Deniz: BOĞAZİÇİ BALIKLARI

  • Deniz: BOĞAZİÇİ BALIKLARI

    Posted by coffeist on 11 Temmuz 2024 at 15:36

    BOĞAZİÇİ BALIKLARI
    Şehir, Deniz, Balık ve İnsana Dair…

    Bugün, ‘küçük balık yoksa büyük balık da yok’, ‘İstanbul lüfere hasret kalmasın’, ‘yemiyorsak sebebi var’ gibi kampanyalar yapılmasını gerektirecek noktaya nasıl geldik?” “#BoğaziçiBalıkları” belgeselinin serüveni bu soruların yanıtlarını merak etmekle başlamıştı. #KarekinDeveciyan’ın yüzyıl önce yazdığı kitaptaki onlarca balık nereye gitmişti? Ve kaybolan, sadece #balıklar da değildi. Denizle iç içe bir şehrin kültürü yok olmuştu.

    “Önce #kıyılar gitti, ardından #sandallar,
    ardından #balıkçılar,
    derken koca bir kentin nimeti gitti…”

    Aslında bir zamanlar #İstanbul’da oldukça bol olan ve ekmek niyetine tüketilen balık, tarihin erken zamanlarından itibaren bu şehrin insanlarının kaderi olmuş. Zira İstanbul ve çevresindeki coğrafi şartlar adeta balıkların doğal üremesi, gelişmesi ve avlanması için özel fırsatlar vermiş. #Karadeniz’de beslenen balıklar, #Boğaziçi’nin girintili çıkıntılı kıyılarında oluşturulan #dalyanlarda avlanıp sonra özellikle #AltınBoynuz olarak adlandırılan Haliç içlerinde tuzlama, turşu, lakerda, kurutma, tütsüleme gibi tekniklerle işlenerek piyasaya tüketime sunulmuş. Bu nedenle balık asırlar boyu şehrin insanları için önemini korumuş. Kentte tarih boyunca basılan paralarda #yunus ve #palamut balığı figürleri sık sık kullanılmış. Özellikle kalkan, palamut, #lüfer, tekir, uskumru, #istavrit, barbun, levrek gibi öne çıkan Karadeniz ve Marmara balıkları İstanbulluların balık damak keyfinin önde gelen lezzetleri olmuş.

    1910-1927 arasında #İstanbulBalıkhanesi Merkez Müdürlüğü görevini yapmış olan Karekin Deveciyan’ın, yaklaşık bir asır önce kaleme almış olduğu ‘Balık ve Balıkçılık’ adlı eseri, alanındaki önemini korumanın yanı sıra bugün hâlâ farkında olmadığımız gerçeklere ışık tutuyor; aradan geçen 100 senenin artık geri getiremeyeceği balık zenginliğimizi tek tek ele alıyor. Denizlerimizde ve balıkçılıkta yaşanan sorunları giderek daha fazla hissetmeye başladığımız son zamanlarda, gelişmelere Deveciyan’ın metni perspektifinden baktığımızda göz ardı edilemeyecek gerçekler gündemin köpüğü arasından sıyrılıyor.

    Sualtı habitatı araştırmalarıyla ilgili bilim dünyasındaki en önemli dönemeç, #scuba teknolojisinin geliştiği 20. yüzyılın ortaları olmuştur. Artık daha uzun süre ve rahat koşullarda suyun altında kalabilen insan, balığı yalnızca türleri bakımından değil, davranış ve ekoloji alanında da inceleme olanağı bulabilmiştir. Tam bu noktada, filmin aksını oluşturmasını tercih ettiğimiz kitabın önemi ortaya çıkıyor: Deveciyan’ın kitabı kaleme aldığı dönem, insanoğlunun henüz ne denizler altında gezinebildiği ne de araştırma yapabildiği bir dönem, 20. yüzyılın başları. Böyle bir dönemde, Marmara Denizi ve İstanbul başta olmak üzere ülkenin deniz ve tatlı sularındaki yüzyıl önceki balık çeşitliliği ve bereketini ortaya koyan eserinde Deveciyan, #Osmanlıİmparatorluğu sahillerinde yaşayan her tür balığı çeşitli özelliklerine göre tasnif ederek ayrı başlıklar altında tek tek ele alıyor. Tanıtılan balığın şekli resmedilerek balığın biyolojik yapısı hakkında bilgi veriliyor, sonra balığın yaşam alanından, avlanmasından hatta hikâyesinden söz ediliyor.

    Yazar, kitabın sonuna konulan yaklaşık 50 sayfalık Türkçe-Fransızca/ Fransızca-Türkçe sözlükte balıkçılığın kültürel tarihine dair bilgiler de veriyor. Bu yönüyle kitap aynı zamanda balık, balıkçılık ve balıkçılara ilişkin verdiği tarihî ve kültürel bilgiler itibariyle sosyo-kültürel içerikli bir çalışmadır. (Yayınlandığı dönemde Avrupa bilim çevrelerinde de takdirle karşılanan kitap, İtalyan zoolog Ninni tarafından İtalyanca’ya da çevrilmiştir.)

    1868-Harput doğumlu Karekin Deveciyan’ın 1891’de Düyun-u Umumiye İdaresi’nde başladığı memuriyet hayatına, 1910’da İstanbul Balıkhanesi Merkez Müdürü, 1917’de Balık İşleri Başmüfettişi, 1922’de Balıkçılık Baş kontrolörü olarak devam etmesi deneyimlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkardığı “Türkiye’de Balık ve Balıkçılık” bize nasıl bir ekolojik geçmişe sahip olduğumuzu ve aslında nerede yaşadığımızı anlatan bir kitap olduğu için çok önemli. (1915 yılında İstanbul’da ‘Balık ve Balıkçılık’ ismiyle Osmanlıca; 1926’da ise ‘Pêche et Pêcheries en Turquie’ adıyla Fransızca basımı yapıldı). Kitap bugün sadece balıkçılık alanında değil, folklorik ve tarihsel anlamda da benzersiz bir eser olarak nitelendirilmektedir.

    Kitap yalnızca dönemine göre bilimsel bir kitap değil, günümüzde de bilimselliğini koruyan, benzeri olmayan bir kaynak yapıt. Başta “Balık Avcılığı ve Yemekleri” adlı kitabın yazarı #SıtkıÜner ve “Balık ve Olta”nın yazarı #AliPasiner olmak üzere pek çok balıkçılık yazarı, Deveciyan’ın kitabından kaynak olarak yararlanmış. İstanbul Ansiklopedisi’nin yazarı Reşat Ekrem Koçu da “Türkiye’de Balık ve Balıkçılık”tan övgüyle söz ediyor ve ansiklopedisinde bu kaynaktan fazlasıyla yararlandığını belirtiyor.

    #Belgesel filmin tarihsel bakışını dayandırdığı “Türkiye’de Balık ve Balıkçılık” adlı kitap, geçen zaman ve doğaya verdiğimiz zarar neticesinde #İstanbulBoğazı’nda bulunan pek çok balığın neslinin tükendiğini gösteren en somut kaynaklardan biri olma özelliğini taşıyor. Küresel iklim değişikliği sonucunda bir asır öncesine kıyasla tür olarak zaten azalmış bulunan balıklarımız daha da azalma ve hatta bazı türler yok olma tehlikesi altında. Çeşitli yerel, ulusal, uluslararası çalışmalar yapılıyor olsa da ekosistem içinde tüm yönleriyle denizlerin önemi gündeme gelme konusunda zorluk yaşayan bir alan. Bugün üç tarafı denizlerle çevrili olmasıyla övündüğümüz ülkemizde denizle ilişkimiz oldukça sınırlı. Kısacası “denize sırtımızı dönmüş” durumdayız.

    Aşırı avlanma (#trol ve #gırgır avcılığı), yasak avlanma ve dinamit ile avlanma balıkçılıktaki en büyük sorunlar. Çevre örgütlerinin yürüttüğü kampanyalar çerçevesinde tahrip edici balıkçılık ve aşırı avlanmanın Akdeniz’i ve Türkiye’nin deniz kaynaklarını ciddi ölçüde tehdit ettiği vurgulanıyor; özellikle yavru balık avının endişe verici biçimde arttığını anlatabilmek amacıyla çalışmalar yapılıyor. Ülkemizde insanlar maalesef denizlerin ve balık türlerinin korunması konusunda yeterince bilinçli değil (Bir sivil toplum örgütünün anket sonuçlarına göre halkın yüzde 88’i deniz kirliliğine tanık olmasına rağmen yüzde 85’i hiçbir şikâyette bulunmuyor. Ankete katılanların yarısı denizlerimizin temiz olduğunu düşünüyor).

    #Kirlilik önlenemeyen bir hızla artıyor. Tüm uyarılara rağmen denize atık su deşarjı engellenemiyor. Boğazdan geçen gemilerin özellikle petrol artıkları içeren sintine bırakmasının önüne geçilemiyor. İstanbul Boğazı’nın su altı habitatı çölleşiyor. Yılda 50 binin üzerinde geminin geçtiği İstanbul Boğazı’nda 12 metre derinliğe kadar yaşaması gereken bitki ve hayvanlar yok oluyor.

    Özetle, kirlilik ve yanlış avlanma günümüzdeki gibi devam ederse 2048’de pek çok balık türünün tükenmesi bekleniyor.

    Eğer insanlar doğaya karşı hoyratça ve saygısızca davranışlarını sürdürürlerse, denizler bir yaşam ortamı olmaktan çıkacak. 80 kuşağı olarak isimlendirilen bizim kuşağımızın yaşam süresinde bile bu kadar çok kaybolan balık türünün olması, çocuklarımıza balığın ne olduğunu ancak fotoğraflardan gösterebileceğimiz bir çağa doğru sürüklendiğimize işaret ediyor….
    ************************************************
    Boğaziçi Balıkları belgeseli künyesi:
    Yönetmen: Bahriye Kabadayı & Burak Dal
    Yapım Yönetmeni: Bahriye Kabadayı & Burak Dal
    Görüntü Yönetmeni: Koray Kesik
    Kurgu: Burak Dal
    Seslendiren: Suha Çalkıvik
    Danışman: Enis Rıza Sakızlı
    Yapım: TARÇIN FİLM
    Yapım Yılı: 2013
    Süre: 56 dk
    Film Gösterim Linki: https://vimeo.com/419275862

    coffeist replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: coffeist
BOĞAZİÇİ BALIKLARI Şehir, Deniz, Balık ve İnsana …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now