Çalık Kerim: Köyün Kamburu
-
Çalık Kerim: Köyün Kamburu
Köyün Kamburu*
Makale Yazarı: Hülya Deniz Ünal
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2018, 35. sayıda yayımlanmıştır.
“Yalnızlıktan hoşlanan ya vahşi bir hayvandır ya da tanrı.”
#Aristoteles#HalitRefiğ, “Tüm edebiyat tarihinde büyüklüğü #KemalTahir’le kıyaslanabilecek tek kişi #Shakespeare’dir” der. Kemal Tahir’in ölümünün ardından hapishane arkadaşı #AzizNesin de “Bir fırtına dindi!” demiştir.
Kemal Tahir, #KöyEnstitüsü çıkışlı yazarlardan, köye ve köylüye farklı bakış açısıyla ayrılır.
“#KöyünKamburu” #1959 yılında yayımlanmıştır. Tanzimat’tan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar uzanan zaman içinde, kırsal kesimdeki toplumsal değişmeyi konu alır. Toprak ağalığının ortaya çıkış nedenleri üzerinde durur. Günümüzde mekân, olay örgüsü ve sıfatlar değişse de etrafımız Çalık Kerimlerle doludur. Tam altmış yıl önce ülke insanının varacağı noktayı görebilmek, ancak iyi bir romancı ve yazar sezgisine sahip olmakla açıklanabilir.
#Nietzsche’den ödünç alarak söylersek: “Kendi dünyasını kazanır dünyayı kaybeden.” #Çorum ve #Çankırı hapishanelerinde uzun süre yatmış olan Kemal Tahir; Köyün Kamburu’nda, yaşamadığı bu bölgeyi, parmaklıklar arkasında tanıdığı ve dinlediği insanlar üzerinden, imgeleminde canlandırarak romanlaştırmıştır. Çorum şivesini de hayranlık uyandıracak bir ustalıkla kullanmıştır. Dile hâkim olan düşünceye de hâkim olur, ki öyle de olmuştur.
Köy yaşamı içinde bir insanın yalnız kalması mümkün müdür? Kemal Tahir bu romanında edebiyat sosyolojisi ve psikolojik açıdan incelenmesi gereken bir konuyu ustalıkla yazmış ve çözümlememiz için dolaşık bir yumak hâlinde önümüze bırakmıştır.
Köyün Kamburu, toplumun genel yaşayışı bağlamında sosyolojik veriler, bilgi ve belgeler barındıran önemli bir romandır. #YakupKadriKaraosmanoğlu’nun “#Yaban” romanı da öyledir. Yedek subay olarak katıldığı 1. Dünya Savaşı’nda bir kolunu kaybeden Ahmet Celâl, bir paşa oğludur. Daha otuz beş yaşına basmadan kendisi için her şeyin bittiğini hissetmiş, kolunu kaybetmiş, umudunu da yitirmek üzereyken bir köye bağlanmak, tutunmak istemiştir. Emir eri Mehmet Ali’nin çağrısıyla gidip onun köyüne yerleşir. Tanıdığı tek kişi Mehmet Ali’dir. Köylü için de Ahmet Celâl bir “yaban”dır, yabancıdır. Bir büyük yalnızlığa düşmüş “yaban” olarak kalacaktır. Çalık Kerim ise Ahmet Celâl’in tam tersi bir kişiliktir. İki karakter arasında kalmış, hangisini yazacağıma karar verememişken şunu düşündüm: Yaşantımız o kadar çok Çalık Kerim barındırıyor ki içinde. #Makyavelist bakışa sahip insanlardan oluşan bir ordu var karşımızda. Ahlaki çöküntüye uğramış bir kalabalığa karşı ilkelerine sahip çıkmaya çalışan Ahmet Celâl’in hakkını teslim ederek, Çalık Kerim’i irdelemeye yöneldim.
Çalık, babasının, anasını öldüresiye dövmesi nedeniyle yedi buçuk aylık doğmuştur:
“Ebe karılar uzun zaman kanı kesmekle, sonu almakla uğraştılar. Doğan oğlanın yıkanıp tuzlanması, kundaklanıp yatırılması da pek kolay olmadı…”
Aynı gün köylülerden yediği dayak sonrasında babası öl(dürül)müştür. Doğduğu zaman bir hilkat garibesi, sonrasında da kamburdur. Bunun için çocuğa Çalık Kerim denir. Annesi, cin basmış olduğu düşünülen bir babanın hiç durmadan öldüresiye dövdüğü, zaten sakat bir kadın olan Ayşe’dir. Ayşe’den doğan kambur ve Çalık Kerim’e herkesin acıyarak bakacağı, onu adam yerine koymayacağı bellidir. O nedenle yaşam yolunun, herkesinkinden daha çetrefilli olacağı açıktır.
Ama benim değineceğim konu, kahramanın yalnızlığıdır. Jaspers’e göre, insan kendisi hakkında bildiğinden ve bilinenden her zaman daha fazladır. İnsan karmaşık bir yapıysa eğer, Çalık çok daha karmaşıktır. #Jung’un “dışadönük duyusal tip” tanımlamasına harfiyen uyar. Gerçekçi ve pratiktir, aklına koyduğunu yapar. Zevk ve heyecan verici şeyleri sever ama duyguları yüzeyseldir. Dış dünyadan gelen uyaranlara dönük yaşar. Buna bağlı cinsel sapmalar sıkça görülür. Salt bir gerçekliğe ve nesnelliğe sahiptir. Zevk ve keyif verici şeylere odaklanır, güzel kadınlara ilgi duyar. Hiçbir şey için kendini üzmez. Bir denemeden diğerine kolayca geçer. Çalık Kerim, kendine özgü yapısı içinde birçok özelliği barındırmakla birlikte belki de Türk romanında az olan ‘kötü’ye çok iyi bir örnektir. İnsan durduk yerde kötü olur mu sorusunun yanıtını da köyün kamburu Çalık’ın yolculuğunda sorgulamamız gerekecektir.
Çalık Kerim, ağaların yanında çoban olarak çalışırken hayatı öğrenir. Bir süre sonra köyün ileri gelenleri, O’nu medreseye gönderir, okusun, hafızlık öğrensin ve adam olsun diye. Çalık Kerim, Hafız Kerim olarak köyüne döner. Annesi bile oğluna; sevdiği için değil, hafızlık yaparak elde ettiği paraların yerini öğrenip sahip olmak isteğiyle yaklaşmaktadır. Kendisinden beklentileri olanların aksine Kerim’in, kendinden başka kimsesi yoktur.
Seferberlik yıllarıdır. Bir yanda fakirlik, bir yanda eşkıya baskısı yoğundur. Hafız Kerim, kendine bir silah alır, talimler yapar ve keskin nişancılığı öğrenir. Bu arada para kazanmanın yollarını da aramaktadır. Çalık Hafız’ın köylü üzerinde bir etkisi yoktur. Bir gün köye eşkıya gelir, köylüyü toplar, “İçinizde okuma-yazma bilen var mı?” diye sorar. Eşkıyadan bir name getirmiştir. Okuma yazma bilen yalnızca Çalık Hafız’dır. Köylünün 500 lira haraç vermesini istemektedir. Çalık Hafız, kimsenin tahmin dâhi edemeyeceği bir cesaretle, eşkıyanın adamına çıkışır. “O Musa Çavuş eşkıyasının canına okurum.” diyerek karşı koyar. Adamı köyden kovar.
Bu herkesin gözü önünde olur, herkesi şaşırtır. Onun hakkındaki kanaatler değişmeye başlar. Çalık Hafız bir kahramana dönüşür. Eşkıya da köyü basmaktan ve köylüden haraç istemekten vazgeçer. Çalık Hafız’ın namı dokuz köye yayılır. Ezberi çok güçlüdür, bir halk hikâyecisi konumundadır. Köydeki çocuklara, gençlere masallar, hikâyeler ve cenkler anlatır. Kadınlara sarkıntılık, çapkınlık, köydeki evlilik dışı ilişkileri herkese anlatmak, tehdit ve röntgencilik de ilgi alanı içerisindedir. Güçlü olmak üzere yola çıkmıştır, köylüyü saf bulmakta, zekâsına güvenmektedir. Zengin ve güçlü olma yolundadır ve amaca giden her yol mübahtır.
“Çalık Hafız köye tellal çağırttı, bundan böyle köylünün pazara götüreceği bütün malları pazardaki değeriyle alacağını, pazardan satın alınan öteberiyi de gene pazar fiyatına satacağını, eğer o hafta fiyat değişikliği olmuşsa bunun farkını da hemen ödeyeceğini bildirdi. Böylece erkeksiz evlerin karısı kızı, şuncacık şey için kasaba yerinde, itin köpeğin ayağı altında kalmaktan kurtulacaktı. Ayrıca harman zamanı ekinle, bağ bozumunda üzümle kırkım ayının keçi kılı, yapağısı ile ödenmek üzere isteyene defterine yazıp dilediğini verecek… Paradan yana sıkışanlara borç defteri açacaktı. İlk zamanlar köylü, bu işi pek umursamamış, eski alışkanlıkla gene Çorum’un Çarşamba pazarına gidip gelmişti. Yavaş yavaş durum kendiliğinden değişti. Bir çocuk koşturup, para pul vermeden öteberi almak, Narlıcalıların o kadar kolayına geldi ki, kasaba pazarına kimse inmez oldu. Komşu köyler de Çerçi Hafız’a alışmışlardı. Birkaç ay önce, gördükleri malın yarısını dağıtabilen Kürt hizmetkârlar, artık geriye hiç bir şey getirmiyorlar, buna karşılık sepetleri yumurta, kuru üzüm, zahire ile doldurup dönüyorlardı.”
Köylünün içinden önemsenmeyen, sakat biri olan Çalık Kerim’in, ilkin medreseye giderek Çalık Hafız’a, daha sonra tefecilik ve karaborsacılık yaparak Çalık Ağa’ya dönüşmesi romanda ustalıkla verilmiştir.
I.Dünya savaşının çıkmasıyla köyün erkeklerinin çoğu askere alınmış, kadınlar yalnız kalmıştır. Durumu fırsat bilerek kadınlara sarkıntılık eder ve onlar da kolayca buna razı olur. Kemal Tahir’in söz ettiği ahlaki yozlaşmanın altında yatan, ekonomik ve sosyal yapının bozulmasıyla bağlantılı olan çöküntü, bu’dur. Köyün kamburu olarak alaya alınan ve babası da zaten cinlenerek ölmüş olan Çalık Kerim namussuzdur da köyün diğer erkek ve kadınları çok mu namusludur?
Erken doğan, durmadan kocasından dayak yiyen sakat bir anneyle psikolojisi bozuk bir babadan doğan çocuk, büyüyünce aynı babası gibi köyün sırtına kambur, sorunlu, hilekâr mı olacaktır? Yazar, bu sorunun yanıtını okuyucunun yorumuna bırakmıştır.
Çalık Kerim’in kamburu bir kötülük yumağını temsil ediyor. Bir açıdan, Parpar’ın annesine attığı dayak ve yaptığı işkencelerin sonucu olarak görülebilir. Ancak imgesel olarak bir acı deposuna benzetilerek sembolize edilmiş, ağalığa yükseliş dönemindeyse kocaman bir kötülük yığınına dönüşmüştür.
Romandaki kişiler sürekli konuşuyor, kendi kendilerine, birbirleriyle… Roman bu konuşmalarla ilerliyor. Betimlemeler, konuşmalar üzerinden veriliyor. Bu, bir roman tekniği olmanın yanı sıra, büyük bir yalnızlığın sonucu olarak algılanabilir. Roman kişileri belki de yazarıyla birlikte birbirlerine ses vererek yalnızlıklarını azaltıyor olabilirler.
12 yıl hapiste yatmış bir yazarın roman kahramanlarının, yalnız insanlar olması hiç de sürpriz sayılmaz. Hadi biraz ileri gidelim ve soralım: Kemal Tahir aynı yörede geçen üçlemelerini bile, roman kahramanlarını mekânlarında yalnız bırakmamak için yazmış olmasın? Kim bilir?Köy ve köylü gerçeğine ilişkin sosyolojik veriler içeren bir roman. Köy romanının çok iyi bir örneği. Türkülerden de yararlanıyor: “Şeker olsam karışsam / senin içtiğin suya…” Aklıma ister istemez “nerede bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım” diyen Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu getiriyor.
Kaynakça
Tahir, Kemal, Köyün Kamburu, İstanbul, İthaki Yayınları, Ekim 2010.
Jung, Carl Gustav, Keşfedilmemiş Benlik, Barış İlhan Yayınevi, 2013.
Sorry, there were no replies found.
