Doğa ve Bilimin Birleştiği Bir Öykü Holstomer
-
Doğa ve Bilimin Birleştiği Bir Öykü Holstomer
Doğa ve Bilimin Birleştiği Bir Öykü Holstomer*
Makale Yazarı: E. Zeynep Günal
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2018, 35. sayıda yayımlanmıştır.
Kont Lev N. #Tolstoy’un en ilginç yapıtlarından bir tanesi, konusunu Moskova’dan Yasnaya Polyana’ya giderken hara sahibi A.A.Stahoviç’in anlattıklarından esinlenerek kaleme aldığı “#HolstomerBirAtınÖyküsü”dür (Holstomer istoriya odnoy loşadi). Tolstoy gibi dikkati insan ve onun manevi problemleri üzerinde yoğunlaşmış bir yazarın, tüm bunları bir kenara bırakıp edebi gücünü bir atın yaşamını anlatmaya harcaması dikkat çekicidir. Üstelik bu öyküyü otuz iki yılda (1853-1885) tamamlayabildiği bilgisi göz önünde bulundurulduğunda; böylesine uzun bir süreç, yazarın dünya görüşünün neredeyse tümünü barındırdığı için çok boyutlu değerlendirmeye izin veren bir yapıtın doğuşuna neden olduğu düşüncesini destekleyecektir.
On iki kısa bölümden oluşan öyküde yedi bölüm anlatıcı tarafından, geriye kalan beş bölüm ise Holstomer’in ağzından aktarılır. Bu beş bölümde Holstomer’in gençlik yıllarına tanık oluruz. Soylu bir şeceresi olmasına rağmen alacalı bir renkle doğması Holstomer’in yaşamını alt üst eder. Erginliğe ulaştığında ise kontun harasındaki diğer atların tüy rengini, dolayısıyla soyunu bozacağı gerekçesiyle kısırlaştırılır. Aslında zavallı atın alacalı rengi nedeniyle kısırlaştırılması, kurallarını insanların belirlediği soy sistemiyle bağlantılıdır. Başka bir deyişle, öykünün kahramanı, insanların hayvanlar için oluş turduğu asalet merdiveninin alt basamağına oturtulur. Holstomer böylece, tüm güzelliğine ve Rusya’da eşi görülmemiş hızına rağmen, binek atı olarak değil arabaya koşulan at olarak kullanılır. Kontun gözde atı Lebed’i, seyislerin düzenlediği yarışta, arabaya koşulan bir at olarak geçmesi üzerine doğduğu ve büyüdüğü haradan gönderilen Holstomer’in bundan sonraki kaderi, efendisinin istediği işte kullandığı, canı sıkıldığında dövüp sövdüğü, hizmet etmekten başka üstün özellikleri olmasını kesinlikle affetmediği, hatta alıp sattığı köylülerinkine benzer. Zira yazarın hem başlıkta hem de öykü boyunca at için hızını, güçlü ve uzun adımlarını ifade eden keten ölçer anlamındaki Holstomer adını kullanırken, soy ağacından söz ettiği satırlarda yalnızca bir kez Birinci Köylü adını kullanması bu bakımdan anlamlıdır. At çobanı Nester’in sürüyü otlağa götürürken sırtına bindiği zamanlardaki düşüncesi kaderine boyun eğen, efendisine bağımlı yaşayan bir köylününkiyle aynıdır: “ (…) ve yan oturur sırtıma, her zaman yan; oysa o tarafım çok acır. Yine de, Tanrı ona iyilik versin, başkalarının zevki uğruna acı çekmek benim için yeni bir şey değil.”(1)
Bununla birlikte Holstomer, köylülerin aksine değerinin bilincindedir. Nitekim beş gece süresince etrafına topladığı genç atlara kendini tanıtırken: “Evet ben avcıların aradığı ve bulamadığı o Holstomer’im, ben gözdesi Lebed’i geçtiği için kontun harasından gönderdiği o Holstomer’im.”(2) sözlerini kullanır. Tolstoy’un dünyayı onun gözüyle gördüğü kahramanının ikinci geceye ait felsefi içerikli tiradı, hem hayvanların bakış açısıyla insan yaşamının hem de insanlar arasındaki ilişkilerin değerlendirildiği muhteşem bir bölümdür. Holstomer, insanlar için benim, onun sözcüklerinin ne kadar önemli olduğunu ve bu iki sözcüğü sürekli kullandıklarını fark etmiştir. Bu iki sözcüğün kendisini de etkilediğini kavradığında, bir canlı varlığın nasıl olup da bir başkasının mülkü haline gelebileceğini kabullenmekte zorlanır. Ama insanlardan gördüğü aşağılanma sonucunda içine kapanan ve gözlemler yapıp çıkarımlarda bulunarak bugününü hazırlayan olgunluğa ulaşan Holstomer, insan doğasındaki mülkiyetle ilgili bir çelişkiyi de yakalamıştır. “Pek çok kişi örneğin benim atım diyenler, bana binmiyor bambaşka kişiler biniyorlardı. Yine beni onlar değil başkaları besliyorlardı (…) İnsan der ki ‘bu ev benim’, ama asla orada yaşamaz, yalnızca yapımı ve el altında tutulması konusunda kaygılanır. (…) İnsanlar vardır öteki insanları kendinin sayarlar, oysa o insanları asla görmemişlerdir; bu insanlara davranışları yalnızca onlara kötülük yapmaktan ibarettir. İnsanlar vardır kadınları kendi kadınları ya da karıları sayarlar, o kadınlar ise başka erkeklerle yaşarlar. İnsanlar yaşamda iyi saydıkları şeyi yapmaya değil, mümkün oldukça daha fazla şey için benim demeye eğilimlidirler.”(3)
Tolstoy’un altıncı bölümü kaç yılında kaleme aldığını bilmemiz olanaksızsa da, Holstomer’in bu satırlarda dile getirdiği düşünceler bize birkaç türlü değerlendirme yapma olanağı sunuyor. Öncelikle mülkiyet kavramının sorgulanmasına dikkat etmek gerekir. Bir atın ağzından söylenen bu düşünceler, 19. yüzyılda Peterburg’ta ya da Moskova’da malikânelerde oturan ve gelir elde ettikleri topraklara hiç ayak basmamış, buna rağmen orada yaşayan köylülerin kaderleri hakkında karar verme yetkisini elinde tutan toprak beylerinin ve Rus soylularının büyük kısmının mülkiyet anlayışına karşı bir çıkıştır. 1880 ve 1890’lı yıllarda bu konuda pek çok yapıt ortaya koyan Tolstoy, okumaları sırasında bulduğu bir alıntıya yer verir: “Mantığım bana toprağın satılamayacağını dikte ediyor. Tanrı onu çocuklarına üzerinde yaşasınlar, ihtiyaç olunca geçinmek için işlesinler diye verdi, işgal ettikleri ve işledikleri sürece toprak üzerinde hakları vardır. Toprak tüm insanların ortak ve eşit oldukları bir servettir ve bu nedenle belirli kişilerin özel mülkiyeti de olamaz.”(4) Bu alıntı ya da Tolstoy’un kendi söylediği “Mülk niteliğinde toprak sahibi olmak doğaya en aykırı suçlardan biridir!”(5) sözü, Holstomer’in benim ve onun iyelikleri için söyledikleriyle edebiyat katında dile getirilir. Tolstoy’un doğanın, insan tarafından bozulmuş olan, kendi içindeki eşitliğine duyduğu inanç, aynı zamanda ahlaksal bir sorunsala da dönüşür. 1870’li yıllarda, Darwin’i okuyan Tolstoy, bir sayfada “İnsanın iyi kanununa uymaması kalıtsal. (Darwin haklı).”(6) şeklinde not alır.
Kendi İncilini yazmış, Tanrı inancıyla dolu Tolstoy’u ünlü İngiliz bilim adamı Darwin’le bağdaştırmak olanaksız gibi gözükse de, 18701890 yılları arasında Tolstoy dönemin ünlü Rus filozofu N.N.Strahov’la yazışmakta ve bu yazışmalarda Darwin’in adı sıklıkla geçmektedir. Tolstoy, Strahov’un Darwinizmin Tam Tekzibi (Polnoe oproverjenie Darvinizma, 1885) adlı makalesinden henüz yazılma ve yayımlanma aşamasındayken haberdardır. Strahov’un ileri sürdüğü düşünceleri onaylamasına rağmen, doğanın kendi içindeki adaletli işlerliğine büyük önem veren yazar, Darwin’in bilimsel çalışmalarına karşı olumsuz bir tavır içinde değildir. En önemli yapıtlarından olan Anna Karenina üzerinde çalışırken, 1874’te Darwin’in teorisini eleştirdiği Organizmaların Gelişimi Üzerineyi (O razvitii organizmov) kaleme alan Strahov’a makalesini çok beğendiğini ve yutarcasına okuduğunu belirtir. Ancak yazara göre bu çalışma, Darwin’in yeni sözü hakkında toplumda dolaşan düşünceyi değiştiremeyecektir, önemli olan nokta ise eleştirel bir çalışmanın değil olumlu bir çalışmanın er ya da geç değer bulacağıdır. 13 Şubat 1873 tarihli bu mektup, Tolstoy’un bilime duyduğu saygının bir göstergesidir.(7) Zira Tolstoy romanında kadın kahramanın ağabeyi Stiva Oblonski’nin ağzından Darwin’in 1871’de İ.M.Seçyonov’un çevirisiyle Rusya’da ilk kez yayımlanan İnsanın Türeyişi ve Eşeysel Seçme (The Descent of Man, and Selection in Relation to Sex) adlı çalışmasına “… eğer soyumuzla övüneceksek, bu durumda Ryurik üzerinde durmak ve ilk atamız maymunu yadsımak gereksiz demektir.”(8) diyerek gönderme yapar.
Bilim adamının 1872’de yayımlanan İnsanlarda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi (The Expression of The Emotions in Man and Animals, 1872) başlıklı kitabının da Holstomer’in yazılış sürecinde etkili olabileceği, ancak Tolstoy’un söz konusu kitapta ileri sürülen düşünceleri kendi bakış açısına göre yorumladığı düşünülebilir. Fomina’nın da çalışmasında9 üzerinde durduğu gibi, öykünün anlatıcısı kendine ait bölümlerde otlağa çıkan atların davranışlarını insanlarınkine benzeterek aktarır:
“Tüm bu gençlerin arasında en güzel ve elebaşı olan boz renkli yaramaz kısraktı. O ne afacanlık yaparsa diğerleri de yapıyordu. (…) İnsanlarda olduğu gibi neşeli bir ruh haline bürünmüştü. (…) Sonra nehrin öte tarafında uzakta çavdarların arasında saban süren bir köylünün üzerinde oturduğu gri renkli atın başını döndürmeye niyetlendi. Gururlu bir ifadeyle durdu, hafiften yan dönmüş halde başını dikleştirdi, silkindi ve tatlı, şefkatli bir sesle uzun uzun kişnedi. Bu kişnemede hem afacanlık hem duygu hem de bir parça hüzün hissediliyordu.” (10)
Benzer bir başka örneği:
“Kısırlaştırılmış alacalı yalamayı bıraktı ve kımıldamadan uzun uzun Nester’e baktı. Gülümsemiyor, öfke duymuyor, surat asmıyordu karnını iyice içine çekti ve nefesini ağır ağır bıraktı, başını çevirdi. At çobanı boynuna sarıldı ve dizginleri taktı. –Neden içini çektin? diye sordu Nester. Kısırlaştırılmış “Bir şey yok Nester” dercesine kuyruk salladı. (…) Bunun yardım etmeyeceğini bildiği halde yapılanların hoşuna gitmediğini ve bunu hep belli edeceğini ifade etmeyi gerekli görüyordu.”(11) şeklindeki satırlarda okuyabiliriz.
Rusya’daki köylü sorununun alegorik bir anlatımı gibi yorumlansa da, öykünün sonunda anlatıcının Holstomer’in yaşamı boyunca değer görmemesi, soyluluğunun yadsınması ve insanların her zaman hayvanlara yaptıkları haksızlıktan kaynaklanan kötü kaderi nedeniyle hissedilen trajik söyleminden bir anda natüralist bakış açısına geçerek hem onun hem de çok sevdiği sahibinin ölümünü doğadaki besin zincirinin parçası gibi sunması yine Darwin’in yapıtlarını çağrıştırır. Başka bir attan uyuz kapan yaşlı Holstomer iyileşmeyeceği gerekçesiyle öldürülür ve bedeni otlağın ötesinde bir yerde bırakılır. Şafak vakti bir anne kurt yavrularıyla cansız Holstomer’in yanına gelir:“(…) anne kurt birkaç inatçı hamle yaptı ve sivri dişli ağzını açıp büyük bir parça at etini yere bıraktı. (…) En küçük yavru kızmış gibi yapıp hırlayarak at etini altına aldı ve çiğnemeye başladı. Aynı şekilde dişi kurt hem ikinciye hem üçüncüye, beş yavrunun hepsine et verdi işte ancak bundan sonra dinlenmek için karşılarına geçip oturdu.”(12)
Holstomer’in bedeni dişi kurdun yavrularına besin olarak yaradığı gibi bir köylü de ondan geriye kalan kemikleri kullanmak üzere götürür. Anlatıcı okuyucuya kıyaslama olanağı sunmak amacıyla, yaşamı anlamsızlıkla dolu ve kendinden başka kimseyi sevmemiş olan bir zamanların yakışıklı şimdinin çirkinleşmiş subayı Serpuhovski’nin ölümünü de detaylı biçimde aktarır.
“Dünyayı gezmiş, yemiş içmiş Serpuhovski’nin bedenini toprağa oldukça sonra verdiler. Ne derisi ne eti ne de kemikleri bir şeye yaramadı. (…) Zaten uzun zamandır kimseye gerekli olmamıştı, uzun zamandır herkes için yüktü. (…) Moskova’ya götürmek, uzun zaman öncesinin insan kemiklerini kazmak ve yeni üniforma, temizlenmiş çizmeler giydirdikleri çürümüş, solucanlar kaynayan bedenini tam da burada gömmek ve tamamen toprakla örtmek zorunda kalmışlardı.”(13)
Bu son sahnede bir hayvanın doğanın işine yarayan ölümünün aksine insan bedeni, besin zinciri içinde yalnızca solucanlara yaramaktadır. Böylece Fransız yazar Zola’nın Deneysel Roman (Le Roman Experimental, 1880) adlı yapıtıyla edebi bildirgesini oluşturduğu natüralizmin sınırlarını zorlayarak acımasız bir gerçeği betimleyen Tolstoy, ister istemez, Darwin’in Solucanların Etkisiyle Sebze Gübresi Oluşumu (The_ Vegetable_ Mould_ Through_ The_ Action_ of_ Worms, 1881) adlı çalışmasında ulaştığı “Solucanlar dünya tarihinde, insanın ilk düşündüğünün aksine çok daha önemli rol oynarlar”(14) şeklindeki sonuca bir gönderme yapmış olur.
Edebiyatla bilimin eşsiz bir birleşimi olan Holstomerde, Tolstoy’un kendi yaşamıyla özdeşleştirdiği motif katmanlarının varlığı ise elbette göz ardı edilemez. Öyküyü bitirdiği ve yayıma verdiği 1885’te 57 yaşındaki yazar, artık ihtiyarlığın eşiğinden adım atmış bir kişidir. Anlatıcının Holstomer’in yaşlılığını anlatırken kullandığı: “Yaşlılık vardır görkemli, yaşlılık vardır iğrenç, acınası! Yaşlılık da vardır iğrençle görkemlinin bir arada olduğu. Kısırlaştırılmış alacalının yaşlılığı işte tam böyleydi.”15 sözleri kendi çevresinde gördüğü tepkinin bir yansıması olarak algılanabilir. Öykünün başlangıcında yaşlılık dönemiyle tanıştığımız bu ihtiyar alacalı ve cins at, haradaki diğer atlardan uzakta durur. Aslına bakılırsa onlar da bu attan uzak dururlar, hatta kaçık bir ihtiyar gibi gördükleri Holstomer’le bazen dalga geçerek iletişim kurmaya çabalarlar. Biçimci eleştirmen Şklovski “sürgündeki kral” olarak nitelediği Holstomer’in bu dışlanmışlığını, Tolstoy’un sosyal çevresiyle yaşadığı kopuklukla açıklar:
“Hüzünlü Kafkasya, Senatonun soylu kayıtlarının tutulduğu birimindeki koşuşturmacalar, uzun süreli başarısızlık, gücünü bilmenin verdiği gurur, Yasnaya Polyana yalnızlığı, köylülerin tarafını tutan kaçık konttan nefret eden komşularla tartışmalar, tüm bunlar ‘Holstomer’de var.”(16)
Şklovski, biyografik verileri yazarın tüm yaşamına mal ederken öykünün yazarın gözündeki değerini de ortaya koyar: “Lev Nikolayeviç soylu, dahi bir adamdır, ama hem yaşamda hem de edebiyatta alacalıdır; onun özel rengini, dünyadaki özel durumunu, tek olduğunu anlayamamışlardır. İşte bu nedenle öykü o kadar hüzünlü ve Tolstoy için o kadar değerlidir.”(17) Yazarın sanatında özel yeri olan Holstomer’in ilginç bir eleştiri aldığını da belirtmek gerekir. Öykü küçük bir grup içinde okunur. Tanya Bers, yani Tolstoy’un eşi Sofiya Tolstaya’nın kız kardeşi de bu grup içindedir ve öyküyle ilgili pek de olumlu bir düşünce ortaya koymaz. Kont V.A.Sollogub bir kadının gösterdiği tepkiyi fırsat gibi görerek Tolstoy’a bir mektup gönderir:
“Baldızınız, değerli kont, haklı. (…) Kısırlaştırılmış sözcüğü iğdiş, kastrat kadar kötü. (…) belki bunlar hara çalışanları için normaldir ama böyle şeyleri bilmeyen kesim yüzünü buruşturacaktır. Oysa sizin yeteneğiniz ince analiz ve detayların zarafetiyle dolu bir yetenek…”(18)Bir atın hem gençliğini hem yaşlılığını anlatan Holstomer, kısırlaştırılmış kahramanına rağmen, pek çok Rus ressamını etkilemiştir. Bunlardan biri ünlü animalist ressam N.Ye.Sverçkov’dur (18171898). Sverçkov’un tablosuyla ilgili bilgileri Tolstoy’un kızı Tatyana Lvovna’dan öğreniyoruz:
“Bir kış günü Moskova’daki evimize Lev Nikolayeviç için bir paket getirmişlerdi. Benden açmamı istedi. Birinde genç diğerinde yaşlı bir alacalı atın resmedildiği iki muhteşem suluboya karşısında duyduğum hayranlığı unutamam.
Elbette hemen bunun, Holstomer’in gençlik ve yaşlılık dönemlerinin resimleri olduğunu anlamıştım. (…) Lev Nikolayeviç tabloları büyük ilgi ve hayranlıkla incelemişti. Ama yaşamının o döneminde sanatsal kaygılardan uzaktı ve olabildiğince yalınlaşmaya çalışıyordu. Bu nedenle tabloları almak istemedi ve bana armağan etti. (…) Babam bana geldiği zamanlarda, sık sık tablolara odaklanıyor ve onlar hakkındaki düşüncelerini belirtiyordu. Yaşlı Holstomer’de ressamın acı çekmiş, sakatlanmış bir atın asaletini yansıtabilmesinin çok hoşuna gittiğini anımsıyorum.”(19)
Tatyana Lvovna’nın sözünü ettiği bu tablolardan biri, koşarken resmedilmiş genç Holstomer, bugün Kont Lev N.Tolstoy’un Moskova’nın Homovniki semtindeki müze evinde hâlâ asılı durur.Kaynakça:
Fomina, Yu.V.: Jivotnoe i çeloveçeskoe v povesti L. Tolstogo “Holstomer”: Semantika jesta, http://www.vestnik.vsu.ru/pdf/phylolog/2015 /03/2015-03-27.pdf, (Erişim tarihi: 12. 04. 2018)Şklovski, V. (1963): Lev Tolstoy, Moskva, İzd. TsK VLKSM, Molodaya Gvardiya.
Tolstoy, L.N. (2006): Ob istine jizni i povedenii, Moskva, Eksmo-Press.
Tolstoy, L.N. (1975): Sobranie soçineniy, tom 10, Moskva, Hudojestvennaya Literatura.
http://www.proza.ru/2015/06/07/1507 (Erişim tarihi: 11.04.2018)
https://pikabu.ru/story/animalist_sverchkov_4061792, (Erişim tarihi: 15.03.2018)
https://en.wikipedia.org/wiki/The_Formation_of_ Vegetable_Mould_through_the_Action_of_ Worms (Erişim tarihi 15.04.2018) http://rvb.ru/tolstoy/02comm/0031_1.htm (Erişim tarihi: 09.04.2018)
http://tolstoy-lit.ru/tolstoy/pisma/1873-1879/letter-52.htm (Erişim tarihi: 05.04.2018)

Sorry, there were no replies found.