ÇEKİNGEN, TUTUK, SAYGILI BİR RUH: RAİF EFENDİ

  • ÇEKİNGEN, TUTUK, SAYGILI BİR RUH: RAİF EFENDİ

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 09:47

    “ÇEKİNGEN, TUTUK, SAYGILI” BİR RUH: RAİF EFENDİ*

    Makale Yazarı: Tuba Emircan Çetok

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim / Aralık 2018, 36. sayıda yayımlanmıştır.

    Onunla ilk tanışmam #İstanbultrafiğinde, bir otobüs yolculuğuna rastlar. Her zamankine oranla biraz daha sakince olan #otobüste, buna rağmen yine oturacak yer bulamamış fakat ayakta seyreden insan sayısının azlığından memnun hâlde bir yer belirlemiştim. Memnun ve sıkkın. Yeni bir kitaba başlamanın en ufak bir heyecanını dahi hissetmiyordum. İhtimal, yine insanlara dargın; donuk ruhlara öfkeli idim. İçimdeki homurdanmayı kitapla susturmak ve yarım saatlik yolu anlamlı kılmak adına o ilk sayfayı açtım. Bir romanın ilk sayfası her zaman etkileyici olmayabilir. O, başkaydı! Rüyadaymışım da bir çimdikle irkilmişim gibi. Anlatıcı, Raif Efendi diye birinden bahsediyordu. İnsanlar içinde bir insan, sakin, sıradan… “Hatta pek #alelade, hiçbir hususiyeti olmayan, her gün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimiz insanlardan biriydi. Hayatının bildiğimiz ve bilmediğimiz taraflarında insana merak verecek bir cihet olmadığı muhakkaktı.” (s. 11)

    Raif Efendi çalıştığı şirkette #Almancamütercimliği yapan “sessiz, sedasız, allahlık bir adamdır.” (s. 18) Ve bu sessizlik kendisine öyle yapışmıştır ki çoğu çalışan doğru dürüst lisan bildiğinden bile şüphe eder. Ufak bir nezlede hemen evine kapanan, dışarı çıktığı zaman kat kat yün fanilalar giyen, kulaklarına ve boynuna atkılar dolayan bu #basitadam neden bir akşam paltosunun düğmelerini açarak rüzgâra karşı yürür? Daima sarıp sarmaladığı tenine dokunan kar tanelerini o gece niçin umursamaz?

    Raif Efendi, birçoklarının bay ve bayan olarak anıldığı bir dönemde hâlâ eski usulle “#efendi”denilen, isminin ardından gelen unvanla daha en başından ötelenen, kimselerle samimi ilişkiler kurmayan bir adamdır. O âdeta görünen yaşama tutunamayandır. Toplumla sağlıklı bir iletişimde bulunmayan Raif, #bedbin ve #ümitsiz bir ruhtur. Ömrünün birkaç ayı müstesna gerçek manada kimseden #sevgigörmemiş, özellikle babası tarafından ihmal edilmiştir.

    Raif, içinde bir ruh taşıdığını kimselere göstermek istemez. Sanki bedeninde bir ruhtan ziyade, artık kütle hâlini almış bir cisim, kimsenin delip geçemeyeceği kalınlıkta bir duvar vardır. Onun ruhu adeta meçhul kişiler tarafından eritilmiş de bir kalıpta dondurulmuş gibidir. Öyle ki bir akşam kendisini ziyarete gelen anlatıcımıza “İçim sıkıldı galiba” demesi bile şaşılacak şeydir zira Raif Efendi gibi duygu yoksunu bir adamın iç dünyasından bahsettiği görülmemiştir. Bakışlarında hiçbir hayrete, öfkeye veya heyecana yer vermeyen bu adamın içinin sıkılıyor olması onun da bir ruh, hem de tanınmaya, irdelenmeye değer bir ruh taşıdığının göstergesi olabilir mi? Belki de anlatıcımızın düşündüğü gibi “hakikaten basit ve içerisi bomboş” (s. 36) bir adam değildir.

    “Daima biraz beceriksiz ve mahcup bir çocuk” (s. 48) olarak tanınır Raif. Realiteden ziyade #hayaldünyasında yaşayan bir çocuktur üstelik. Hayalleri, hareketleriyle büyük bir tezat teşkil edecek kadar da cesurdur. Bazen #JulesVerne’in bazen #AleksandrDumas’ın #romankahramanları kılığına girerek türlü maceralar yaşar. Cesurca hayallerini yazıya geçirme hevesine kapıldığında ise çok çabuk vazgeçer çünkü içinde birikenleri “herhangi bir şekilde olursa olsun dışarıya vurmak korkusu” (s. 49) yakasını bırakmaz. Bu ürkekliğini çok sonraları yenecek ve işte o gün hayatının en mühim kısmını yazıya dökecektir.

    Dünyaya sanki bir köşeden insanları seyretmek için gönderilmiş gibi duran Raif’in çekingenliği etrafı tarafından yanlış anlaşılmasına hatta aptal yerine konmasına sebeptir. Sınıf arkadaşlarının tüm kabahatleri üstüne yıktıkları, hiçbir vakit kendini müdafaa cesareti gösteremeyen ve saklandığı kuytularda ağlayan bir çocuktur o. Anne ve babasının “Yahu sen kız olacakmışsın ama yanlış doğmuşsun” (s. 48) dedikleri cinsten bir çocuk.

    Raif, etrafındaki insanlarla değil, satırlarda tanıştığı roman kahramanlarıyla bir yaşam sürmektedir. Babası onu #sabunculuk öğrenmesi için Almanya’ya gönderdiğinde sevindiği tek şey, şimdiye kadar romanlarda rastladığı kişileri bu diyarlarda bulabilme ihtimalidir. Fakat hakiki hayat sahnesi, kurduğu hayaller kadar olağanüstü değildir. “Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olamayacağını” birkaç ay içinde anlayacaktır. Bir müddet sonra idrakine varır ki #Avrupa’nın da İstanbul yahut Ankara’dan farkı yoktur. Sokaklar daha temiz, girip çıktığı mağazalar daha bakımlı ve insanlar daha sarışın. Raif aynı ruhu farklı şehirlere taşır durur.

    Almanya’ya gelene dek ruhunu siyah bir perdenin ardında saklayan Raif, tek bir kişinin bu perdeyi aralamasına izin verir: #MariaPuder. Bir kadından hoşlandığını hisseder gibi olunca kaçacak delik arayan, hayatında hiçbir kadının hatta annesinin gözlerine bile dikkatle baktığını anımsamayan Raif, gezdiği sergilerden birinde Maria Puder adlı bir ressamın otoportresine rastlar. Tabloyu gördüğü o esnada, kadınlardan kaçtığı her dakikadan intikam almak istercesine ısrarlı gözlerle seyreder resmi. Seyretmez, gözlerini tabloda bırakır. Artık zihninde, hayalinde yalnız Maria Puder’in beyaz teni, kumral saçları ve siyah gözleri vardır. Kadın, Raif için hem “maddilikten uzak, yaklaşılmaz bir mahluk” (s. 58) hem de muhayyilesinde dokunduğu kadınlarla “en usta âşıkların bile aklına gelmeyecek sahneler” yaşadığı bir varlıktır. Bununla birlikte Maria Puder’le değil bir aşk sahnesi düşlemek, bir dost gibi oturup konuşmanın hayalini kuracak mecali bile bulamaz. #Puderintablosu, Raif’in boş ve manasız akıp giden ömrüne bir süre için amaç katmış ve ona yaşamak sevincini aşılamıştır. Varoluşuna bir mana yüklemek arayışı, Puder’in resmiyle nihayete ermiş ve o insanı, hayattaki lüzumsuzluğundan kendisini çekip çıkaracak insanı, bulduğunu hissettirmiştir.

    Maria Puder’in gülüşüne muhatap kılındığında “bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi” karşısında şaşkındır. (s. 72) Küçüklüğünden beri saadeti israf etmekten korkan ve Maria yanındayken eli ayağına dolaşan bu adam, Behçet Necatigil’in ifadesiyle çekingen, tutuk ve saygılıdır. Maria’yı etkileyen de herkesin aptallık olarak nitelediği bu çekingenlik ve utangaç hâllerdir aslında. Onun karşısında edilgendir, “hakkında verilecek hükmü bekleyen bir maznun gibi”dir. (s. 117) Hayatta yalnız yürüyebilecek kabiliyette olmayan ve daima bir desteğe muhtaç bulunan Raif Efendi, onunla yaşadığı birkaç ay, gün denen mefhumun bile farkında olmaz. Etrafında olup biten her şeyle alakasını keser ve varlığını yalnız ona verir.

    Maria’nın #Atlantik’te yanına geldiği ve konuştukları o gece Raif’in ruhunu gizlediği o siyah perdeyi araladığı ilk gecedir. Onu tanıyana dek tüm insanlardan kaçan bu tutuk adam, o gece rast geldiği her insanla sarmaş dolaş olmak, herkesi öpmek arzusuyla dolar. “O zamana kadar bütün insanlardan esirgediğim alaka, hiç kimseye karşı tam manasıyla duymadığım sevgi sanki hep birikmiş ve muazzam bir kütle hâlinde şimdi bu kadına karşı meydana çıkmıştı.” (s. 87) O gece çocukluğundan beri ilk defa hayatının sebepsizliğini ve boşluğunu düşünmeden belki ilk defa bu denli bahtiyar bir uykuya dalar.

    Maria Puder, Raif’e bir ruhu bulunduğunu hatırlatan kişidir. Şimdiye kadar kendisine bile söylemekten çekindiği taraflarını, Puder’in gözleri önüne seriverir. “Bir insana ilk defa kendimden bahsettiğim için bütün çıplaklığımla, hiçbir şeyi örtbas etmeden görünmek istiyordum” diyen Raif, artık siyah perdesini aralamakla kalmamış, ruhunu o saklı köşeden çekip çıkarmıştır. Cinsiyet temelli bir ilişki de değildir bu, bilakis “kalben söyleşen bu iki insan” (Yılmaz: 2018: 638) öncesinde kimseye açmadıkları ruhlarını birbirine açar. Biyolojik olarak çoğalmak oldukça basit bir mevzuuyken Raif ve Maria çifti ruhsal olarak da bütünleşip çoğalan talihli âşıklar silsilesine isimlerini kazırlar. İçinde tüm dünyayı kucaklayabilecek kadar sevgi taşıyan Raif, o yaşa değin biriktirdiği her türden sevgiyi Maria’da harcar sanki. Onda harcadığı bu sevgiye siyah kaplı bir defterden ve defteri sobaya atmayı reddederek Raif’in içini görmek isteyen anlatıcıdan başkası şahitlik etmez.

    Bir defter bir ruh taşıyabilir mi? Alelade sayfalar toplamı olmaktan öte, Raif Efendi’nin ruhunu; bir vakitlerin coşku ve tutkuyla bezenmiş ruhunu, Maria’dan sonra buzdan bir kütle hâlini alan ruhunu yansıttığı bir defter. Yazılış hikâyesi de mühimdir mahut defterin. Raif Efendi’nin senelerden beri dalmış olduğu derin uykuyu imgeler. Hayatının en renkli hatıralarını siyah bir cildin içinde bırakmış olması da kayda değer. Zira Raif Efendi tıpkı bu defter gibi sıradan, hatta kimsede tanıma arzusu uyandırmayacak kadar sıradan bir görünüşe sahiptir. Hâlbuki derisinin altında çokça heyecanlar sakladığı, onun da bir sergüzeşti olduğu bu cildi kaldırınca görülecektir. Ahmet Cemil’in mai hayallerle başlayıp siyah bir realiteyle nihayete eren ömrünün aksine; Raif Efendi’nin ömrü siyah başlamış, siyahlarla sonlanmış, belki birkaç ay mailiğin tadına varmıştır. “Tek çizgili sahifelerde, iri ve intizamsız harfler, gayet acele yazıldığı belli satırlar” (s. 43) Raif Efendi’nin Maria’dan sonraki hissiz hayatına veda edişidir. Bir gün Ankara sokaklarında rastladığı o iki kişinin Raif’i tüm uyuşukluğundan çekip aldığının ve onulmaz bir pişmanlığa düştüğünün ispatıdır. Herkesten saklanan ruhun, satırlara dökülüşüdür.

    Şimdi ben her otobüs yolculuğumda değil elbet ama görünüşte bende alaka uyandırmayan bir insana rastladığımda Raif Efendi’yi hatırlar ve o insanın ruhunu merak ederim. Hakikaten basit ve bomboş olmadıklarını, zihinlerinin türlü çatışma veya arzulara sahne olduğunu, onların da özlediğini, ağladığını, sevmek ve sevilmek ihtiyacıyla tutuştuğunu düşlerim. Çünkü “Dünyanın en basit, en zavallı, en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!…” (s. 38)

    * Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Doktora Öğrencisi.

    KAYNAKÇA:
    -Ali, Sabahattin, Kürk Mantolu Madonna, YKY, İstanbul, 2013.
    -Dinçer, Duygu, ‘‘Kürk Mantolu Madonna’da Aşk, Bağlanma ve Toplumsal Cinsiyet’’, Susturulamayan Ses Sabahattin Ali, Hece Özel Sayısı, S 253, 2018.
    -Yılmaz, Ebru Burcu, ‘‘Bilinçlerarası Yolculuğun Romanı: Kürk Mantolu Madonna’’, Susturulamayan Ses Sabahattin Ali, Hece Özel Sayısı, S 253, 2018. #çekingen #tutuk #saygılı

    romankahramanlari replied 2 years, 1 month ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
“ÇEKİNGEN, TUTUK, SAYGILI” BİR RUH: RAİF EFENDİ* …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now