ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU’NUN GÜZELLİĞİ YA DA “ÖTEKİ” OLARAK “GÜZEL” VE “ÇİRKİN”
-
ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU’NUN GÜZELLİĞİ YA DA “ÖTEKİ” OLARAK “GÜZEL” VE “ÇİRKİN”
ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU’NUN GÜZELLİĞİ YA DA
“ÖTEKİ” OLARAK “GÜZEL” VE “ÇİRKİN”*Makale Yazarı: Prof. Dr. Hasan Erkek
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2013) 14. sayıda yayımlanmıştır.
#Güzellik, insanların ortaya koyduğu bir kategoridir ve büyük oranda algılamayla ilgilidir. Doğada varlıklar güzel ya da çirkin oldukları için değil, oldukları için vardırlar. Başka işlevleriyle (üreme, atmosferi temizleme, birbirini dönüştürme vb.) varlık ve önem kazanırlar. Bir kurbağanın kariyer planları arasında prens olmak yoktur. Büyük bir olasılıkla çirkin ördek yavruları da, günün birinde, güzel birer kuğuya dönüşme hayali kurmuyorlardır.
Hans Christian Andersen Çirkin Ördek Yavrusu masalını, ördeklerin ve kuğuların yaşantılarını anlatmak için değil, insanların “güzellik-çirkinlik” anlayışına dayalı olarak gelişen acı-tatlı bir serüveni anlatmak için yazmış olsa gerek. Mehmet Zorlu Vakfı’na bağlı olarak çalışan #ZorluÇocukTiyatrosu da bu masalı, yeni bir yorumla Çirkin Ördek Yavrusu Müzikali adıyla sahneledi. #Müzikal, seyircilerden büyük ilgi gördü. Bugüne kadar otuz bin seyirciye ulaştı. Üç uluslararası festivale katıldı. Ulusal ve uluslararası düzeyde dört ödül aldı. (Çirkinlik ve güzellik kavramları insanları ilgilendiriyor anlaşılan.)
Yazarların yaşamlarıyla yapıtları arasında her zaman doğrudan bir ilişki bulmak kolay değildir. Ancak, Andersen’in yaşamıyla yazdığı Çirkin Ördek Yavrusu masalı arasında çarpıcı benzerlikler göze çarpıyor. Bu masalı niçin ve nereden hareketle yazdığına dair dikkat çekici ipuçları bulabiliyoruz.
1805-1875 yılları arasında #Danimarka’da yaşamış olan Hans Christian Andersen, dünyaya tek çocuk olarak gelmiş. Büyük bir olasılıkla bütün tek çocuklar gibi yalnızdı ve akranlarıyla iletişim kurmakta güçlük çekiyordu. (Kendini, dışlanmış olarak da algılamış olabilir mi?..) Çocukluğunun ve okul yıllarının karanlık ve karamsarlık içinde geçtiği belirtiliyor.
Bir #ayakkabıcınınoğlu olarak doğmuş. Ancak babasını 11 yaşındayken kaybetmiş. Annesiyle birlikte #temizlikçilik yapmış. (Tek çocuk psikolojisine bu yoksulluğu, yetimliği ve annesinin toplumda pek de saygın olmayan işini eklersek fotoğrafın üzerindeki sisler biraz aralanmıyor mu?..)
Babasının eğitimi orta düzeydeymiş ancak annesi eğitimsizmiş. Babaannesi, ailelerinin yüksek sınıfa mensup olduğunu söylermiş. Ancak araştırmacılar bu konuda herhangi bir kanıt bulamamışlar.
Bazı araştırmacılar, Hans Christian Andersen’in, büyük bir olasılıkla, Kral Christian VII.’nin gayrı meşru çocuğu olabileceğini ileri sürüyor. Adındaki Christian da bu yönlü bir işaret olsa gerek. Nitekim, #KralFrederick, Andersen’in gençliğinde ona özel bir ilgi göstermiş ve eğitim giderlerinin bir bölümünü karşılamış. (Kendisinin çok değerli olduğunu, bulunduğu ortama yüksek bir yerden düşmüş olduğunu, sahip olduğu değerin anlaşılmadığını düşünmüş olabilir mi?..)
Gençliğinde, Kral’dan aldığı bir ödenekle, Avrupa’yı dolaşmış. Bu gezi sırasında, 1841’de İstanbul’a da uğramış. (Acaba İstanbul’un güzelliği üzerinde düşünmüş müdür? Yazacağı Çirkin Ördek Yavrusu masalının bir gün İstanbul’da müzikal olarak sahnelenebileceğini hayal etmiş midir?..)
2011 yılında, Mehmet Zorlu Vakfı yetkilileri, tanınmış bir dünya masalından bir oyun hazırlayıp sahnelememizi istediklerinde, uzun okumaların ve araştırmaların sonucunda Çirkin Ördek Yavrusu masalında karar kıldık.
Ancak bu masalı seçmemizdeki nedenlerle Andersen’in demeye çalıştığı içerik arasında epeyce farklılık var. Onun için de, masala yeni bir yorum getirmeye çalıştık. Hem içeriğini hem de biçimini büyük oranda değiştirdik. Daha da ileri giderek onu yeniden yazdık. Adını da Çirkin Ördek Yavrusu Müzikali koyduk.
Yaşamında da kaynaklarını bulduğumuz gibi, Andersen’in yaşadığı yıllarda #soyluluk hala revaçtaydı. Bir dayanağı olmamakla birlikte babaannesinin ailelerinin yüksek bir sınıfa mensup olduğunu söylemesi (demek ki bunu arzu ediyor, öyle değil mi?) de bunun bir kanıtı değil mi? Masalında da, ördekler sıradan “kul”ları, kuğularsa doğuştan soylu olanlara karşılık geliyor. (Hayvanlar, onları güzelliklerine göre ayırdığımızı bilse, hakkımızda ne düşünür acaba?..) Nitekim masalda, kuğulardan söz ederken “#soylukuşlar” diyor.
Andersen’e göre (tabii geleneksel anlayışa göre) sıradan insanların arasına da düşse soylu biri, o soyluluğundan bir şey kaybetmez. (Aynı anlayışa göre, çamurun içine düşen altın altınlığından ne kaybeder?) “Kuğu yumurtasından çıktıktan sonra ördekler arasına doğmanın ne önemi vardı!” diyor masalın bir yerinde. Bu gerçeğin er geç ortaya çıkacağı inancını yerleştirmeye çalışıyor (bunda biraz da kaderci bir yön yok mu?). Sakın ola ki, bize benzemeyen biriyle alay etmeyelim, belki de o bizden daha yüksek bir sınıfa mensuptur, belki de soyludur, demeye getiriyor. Çir kin ördek yavrusu, sonradan beyaz bir kuğuya dönüşürse (yani soylu olduğu anlaşılırsa) yanılmış oluruz, mahcup oluruz, diyor yazdığı masalla. “Kıssa”sından payımıza düşmesi gereken “hisse” bu.
Bu anlayış, aristokrasinin egemen olduğu feodal kültürün ve merkezi krallığın baskın olduğu çağlara aittir. İnsanlık için böylesine katı, hiyerarşik sınıfsal bir yapının korunduğu dönemler için geçerli olabilir. Demokratik bir toplum düzeni özlediğimiz günümüz için aynı mesajları vermek hiç doğru olmayacaktı. Hele de çocuk seyirciler için. Bu nedenle yeniden yazdığımız Çirkin Ördek Yavrusu Müzikali metninde çeşitli değişiklikler yaptık.
Her şeyden önce, müzikalimizde, Çirkin Ördek Yavrusu büyüyünce beyaz bir kuğuya dönüşmüyor. Yanlışlıkla ördek yumurtaları arasına karışmış kuğu yumurtasından çıkıyor ama siyah bir kuğu yavrusu olarak dünyaya geliyor. Büyüyünce de siyah bir kuğu oluyor. Üstelik dünyaya gelirken çirkin olmadığı gibi büyüyünce de güzelleşmiyor. Sarı ördek yavruları, onu, siyah renginden dolayı, farklı olduğu için çirkin buluyorlar. Böylece, çocuk seyircilere, dolaylı olarak, sanatsal bir dille şunu söylemeye gayret ettik: “Birinin haklarını korumamız, ona saygı duymamız için bize benzemesi, hele de güzel olmasına gerek yoktur. Bizden farklı, başka bir renkte olsa da ona saygı duymalıyız. Bunun için büyüyüp beyaz bir kuğuya dönüşmesini beklememeliyiz.”
Öte yandan, ‘farklı olan’ı çirkin olarak görmemizin altında, çoğunluğun “norm”larının yattığını ortaya koymaya çalıştık. Çünkü Çirkin Ördek Yavrusu (siyah küçük kuğu yavrusu) çoğunluğunu sarı ördek yavrularının oluşturduğu toplulukta, tek kalıyor ve farklı görünüyor. Bu nedenle de “#öteki” konumuna düşüyor. Oysa, siyah ve beyaz kuğuların yanına gidince, “norm”alleşiyor ve onlara benzediği için “güzel”leşiyor. (Benzer bir durum zenciler için de geçerli değil mi?) Nitekim oyunun sonunda, çocuklar, kuğuların arasına katılmış olan bu genç kuğuya “Güzel Kuğu Yavrusu” adını veriyorlar.
Yaptığımız, önemli bir başat değişiklik de, Çirkin Ördek Yavrusu’nun cinsiyetinde oldu. Masalda, erkek iken, müzikalimizde dişi yaptık. Çünkü bugün bile kadınlarla erkekler arasındaki sosyal eşitlik hâlâ sağlanabilmiş değildir. Kadınlar, “öteki” olmaktan kurtulamamış, toplumda hak ettikleri konuma kavuşamamıştır. Hâlâ yeterli saygıyı görmemektedirler, erkek egemen bir toplumda. Çirkin Ördek Yavrusu’nun hem siyah hem de dişi olması, onun “öteki”leşmesini güçlendiriyordu.
Bununla da yetinmedik, Çirkin Ördek Yavrusu’na bir sanatçı kimliği biçip diktik. Müzikalimizdeki bu yeni kişileştirmeye göre, ördek ailesi, evcilleşmiş, çiftliğin hizmetine girmiş ve hayatlarını üretim işlevine endekslemişti. Anne Ördek’le Baba Ördek, bu doğrultuda, ezbere dayanan, katı bir eğitim anlayışına sahipti. Yavrularını, dar bir çerçevede, aşırı bir disiplinle yetiştiriyorlardı. Oysa, Çirkin Ördek Yavrusu, özgür ruhluydu. Eski şarkıları ezberlemek, ördek sürüsü halinde yürümek yerine yeni şarkılar söylemek, özgürce uçmak ve uzak ülkeler keşfetmek istiyordu. Yüzmeyi, dans etmeyi ve şarkı söylemeyi önemsiyordu. Böylece, “öteki” olma durumu daha da pekişmiş oluyordu.
Sahnelemede de bu konseptimizi koruduk. Ördek ailesinin üyelerini tiyatro bölümü mezunu oyuncular oynarken, Çirkin Ördek Yavrusu da dâhil olmak üzere, kuğuları opera bölümlerinden mezun oyuncular oynuyorlar. Onların dansları, ördeklerin danslarına göre daha rafine, şarkıları ise opera tarzına daha yakın. (Zaten opera da sanatlar içinde, en uçta kalan, biraz da “öteki”leştirilmiş bir sanat değil mi?) Böylece, toplumdaki hatta sanat çevresi içindeki “öteki”leştirmeye de dikkat çekmiş olduk.
Müzikalimizin sonunda, kuğuların görüş açısından ördeklere bakılıyor. Algılamanın değişmesiyle, “öteki”lerin hakkı teslim edilmiş oluyor. Dışlananlara itibarları iade ediliyor ve hak ettikleri saygın yere kavuşuyorlar. Ancak buradan da kuğuların üstünlüğü öne çıkarılmıyor, farklılıkları belirtiliyor. Farklılıkların “çirkinlik” olmadığı, “zenginlik” olduğu vurgulanıyor. Anlatıcı Kelebek “demek ki her şey bir algılama konusu” diyerek bitiriyor sözlerini.
Müzikalimizin sonundaki epilogda (sondeyiş) ise, doğada zaten var olan farklılıkların uyumu ilkesinin, kültürün sonucunda oluşmuş olan toplumda da egemen olması için çağrıda bulunuyor sanatçılarımız.
“I. YARIM KORO: Her şey büyük, her şey küçük, Peki, önemli mi küçüklük ve büyüklük?..
II. YARIM KORO: Her şey uzun, her şey kısa hayatta, Her şeye rastlanır her boyutta.
I. YARIM KORO: Üçgen, kare, dikdörtgen, Küp, piramid, beşgen, altıgen.
II. YARIM KORO: Her şey renkli, her şey desenli Buruşuk, düz, şekilsiz, şekilli
I. YARIM KORO: Siyah, beyaz, kırmızı Mavi, yeşil, sarı.
II. YARIM KORO: Her şey benzer, her şey farklı, Hepsi güzel, herkes haklı.
I. YARIM KORO: Kim öteki, kim beriki, Değerlidir her ikisi.
KORO: Farklılık var, çirkinlik yok doğada, Farklılık zenginliktir, dışlama.Her şeyi iyi bilelim, iyi tanıyalım,
Her şeyin, önemini, yararını anlayalım.Sevemesek de, her şeye saygı duyalım,
Uzak durmayalım, bu uyuma uyalım…Kendimizi tanıyalım, gücümüzü keşfedelim,
Engelleri aşalım, onları alt edelim.Herkesle birlikte, herkesle iç içe,
Biz de kanat açalım, özgürlüğe, sevince…Her şey güzel şu hayatta, farkına varalım
Herkes özel bu dünyada, unutmayalım…Haydi, uyalım biz de doğaya
Birlikte yaşayalım saygıyla”Umarım, bir gün, soyluluk kategorisi gibi, güzellik ve çirkinlik kategorilerini geride bırakır, hiç değilse haklar bakımından daha eşitlikçi, daha demokratik bir toplum düzenine kavuşuruz. (O kültürün yaratılması için işe çocuklardan başlamaya değmez mi?) Sanatın güzelliği bu konuda işlevsel olabilir belki.
#masal #çocuktiyatrosu #HansChristianAndersen #siyahkuğu #çirkinlik #soyluluk #birlikteyaşamak

Sorry, there were no replies found.