Bücür Osman Adlı Öyküsünde Şiddet Ögesi

  • Bücür Osman Adlı Öyküsünde Şiddet Ögesi

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 12:53

    Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazarı Mevlüt Kaplan’ın
    “Bücür Osman” Adlı Öyküsünde Şiddet Ögesi*

    Makale Yazarı: Prof. Dr. Ali Gültekin

    *Bu makale Roman kahramanları dergisi 13. sayısında  (Ocak/Mart 2013) yayımlanmıştır.

    Bu çalışmada, Çağdaş Türk Edebiyatı yazarı Mevlüt Kaplan’ın “Bücür Osman” adlı öyküsünde şiddet öğesinin yazar tarafından öyküye nasıl monte edildiği, bunun küçük yaşlardaki çocuklarda nasıl psikolojik bir etki bırakabileceği, onları nasıl etkileyebileceği ve onlarda nasıl bir ruhsal bozukluğa sebebiyet verebileceği gösterilmeye çalışılarak, bu alanda çalışmalarda bulunan edebiyat bilimcilerin, psikologların ve eğitimcilerin görüşlerinden de yararlanılarak söz konusu eser, okuyucuya yönelik inceleme yöntemiyle analitik olarak irdelenmeye çalışılacaktır. Burada amaç, okuyucu psikolojisini ön plana alıp eserin başarısını o psikolojiyle bağlantısına dayandırma olacaktır.

    Esere şöyle bir göz attığımızda, kitabın içinde yayım tarihinin bulunmadığını, Özgür Eğitim Yayınları tarafından kültür dizisi adı altında yayımlandığını ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca uygun bulunup 01.08.1993 tarihi ve 2144 sayılı Tebliğler Dergisi ile çocuklara tavsiye edildiğini görebiliyoruz. Eserde dikkati çeken diğer önemli bir nokta ise, kitabın dış kapağında eserin adının “Bücür Osman” olduğu halde, kitabın iç sayfasında “Yetim”, alt başlığının ise parantez içinde “Bücür Osman” olarak yazıldığıdır.

    20 Haziran 1930 tarihinde Konya’nın Akşehir ilçesi Ökes Köyü’nde dünyaya gelen çocuk ve gençlik edebiyatı yazarı Mevlüt Kaplan, şiir, öykü ve makalelerini Kaynak, Yeni Ufuklar, Yücel, İmece ve Kıyı dergilerinde yayımladı. Kaplan’ın yaşamı boyunca şiir, masal, anı, öykü, roman türlerinde yazdığı, hazırladığı ve derlediği yaklaşık yüz elli civarında eseri bulunmaktadır (bkz. Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, 2001, s.461). Çocuklar için yazdığı eserler için çeşitli dernek ve belediyelerden toplam iki ödül alan Mevlüt Kaplan, kitaplarında genellikle “sevgi, barış, dostluk ve özgürlük” konularını işlemiştir.

    Bu çalışmamızda ele aldığımız “Bücür Osman” ya da diğer adıyla “Yetim”de yazar Kaplan, küçük okuyucularına öksüzlerin, kimsesizlerin yaşam öykülerini aktarmayı amaçlamaktadır. Yazara göre toplumumuzda, çocuk sevgisinin ne olduğunu bilmeyen insanlar vardır. Yine “Bücür Osman” ya da diğer adıyla “Yetim” öyküsünden günümüz çocukları, diğer bir ifade ile geleceğin yetişkinleri öykünün başkahramanı Bücür Osman’ın yaşamından ders almalıdır. O, şimdi çok küçüktür ve Anadolu’daki binlerce çocuktan sadece biridir. Yaşam koşullarının ağır sorumluluğunu onun güçsüz omuzlarını adeta çökertmektedir.

    Bütün bunların yanında Osman’ın dünyasını karartan, onun yaşamını mahveden, yaşamı ona çekilmez kılan şiddet olgusu dikkati çeker eserde. Bu olgunun, bazen Kötülü Ağa’dan bazen onun hanımlarından ve özellikle de Fettah ve Zakir adlı iki oğlundan kaynaklandığı görülmektedir.

    İnsan psikolojisinde evrensel olarak iki güçlü dürtünün varlığından söz edilmektedir. Bunlardan biri cinsellik, diğeri ise şiddettir (Polat, 2001, s.12). Balcıoğlu’nun da belirttiği üzere, şiddet ve saldırganlık doğuştan gelen, bütün canlılarda ortak olan, öğrenme ile değişmeyen evrensel bir içgüdüdür (Balcıoğlu, 2001, s.37). Toplumda pek çok boyutta kendini gösteren şiddet olgusu, yazarımız Mevlüt Kaplan’ın incelediğimiz bu eserinde de kendini yoğun şekilde hissettirmektedir.

    Eserde olayın geçtiği yer, Sultan Dağları’nın eteklerinde yer alan Takkeli Köyü’dür. Havası, suyu, ormanı ve doğal güzellikleri ile çok güzel olan Takkeli Köyü’nde en büyük dert köyün ağası Köstülü’dür. Köstülü köyün en zenginidir. Zalim, kötü yürekli, halkın sırtından geçinen Köstülü Ağa’nın iki karısı ve her yönüyle kendisine benzeyen Zakir ve Fettah adında iki oğlu vardır. Ağa yıllardır yanında kapı kulu olarak çalışan Garip Ömer’in ölümüne neden olmuş, yine Köstülü’nün kapısında çalışan, saçını sakalını onun kapısında ağartmış, doğruluğu ve dürüstlüğü nedeniyle köy halkı tarafından çok sevilen biri olan; ancak her zaman ezilenin yanında, ezenin karşısında yer alan Şeker Dede’yi bile köyden kovar. O da, oğlu ve gelini ile birlikte komşu köy Ortaca’ya göçer. Burada bir torunu dünyaya gelir. Adını Osman koyarlar. Bir süre sonra Osman’ın babası koleradan ölür. Onun hemen ardından da annesini kaybeden küçük Osman dedesi ile yaşamak zorunda kalır. Osman, hem annesiz hem de babasız kalmıştır. Şeker Dede torununu mutlu etmek için her şeyi göze alır ve elinden geldiğince ona bakmaya çalışır. Günler böyle geçerken Şeker Dede de hayata gözlerini yumar. Osman artık yapayalnız kalmıştır. Dedesinin ölümünden sonra Osman Ortaca’da kalmak istemez ve Takkeli Köyü’ne döner. Takkeli’de herkes ona bücür der. Öksüz Bücür de tıpkı dedesi gibi Köstülü Ağa’nın ocağına düşer.

    Osman Köstülü’nün nasıl birisi olduğunu bildiği halde, onun yanında işe girer; çünkü başka çaresi yoktur. Köstülü Ağa’nın yanında ilk iş olarak bostanı bekler. Ancak başında iki azılı bela vardır. Bunlar Köstülü’nün iki oğlu Zakir ve Fettah’tır.

    Zakir ile Fettah’ın aklından kötü şeyler geçiyordu. Bir gün karar verdiler:

    “Bu gece bostana gidelim. Bücür’e bir tuzak kuralım. Onu bir güzel marizleyelim”, dediler (Kaplan, s.29).

    Balcıoğlu’nun ifade ettiği gibi “şiddet kelimesi genel anlamda aşırı duygu durumunu, bir olgunun yoğunluğunu, sertliğini, kaba ve sert davranışı nitelendirir” (Balcıoğlu, 2001, s.129). Moses ise “Şiddet çoğu zaman ya içgüdüsel ya da yalnızca çevre etkenlerinden kaynaklanan bir davranış olarak görülmektedir” derken, hem kişinin yaşadığı çevrenin hem de o çevrede yaşayan kişi ya da kişilerin bir başka kişi ya da kişilere uyguladığı şiddeti kastetmektedir (Moses, 1996 s.23). Burada çevre faktörünü oluşturan mekân, Osman’ın yaşadığı Takkeli Köyü, Köstülü Ağa’nın evi, tarlası, koyun ağılı ve değirmeni; kişiler ise, bizzat Köstülü’nün kendisi, çocukları ve iki hanımıdır.

    Örneğin; Fettah ve Zakir, Osman’ın yaptığı hiçbir şeyi beğenmez, onu sudan sebeplerle azarlar ve ona işkence etmekten büyük keyif alırlar. Geceleri ikide bir bostana ve koyun ağılına gelirler, Bücür’ü yerli yersiz döverler. Köstülü’nün oğulları Fettah ve Zakir’in Osman’a karşı uyguladığı şiddeti yazar Kaplan, öyküde şu şekilde dile getirir:

    “Zakir ile Fettah bu kez de geceleri ağıla gelmeye başladılar. Her gelişlerinde kırdıkları yumurta kırkı geçiyordu. Bücür’ü dövmeden, koyunlara işkence etmeden, köpeklerin canını yakmadan, Hasan Dayı’yı üzmeden geri gitmiyorlardı” (s.42).

    Hatta tarladaki bostanları mahvederler ve tarlayı bu hale getiren Osman deyip onun üzerine iftira atarlar. Bunun üzerine Köstülü Ağa Öksüz’ü alabildiğine döver. Yazar, Osman ile Ağa arasında geçen sahneyi şöyle nakleder küçük okuyucularına:

    “Ulan köpek oğlu köpek. Ulan hain Bücür,” dedi. Dövmek için saldırdı. Elinde sallayıp durduğu sinirden kırbacı vardı. Öksüz Bücür’ün sırtına, suratına şaklatmaya başladı. Hem vuruyor, hem küfrediyordu:

    “Ulan köpekoğlusu, ulan ityavrusu, ulan Bücür, sana iyi dedikse, sana garip dedikse, Köstülü Ağa’nın bostanını elaleme peşkeş çek demedik ya? Defol… Hain kerata. Nankör kerata. Senin yaptığında, yapacağın da yerin dibine batsın…” (s.38).

    Köstülü kırbaçla her vuruşunda, Osman çığlık çığlığa bağırıp yalvarır, ancak Ağa buna hiç aldırmaz ve kart sesiyle:
    “Seni piç kurusu seni. Zakir etti ha? Fettah yaptı ha? Onları döveyim ha? Haydi çek arabanı… Haydi. Yürü dağa. Yürü de sabrımı tüketme” dedi. Sırtına bir tekme indirdi. Öksüz Bücür bir kez daha yere serildi. Yeniden doğruldu. Ayakta duracak gücü yoktu. Dizleri bükülüyor. Midesi bulanıyordu” (s.38).

    Küçücük bir çocuğun boyundan büyük işlerde kullanılması, beklemekle görevli olduğu tarladaki kavun ve karpuzlara Köstülü’nün oğulları tarafından kasıtlı olarak zarar verildiği halde, bunun suçlusu olarak Osman’ın gösterilmesi, daha sonra kendisinin sorgusuz sualsiz ağa ve çocukları tarafından cezalandırılması, küçük okuyucuların şüphesiz Osman’dan yana tavır almasını sağlayacaktır. Ancak, unutulmaması gereken önemli noktalardan bir diğeri de, fiziksel istismar yanında duygusal istismarın da insan yaşamında oldukça etkili olacağıdır. Örneğin; Köstülü Ağa ve oğulları Fettah ile Zakir’in, küçük Osman’a karşı sürekli ağır konuşmaları, Polat’ın da altını önemle çizdiği gibi “Ulan köpekoğlusu, ulan it yavrusu… Hain kerata” gibi “sürekli aşağılayıcı sözler söylemek”, “ulan Bücür” gibi “isimler takmak…” (Polat, 2001, s.21) öykünün kahramanı Osman’da olduğu gibi, küçük okurlarda da ister istemez duygusal istismara neden olabilecektir. Buna da, doğrusunu söylemek gerekirse, kaş yapayım derken göz çıkarmak denir. Zira yazar, küçük okurlarına Osman lehine sevgi duygusu oluşturmaya çalışırken, ne yazık ki onlarda kendini gösterecek duygusal istismarı göz ardı etmektedir.

    Köstülü’nün iki hanımı da oğulları Fettah ve Zakir’den aşağı kalmazlar ve Osman’ı her fırsatta kendi oğullarını koruma adına hırpalar döverler:

    “Köstülü’nün karıları Öksüz Bücür’ü tutmuşlar, kolundan, bacağından çekiştire çekiştire, iterek, kakarak dövüyorlardı. Köstülü, eli ile işaret etti: Bırakın dövmeyin, dedi.” (s.46)
    Görüldüğü gibi küçük Osman’ı Ağanın ailesinden olup da hırpalamayan, dövmeyen ve ona sövmeyen yoktur.

    Bostan bekçiliği ve çobanlık görevlerini yerine getirmediği için değirmene Hasan Dayı’nın yayına gönderilen Osman, burada da Fettah ve Zakir tarafından rahat bırakılmaz. Fettah Osman’a un çuvallarını istif etmesini emreder. Ancak, 9 yaşındaki Osman seksen doksan kilo gelen çuvalları yerinden oynatamaz. Zira 9-10 yaşlarındaki bir çocuğun gücü buna yetmez:

    “Kaldıramıyorum. Dolu çuvalları çekemiyorum. Ne olur vurma” diyordu.

    Fettah ise:
    “Ben anlamam. Kaldıracaksın” diyordu.

    Bir yandan da Öksüz Bücür’ün ayaklarına, sırtına, başına yumruklar atıyor, tekme savuruyordu.(s.52)

    Ancak, eserde yazarın sözcüsü konumundaki Hasan Dayı Fettah’ın bu tavrına karşı çıkar ve şöyle der:

    “Bundan sonra bu yüksek dağlar, kendisini dev aynasında gören Köstüler, Bücür adında bir çocuk göremeyecekler. Onu daha fazla sömüremeyecekler. Bugünden sonra Öksüz Bücür kimsesiz değildir artık. Bilmeyen öğrensin. Duymayan, görsün, işitsin. Öksüzün babası benim. Dedesi benim.”(S.52)

    Yazar Mevlüt Kaplan’ın “Bücür Osman”da küçük okurlara şiddet olgusunun kötü bir şey olduğunu anlatmaya çalışırken, diğer taraftan da şiddet olgusundan yararlanarak, böyle bir öyküde şiddeti olumlu bir olgu gibi göstermeye çalışması, doğrusunu söylemek gerekirse, hem edebiyat estetiği hem de pedagojik açıdan kabul edilir bir durum değildir.

    Burada söz edilmesi gereken bir başka önemli nokta ise, daha önce de bahsettiğimiz gibi, yazarın kitabın kapağında kitabın adı “Bücür Osman”, iç kapağında ise “Yetim” olarak adlandırılmış olmasıdır. Türk Dil Kurumu’nun sözlük açıklamasındaysa, kitabın adındaki “bücür” sözcüğünün “ufak, tefek ve kısa boylu, bodur (kimse)” (TDK-Sözlüğü, 1992,s.235); “yetim” sözcüğünün ise, “ babası ölmüş olan çocuk” anlamına geldiğini görmekteyiz. Bu durumu okuyucuya yönelik inceleme yöntemiyle irdelemeye çalışırsak, yazar Kaplan’ın Osman’a “bücür” sıfatını takarak ya da kitabın adını “Bücür Osman” şeklinde belirleyerek, Osman gibi kısa boylu olan okuyucuların içine düşebileceği psikolojik ruh halini dikkate almadığını tespit edebiliyoruz. Diğer taraftan da “Yetim” başlığını kullanarak küçük okuyucularda Osman’a ve Osman gibi yetim çocuklar için acıma duygusunun oluşmasına katkıda bulunmaktadır.

    Buradan çıkarılacak sonuç ise, ya yazar ya da yayınevinin kitabın daha fazla satılması adına taşıdığı ticari kaygıdır. Bu durumu pedagojik açıdan değerlendirirsek, küçük okurların duygu sömürüsü yapılarak ticari emellere alet edildiğini ve onlarda karamsar bir ruh halinin oluşmasına neden olabilecek bir durumun dikkate almadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Sonuç olarak söylemek gerekirse, Mevlüt Kaplan çocuklar için böyle bir eseri yazmakla yetişkinlerin toplumsal beklentilerine yanıt aramaya çalışırken küçük okurlarının öyküyü okuduktan sonra içine düşebilecekleri psikolojik ruh halini dikkate almamaktadır. Az önce de vurgulandığı gibi, gerek ticari kaygılar gerek edebi estetikten yoksunluk ve gerekse öyküde sık karşılaşılan şiddet sahnelerinden dolayı çocukların karşılaşabileceği ve içine düşülebilinecek ruhsal durum nedeniyle Kaplan’ın “Bücür Osman” adlı kitabın küçük yaştaki çocuklara yararından çok zararı olacağıdır.

    —————–
    [*] Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü

    Kaynakça
    * Balcıoğlu, İbrahim. Şiddet ve Toplum. Bilge Yayıncılık, Soyoloji Dizisi III, 1. Basım, İstanbul, Şubat 2001.
    * Kaplan, Mevlüt. Bücür Osman. Özgür Yayınları İzmir(?).
    * Moses, Rafael.“Şiddet Nerede Başlıyor?”. Şiddet. Cogito. Yapı Kredi Yayınları. Sayı 6-7, Kış-Bahar 1996,4. Baskı, İstanbul 2001.
    * Polat, Oğuz. Çocuk ve Şiddet. Der Yayınları. İstanbul 2001.
    * Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi. İstanbul 2001.
    * Türk Dil Kurumu Sözlüğü. Ankara 1992.

    #sayı13 #şiddet #çağdaştürkedebiyatı #yetim #bücürosman #mevlütkaplan #çocukedebiyatı #gençlikedebiyatı #aligültekin

    romankahramanlari replied 1 year, 11 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazarı Mevlüt Kaplan’ı…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now