazarın din unsuruna özel bir önem vermesinden çok önceden de belirttiğimiz gibi taşra/merkez ikiliğini kıracak, toplumda bir arada ve eşit koşullarda yaşamayı mümkün kılacak araçlar üzerine düşünüyor olmasıdır. Diyebiliriz ki Eliot, endüstrileşmenin ve modern yaşamın insani ilişkiler boyutunda nasıl sorunlar oluşturabileceğini görmüş ve bu konu üzerine çokça kafa yormuştur. Burada Dorothea ile ilgili önemli bir diğer nokta ise Eliot’ın bu ana karakter aracılığı ile insanın kendi içindeki taşraya, kendi yalnızlığına vurgu yapmasıdır. Dorothea yaşama bakış biçimi, dini duyguları, yardımseverliği ve fedakarlığı ile yeni ve modern bir yaşamın sinyallerini veren Middlemarch halkından ayrılmakta, dahası bu nitelikleri nedeniyle saf bulunmaktadır. Kardeşi Celia bile onun bir ölçüde de olsa hayal aleminde yaşadığını düşünmektedir. Buradan da anladığımız üzere taşra/merkez ikiliği yalnızca coğrafi, siyasal ya da ekonomik ikiliğe dayanmamakta, aynı zamanda insanın benlik algısınına, kendini kuruş biçime ve kendi içindeki yalnızlık duygusuna da göndermede bulunmaktadır.

    Dorethea, Rosemund ve Mary Middlemarch halkının üç sınıfını temsil etmektedirler. Dorothea aristokrat bir aileye mensupken, Rosemund orta sınıfa mensup, hırslı bir genç kadındır. Romandaki karakterler arasında belki de merkezde olmaya en çok istek duyan da Rosemund’dur. Endüstrileşme ve ticaretin gelişmesi ile birlikte güç kazanan orta sınıfın nitelikleri arasında yukarı doğru bir hareketlilik gereksinimini de sayacak olursak Rosemund yapacağı başarılı bir evlilik sayesinde sınıf atlamayı ve tarihi ve önemli bir soyada sahip, aristokrat bir erkek ile yapacağı evliliğin hayalini kurmaktadır. Romanın başında karşımıza hastabakıcı olarak çıkan Mary ise işçi sınıfına mensuptur ve konumundan memnundur. Rosemund’a kıyasla çok daha gerçekçi bir porte çizen Mary kendini kandırmaz ve boş hayallerin peşinde koşmaz. Aynı kasabada yaşamalarına rağmen üç kadın arasında hiçbir iletişim yoktur. Ancak dışarık Rosemund ve Mary, Middlemarch hiyerarşisinde en üst sırada bulunan Dorothea’nın varlığından haberdardır. Bu üç kadının aynı sosyalleşme alanı içerisinde bir araya getirecek kamusallık henüz tam anlamı ile oluşmamıştır. Tuhaf bir biçimde sınıflar arası iletişimi sağlayan ya kasabanın kadınlarıdır ya da doktor Theserus gibi dışarıdan gelenler. Merkez görünür, sesi duyulur bir alanı temsil ederken dışarıda kalan (taşra) görünmezdir, sesi duyulmaz, düşüncelerine itibar edilmez ve basit bir kafa hesabı aracılığı ile idare edilebilen bir topluluk olarak algılanır. Dorothea, olaylar onu Rosemund ile karşılaştırıncaya kadar bu genç, orta sınıf kadının varlığından bile haberdar olmayacaktır. Ekonomik üretim kipleri merkezi de dışarıda bırakılanları da daha en başından belirlemekte ve herkesi kendi toplumsal rolüne göre merkezde ya da periferde konumlandırmaktadır. Eğitimden yoksun, gelişmiş zevklere sahip olmayan, merkezin davranış kodlarından habersiz olanlar kendi taşralarına kapatılmış bir hayat sürerken, zengin aristokrasi de kendi taşrasına kapalıdır. Sınıflar arası geçişlerin keskin bir belirlenim aracılığı ile şekillendiği tüm toplumlarda vuku bulduğu üzere Middlemarch’ta da esasen her birey kendi taşrasında, yani kendi içsel mahrumiyet alanında yaşamaktadır. Middlemarch’ta bir yandan değişen dinamikleri, toplumu meydana getiren unsurları ve ülke çapında gerçekleştirilen reformları gözlemlerken diğer yandan da bu dönüşümün bireysel düzeydeki, yani mikro politikanın alanındaki izdüşümlerini gözlemleriz. Diğer bir deyişle Eliot, makro düzeyde gerçekleşen ekonomik dönüşüm ve üretim biçimlerinin daha küçük ölçekte bireyi nasıl etkilediğini betimlemektedir. Middlemarch, merkezin tanımladığı taşranın romanı olmaktan uzaktır. Eliot bu romanda taşra kavramını bütün boyutları ile ele almış ve öteki ya da dışarlık olmanın koşullarının nasıl belirlendiğine bakmış ve Viktorya İngiltere’sindeki yeni toplumsal düzende ilişkileri sağlıklı bir biçimde yeniden tanımlamanın, bir arada yaşamanın yeni olasılıkları üzerinde durmuştur.

     

    #sayı25 #dorothea #rosemund #mary #taşra #maryanneevans #georgeeliot #ingilizedebiyatı #middlemarch #nilsakman

    romankahramanlari replied 1 year, 6 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Eliot’ın Mikro Kozmosu: Middlemarch-a Study of Pr…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now