C.’NİN HAYATINDA KADINLARIN ROLÜ
-
C.’NİN HAYATINDA KADINLARIN ROLÜ
C.’nin Hayatında Kadınların Rolü*
Makalenin Yazarı: Elif Kutlu [1]
*Bu makale, Roman Kahramanları dergisinin 9. sayısında (Ocak/Mart 2012) yayımlanmıştır.
Aşk orada öyle, bir kaya gibi, durmaz;
Hep yeni baştan, ekmek gibi, yeniden yapılmalıdır.
Ursula K. Le GuinTüm tüketim nesneleri gibi aile, aşk ve cinsellik gibi kavramlar da modernleşmenin açgözlülüğünden nasibini almıştır. Kutsal aile söyleminin yerine bugün kolayca dağılıp kurulan, bireysel hayattan daha uzun süreli olmayan ilişkiler yumağı geçmiştir. Daha açık söylemek gerekirse ailelerin uzun ömrünün/ölümsüzlüğünün/kalıcılığının ifadesi olan aile albümleri yerini silinebilen, tekrar tekrar kayıt yapılmasına olanak sağlayan video kayıt cihazlarına bırakmıştır.[2] Ölümün bile ayıramayacağı düşünülen sevgilerden alınan tatmin tükenince karşılıklı olarak vazgeçilen ilişkiler haline gelmiştir. Modernleşme ile birlikte kalıcılık, ölümsüzlük, süreklilik gibi değerlerin yitip gittiği aşikâr. Birbiri için var olduğuna inanılan sevgiler yerini güvensiz, belirsiz, geçici ve sıradan ilişkilere bırakmıştır.
Modernleşmenin bu açmazları C.’nin kendini kurma sürecinde kendini sık sık gösterir. Freudcu bakış açısıyla cinselliğin öz-benliğin keşfedilebileceği temel yer olduğu düşünülürse, C.’nin tüm deneyimleri onun neyi aradığının göstergesi olabilir. Şaşı Kadın, Ayşe ve B. C. aslında ne aradığını bilen biri. Gerçek sevgiyi aramaktadır ancak bu sevgi odipal bir sürecin ürünü. Anne sevgisi tatmamış olduğundan teyzesine duyduğu sevginin benzerini arıyor: Anne/sevgili kadını. Aradığı bu kadın ne kadar yakınında olursa olsun ona ulaşma süreci o kadar zorlaşıyor. C.’nin aradığı kendi gibi biri ya da zaten kendisi. Vıcık vıcık ilişkilerden tiksinmiş, her şeyin bir sırası olduğunu düşünen[3] anlayışa karşı. Kadınları bir deney hayvanı gibi gören erkeklerden değil C. ve bu nedenle “sıcak sevgiye değil etini satmaya giden kadın”lardan değil aradığı. Onun aradığı tensel hazdan ibaret değil. Çünkü C. bu durumun -her şeyin birer tüketim nesnesi haline gelmesinin farkındalığıyla- doyumsuzluğa sebep olduğunun, her defasında yeni deneyimlere gebe olduğunun farkındadır.
Onun aşk kavramında anne-baba ya da diğerlerinin yeri yoktur. C.’ye göre önemli olan birbiri için var olduğuna inanmaktır. Bu nedenle anne-babanın/diğerlerinin ne düşündüğü önemli değildir. Ayşe’nin anlamak istemediği şeyin temelinde bu durum yatar. Bu nedenle kadın ailesinden her bahsedişinde C. ona “Sen kimsesi yok bir kızsın” der. Zaten C.’nin aradığı sadece iki kişiden oluşan ve sevgi üzerine kurulu bir dünyadır. Bu nedenle onun kadının ebeveynlerini önemsemesi beklenemez. Öte yandan C.’nin -içinde yaşadı-ğı modern toplum temel alınırsa- asıl “problem” tabulara/toplumsal kurallara/toplumun değer yargılarına karşı çıkmasında yatar. Bu nedenle C. bu toplumsal yapı içinde onu anlayacak kadını arama süreci içine girer. Bu süreçte, amacının diğerlerinden farklı olması nedeniyle daha büyük yalnızlıklarla baş etmeye çalışır. Ancak onun için bu sorun değildir, zaten onu anlamayan ve onun gibi olmayan insanlara yabancılaşmıştır. Onun için önemli olan aradığı şeyi bulma çabasıdır.
Güler ve B.
C. büyüsü bozulmuş modern dünyanın yöntemlerini kullanır. Bulduğunu zannettiği kadını büyülemek için türlü yöntemler kullanır: Tıraş olur, saçlarına çekidüzen verir; pırıl pırıl olur. Tüm bunlar ona kendi benliğinden çıkmış olduğunu hissettiren bir iğrenme duygusuna sebep olsa da yaptıklarını sevdiğini sandığı kadını etkilemek için yapar. Oysa bilir ki, yaptıkları sadece “et yığınlarını” etkilemeye çalışan, “her şeyin sırası var” diyenlerin eylemleridir.C. en çok alışmaktan korkar. Bulduğunu sandığı bu kadınla, Güler’le, hep aynı masada buluşmaları, garsonun onlara hep aynı içeceği getirmesi ve oturdukları masaya gelip bıraktığı gazetenin aynı olması onu korkutur. Bu korku yarının belirsizliğinden kaynaklanan bir korku değildir. Bu korku, modern insanın düş kırıklıklarından kaçınmak istediği için alışkanlıklardan uzak durması gibi bir şey değildir. Bu düpedüz C.’nin özgürlüğe olan tutkusundan kaynaklanır. Çünkü C. bilir ki bu alışkanlıklar onun özgürlüğüne ket vuracak, seçme şansını ortadan kaldıracaktır. C. bu alışkanlıkları “tadı denenmiş durum” olarak adlandırır. Burada tüketilen hazzın vaat edilen ve beklenen standarda uygun olmamasının ya da yenilik duygusunun alınan keyifle birlikte yavaş yavaş ortadan kalkmasının[4] tedirginliği hissedilmektedir. İşte C.’nin korkusunun diğer sebebi budur. C. aldığı hazzı alışkanlığın sebep olduğu eskimişlikle yitirmek istemez, çünkü o an yanındaki kadın, bulduğunu sandığı kadındır.
Zamanla Güler’in gerçek düşüncelerini belirtmesiyle durum değişir. Güler’in “küçük hayalleri”[5] C.’nin aradığı kadının Güler olmadığını anlamasını sağlar. Çünkü C.’nin aradığı ilişkide sevdiği kadın ve ondan başka hiçbir şeyin önemi yoktur; nesnelerin de, kişilerin de. Bu nedenle Güler’in hayalindeki evin gerçek yüzünü açığa çıkarır: “İçinde oturanları tanıyorum. Erkek en yakın lisede İngilizce öğretmeni. Karısı, onunla evlenmek için okulunu yarıda bıraktı. Sevişerek evlendiler. İki çocukları var. Biri kız biri oğlan. Erkek akşamları eve elinde paketler, kesekâğıtlarıyla döner. Yemek yerler. Çoğu geceler adam ya öğrencilerin yazılı ödevlerini düzeltir ya da gazete okur. Arada “Bu yıl kömür kıtlığı olacakmış!” diye mırıldanır. Kadının kucağında hep yamanacak bir şeyler bulunur. Kocasına bakar. “Uğrunda fakülteyi bıraktığım bu rahatına düşkün adam mıydı?” diye düşünür. Sonra dalar. Bir gün okula giderken otobüste bir genç gözünün içine bakmıştı. “Neden kaşlarımı çattım ona, diye hayıflanır, onunla belki başka türlü olurdu.” Ya birlikte uyudukları yatak… Erkek karısının değiştiğini, okula yeni verilen tarih hocasını düşünür. Kadın otobüsteki gençledir…”[6] C.’nin anlattıklarının gerçekliği sorgulanır ancak onun, Güler gibi, hayata pembe gözlüklerle bakmadığı açık. Güler bu durumu kötümserlik olarak nitelese de C., Güler’in düşünün sonunun bir dram olduğunun farkındadır. Güler’i tanıyan C. yeni arayışlara yönelir, çünkü artık sevişmelerinin bile başkaları eşliğinde yapılacağının ve bunun “gerçek sevgi” kuramına uymadığının farkındadır. Bu kuram bir zamanlar, gizlenmesi için her şeyin yapıldığı özel yaşam sırlarının günümüzde televizyon şovlarında bile haykırılarak ifşa edilen, topluma[7] bir başkaldırıdır.
Ayşe ve B.
C.’nin aradığı anlık hazlar değildir. Çünkü insanlar arasındaki bağ sürekli çaba ve zaman zaman özveriyle işleyen bir yapıda olmalıdır.[8] Aksi takdirde bu ilişkiler de insanların tüketim nesneleri ile ilişkisinde olduğu gibi haz verdiği sürece muhafaza edilen bir yapı ya bürünür. C. bu durumdan kaçınmak çabasındadır. Tekrar karşılaştığı Ayşe’nin aradığı kadın olduğunu düşünmeye başlar. Çünkü Ayşe ötekilerden farklıdır: “Ötekiler bu yıkanmış, arınmış, yosun kokulu havayı yataklarına gelsin diye beklerlerdi.”[9] Oysa Ayşe’nin -onun olduğu sahilde olması nedeniyle- milyonlarca kadından aradığı olduğu fikrine kapılır.
Oluşacak iki kişilik toplumlarının evliliğe ihtiyaç duymadığını belirten C., evliliğin onun kurmak istediği yapılanmayı sarsacağı görüşündedir. Çünkü daha önce de anlattığı gibi, evliliklerde taraflar birbirine yabancılaşırken, onları buluşturan/birleştiren tek ortak noktaları sevişmeleri olur. Yine aynı nedenle C., eli paketlilerden olmak niyetinde değildir. Eli paketlilerden kastı, maddiyatın hüküm sürdüğü sevgi görüntüleridir. Evliliğin yıkıcı yanından kaçmak isteyen C. ve Ayşe çözümü farklı odalarda yatmakta bulurlar. Böylece iki kişilik toplumları sağlam kalacak ve sevgilerini yitirmelerine sebep olabilecek bedensel koyvermişlik gizli kalacaktır. Ancak yine de ilişkileri etraflarındakiler tarafından yadırganır. Çünkü bu “toplumsal kurallara ve aile yapısına aykırıdır.” Bu grup aile kavramının içini boşalttığı halde, ona bir değer atfetmektedir. İşte C.’nin başkaldırdığı düşünceler bunlardır.C. ve Ayşe kendilerini aralarında bulundukları gruptan izole etmeye çalışsalar da ortaya Ayşe’nin aşamadığı/aşamayacağı asıl sorun çıkar: Ayşe’nin ailesi. C. yine/yeni bir alışkanlığın pençesine düştüğünü düşünürken Ayşe anne-babasına ilişkisini nasıl anlatacağı sıkıntısını yaşamaya başlar. Tarafların giderek yabancılaştığı görülür. Her ne kadar C. hayatında onun için önemli olan her şeyi Ayşe’ye anlatmışsa da, bu alışkanlıkları gizlememiş, C.’yi Ayşe’den uzaklaştırmıştır. Ayşe ise C.’yi tanıdığından onu terk eder. C. alışılmışlığın yükünü üzerinden atarak rahatlar. Çünkü C. aile gibi içi boşaltılmış bir değerin içinde yok olmaktan kaçınmaktadır. Ayrıca bu yapı içinde alacağı iğreti/içi boş rollerin onu güvensizliğe ve belirsizliğe iteceğini de düşünmüş olabilir.
B.
C. hayatına giren diğer kadınlarla birlikte B.’ye de rastlamış ancak yanlış seçimlerinin sonuçlarını yaşamak zorunda kalmıştır. C. en sonunda B.’nin aradığı kişi olduğunu anlamış olsa da onu bulup bulamadığı belirsiz bir şekilde bırakılmıştır. C.’nin hayatına giren her kadın, onun kendisini gerçekleştirmesi sürecine katkıda bulunmuştur. C.’nin teyzesinden başlayarak B.’yi bulmasına kadar geçen süreçte C., çocukluğunda yatan sorunları aşmayı başarmıştır. Bu durum kimi zaman sorunlarının merkezinde yatan babası ile yüzleşmesini kimi zaman da yine babasından kaynaklanan cinsel utangaçlıklarını aşmasını sağlamıştır. C.’nin B.’yi bulma süreci aslında kendini gerçekleştirme serüveninin ta kendisidir.Sonuç
Modernleşen hayatın insanları yozlaştırdığı, tutsak ettiği görülmekte, bu sürecin maddiyatı ön plana çıkarak maneviyatı unutturduğu, anlık hazlarla oyaladığı görülmektedir. Bu durum toplumsal yapıda temel taşlar haline gelen kavramların içinin boşalmasına ve anlamsızlaştırılmasına/anlamı dışına çıkmasına neden olmuştur. C. gibi kişiler ise bu süreçte ancak içinde bulundukları ortama yabancılaşarak kendilerini koruyabilmiştir. Yine de hastalıklı düşüncelerin arasında “gerçek sevgiye” ulaşmayı amaç edinen C. hastalıklı muamelesi görmüş uyumsuz bir kişilik olmaktan kendini kurtaramamıştır. Buna rağmen kadınlarla kurduğu ilişkiler üzerinden kendini gerçekleştirme sürecinde önemli bir süreci aşmayı başarmış, aradığı asıl şeyin peşinden koşmaya başlamıştır; B.’nin/ kendinin.Kaynaklar
Yusuf Atılgan, Aylak Adam, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2011.
Anthony Elliott, Charles Lemert, Yeni Bireycilik: Küreselleşmenin Duygusal Bedelleri, Sel Yay. 2011.
Zygmunt Bauman, Bireyselleşmiş Toplum, çev. Yavuz Alogan, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2011.
Ali Büyükarslan, “Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam Romanı ve A…’dan C.’ye Roman Kişisi”, http://turcologie.u-strasbg.fr
Sema Özher, “Çağdaş İnsanın Tutamak Arayışı: Aylak Adam”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:16, Sayı:1, ss.121-129.[1] Elif Kutlu, Kocaeli Üniversitesi, Felsefe Yüksek Lisans.
[2] Zygmunt Bauman, Bireyselleşmiş Toplum, çev. Yavuz Alogan, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2011, s.196.
[3] “Önce el tutulur, sonra öpülür, sonra memeler okşanır, en son etekliğin altı gelir.” [Yusuf Atılgan, Aylak Adam, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2011, s.33]
[4] Bauman, age., s. 195.
[5] “Üç oda, bir mutfak, sevdiğim adam, biri kız biri oğlan iki çocuk…”
[6] Atılgan, age., s. 76.
[7] Anthony Elliott, Charles Lemert, Yeni Bireycilik: Küreselleşmenin Duygusal Bedelleri, çev. Başak Kıcır, İstanbul: Sel Yayınları, 2011, s. 150.
[8] Bauman, age., s. 195.
[9] Atılgan, age., s. 103.#C #AylakAdam #YusufAtılgan #ElifKutlu #Kadın #aşk #seks #sex #Ayşe #UrsulaKLeGuin

Sorry, there were no replies found.