Bozulan Ruhun Akustiği: Wertheimer’in Yaşam Kapanı
-
Bozulan Ruhun Akustiği: Wertheimer’in Yaşam Kapanı
Bozulan Ruhun Akustiği: Wertheimer’in Yaşam Kapanı*
Makale Yazarı: Emrah Kürekçi
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2016, 28. sayıda yayımlanmıştır.
“”Wertheimer, kendi yaşam kapanına sıkıştı diye düşündüm. Glenn’i ilk kez dinlediğinde kapan kapandı, diye düşündüm. Wertheimer bu yaşam kapanından bir daha çıkamadı.”” #ThomasBernhard
“”Eğer yaşam onu yaşamak zahmetine değmiyorsa, her şey ondan kurtulmak için bir bahane olur.””#EmileDurkheim
Yaşam pratiği içerisinde, olması gerekenlerin başka bir şekilde de olabileceği gerçeği karşısında bireyin içine düştüğü, dünyanın anlam sunabilmesinin mümkün olmadığı an ortaya çıkan anlamsızlık, yaşamına anlam katma ihtiyacında olan insanı, anlamı olmayan dünyada nasıl anlam bulabileceği sorusuyla baş başa bırakıyor.
Gençtan “Anlamsızlık” başlıklı yazısında Viktor Frankl’den yaptığı alıntıyla varoluş bunalımının “Yaşamın anlamını arama çabasında kapsamlı bir yenilgiye uğramaktan” kaynaklandığını açıklıyor. Yani insanın birlikte olduğu ya da yapmayı tasarlayabileceği şeylerin ilgiye değer olduğuna, yararına, önemine ve gerçekliğine inanmama duygusunu sürekli yaşıyor olmasıdır. (Gençtan:1999, s.127)
Almancada psikolojik bir durumu karşılayan #Stimmung (ruh hali) kelimesini yankılandıran ve temellendiren bir ses vardır. Stimmung’daki bu kayıp ses stimme, #GiorgioAgamben tarafından “Duygulanımsal renk tonu” olarak çevrilmiştir (Borgna: 2014, s.155). Stimme ile olan etimolojik bağlantısı ve özellikle de, akustik, müzikal boyutu düşünüldüğünde Almancada Stimmung, Latince #concentus’un, Novalis’in kelimenin müzikal karşılığını da dikkate alarak “ruhun akustiği” ifadesi, akustiği bozulmuş olan, Berhnard’ın bitik adamı #Wertheimer için yerinde bir karşılık gibi geliyor bana.
Bitik Adam romanında, uzun yıllar müzik eğitimi alan üç gencin Salzburg’daki Mozarteum Müzik Okulu’nda yollarının kesişmesi ve sonrasında yaşama tutunma becerileri ve kendi var oluş süreçleri, aynı zamanda roman kişisi olan anlatıcının ağzından aktarılıyor. En iyi piyano virtüözü olmak adına çıktıkları yolda müzik dehasıyla, deneyimlenmiş olanın üzerinde olan piyano çalma becerisiyle #GlennGould amacına ulaşırken Wertheimer başka bir hayat tahayyül etmediğinden yaşamın anlamını arama çabasında kapsamlı bir yenilgiye uğruyor. Romanda anlatıcı, bu yenilgiye kimi zaman kendi kimi zaman da Wertheimer’in cümleleriyle değiniyor: “Yeteneğimiz mutsuzluğumuzu oluşturdu. Glenn’e rastlamasaydık, Salzburg’a hiç gitmemiş olsaydık! Bu kentte Glenn’i tanıyarak ölümü bulduk. Dostumuz ölümümüz oldu.” (Bernhard:2016, s.26)
Romanda üç ayrı karakterin kendilerini var edişleri, yaşamın açmazlarından çıkışları ya da bunun içinde kısılıp kalışları anlatıcının öznel çözümleri ile sunulur. Anlatıcı bu romanın dengede kalan kişisidir. O piyanosunu çalarken açık bıraktığı penceresi gibi kendi çıkışını önceden tasarlayan bir karakterdir: “Wertheimer’in odasında perdeler hep kapalıydı, kepenkler de indirilmişti, Glenn açık perdeler ve açık kepenklerle çalardı, bense açık pencerelerle çalardım.” (Bernhard:2016, s.56) Glenn ve Wertheimer bu romanın iki uç karakteridir. Birinde başarılı bir sanat hayatı ve müzikle arasındaki perdeleri tek tek kaldıran bir adam görürken diğerinde kendi mutsuzluğuna hapsolmuş ve ruhundaki akustik bozulmuş Bitik Adam’ı görürüz, ne var ki Glenn, besteci ve enstrüman arasında bir müzik aracı olmanın ötesine geçme gayreti içinde yazgısının sonuna gelirken, Wertheimer çıkmazlarla kurguladığı dünyada kendine bıraktığı tek çıkışı intiharı ile gerçekleştiriyor. “Doğmak mutsuzluktur, dedi, yaşadığımız sürece de bu mutsuzluğu sürdürürüz, bir tek ölüm kesip atar bunu. Bu, hep mutsuz olmak demek değildir, mutsuzluk yoluyla mutlu olabiliriz.” (Bernhard:2016, s.47)
Wertheimer, narkotize olmak için kendisine yeni acılar yaratmıştır, kendi deyişiyle bir şeyden ötekine kaçıp kendini mahvetmiştir. Mutsuzluğunun kökenine romanda yer yer dikkat çekilir ve karakterin kendine yarattığı bu dünyanın aslında aileden bir öç alma çabası olarak düşünmemiz sağlanır. İntihar çok zaman da kendi için olmaktan öte geride kalanlar için gerçekleştirilir.
Çocuk bu yaşam makinesinin içine annesi tarafından atılmış, baba çocuğu durmadan parçalara bölen bu var oluş makinesini ömür boyu çalıştırmıştır. Ana baba, bizzat kendileri olan felaketi çocuklarında sürdürdüklerini çok iyi bilirler çocuk yapmayı ve onları yaşam makinesinin içine atmayı haince sürdürürler. (Bernhard:2016, s.34)
Wertheimer’in ailesine olan öfkesinin bir başka yansımasını da kız kardeşinde görürüz, kız kardeşinin kaçması, karakterin toparlanamayacağı bir darbe almasına neden olurken Glenn’in sanatının zirvesindeki ölümü ise yıkımını hızlandırmıştır. Anlatıcı Wertheimer’in kız kardeşinin kaçmasının korkunç bir utanma etkisi yarattığından ve karakterin kendini öldürmeyi düşündüğünden bahseder ancak intiharın bir saplantıya dönüşünün Glenn’in ölümüyle gerçekleştiğine dikkat çeker. Anlatıcı roman boyunca arkadaşının intiharı üzerine düşüncelerini defalarca tekrarlar, bu yaşanan diyaloglardan arda kalan tekrarlar bir yerde anlatıcının inanmak istedikleri midir, diye düşündürür. Kimi yerde Wertheimer’e öfkelenerek onun her şeyi bir öykünmeyle, taklitle yaptığını ileri sürerek başarısızlığının bile bir taklit olduğunu iddia eder.
Wertheimer’in tek özgün düşüncesinin onun intiharı olduğuna inanan anlatıcı akıl değirmeninde intiharın nedenlerini öğütmeye çabalarken bir yerde intiharın bir parçası olduğunun kıyısına yaklaşır. Gerçeği henüz içime sindirmemiş olan çirkin vicdanımda Wertheimer’in mektuplarını cevaplamamış olmanın huzursuzluğunu duysam da, onu alçakça yalnız bırakmıştım. Madrid’den ayrılamayacağımı söylemiş olmam haince bir yalandı, bunu arkadaşıma kapılmak zorunda kalmamak için bahane etmiştim, oysa şimdi gördüğüm kadarıyla o benden hayatta kalmanın son olanağını beklemiş, Wertheimer’i alçakça yalnız bıraktım, diye düşündüm, en bunalımlı anında ona sırtımı çevirdim. İntiharı yüzünden duyduğum suçluluk duygusunu şiddetle bastırdım. (Bernhard: 2016, 42)
Wertheimer’in ölümünün gerçek nedeni bir başkası tarafından kesinkes bilinemez. İntihar bu yanıyla “bilinemez”dir. Eyleme geçirici son nedenin arkasında, melankolik ruh halinden, yaşamın monotonluğuna dek sayısız neden birikmiştir. Öyle ki #Camus “Böyle bir edim, yüreğin sessizliğinde, tıpkı büyük bir yapıt gibi hazırlanır. İnsan kendi de bilmez bunu” (Camus: 2010, s.16) demektedir.
Anlatıcı suçluluk duymakta büsbütün haklıdır. Bitik Adam bir bakıma anlatıcı şahsın “confession”u, bir günah çıkarma metnidir. Yine Camus ile ilerlersek, intihar eden kişi “o gün umutsuz kişinin bir dostu kendisiyle ilgisiz bir tavırla konuşmuş mudur, konuşmamış mıdır, bilmek gerekir.” Çünkü: “Suçludur o. Çünkü böyle bir davranış henüz askıda bulunan tüm hınçları, tüm bıkkınlıkları hızlandırıvermeye yetebilir. (Camus: 2010, s.17)”
Müzik yaşamı, Glenn’in müteâl (yüce) melodileriyle altüst olan Bitik Adam, yaşamının geri kalanında şiddeti giderek artan ve bastığı her tuşta hatalı sesler veren eylemlerinde kendi yazgısını yaratır. Evine büyük zahmetlerle taşıttığı ve günlerce intikam alırcasına, bir deliliğin eşiğinde çaldığı akordu bozuk piyanosuyla başarısız yaşamının finaline doğru ilerler. İntiharı ile sonuçlanan yolculuğundan ise geriye kalan, odasındaki akordu bozuk piyanodan yükselen ve ölümüne kadar peşini bırakmayan #GoldbergVaryasyonları‘nın odayı kaplayan bozuk tınılarıdır. Belki de Wertheimer için son söz #Adorno’nun da dediğidir: “Yanlış bir hayat asla doğru yaşanmaz.”
Kaynakça:
Thomas Bernhard, Bitik Adam, Çev. Sezer Duru, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,2016Albert Camus, Sisifos Söyleni, Çev. Tahsin Yücel, Can Yayınları, İstanbul, 2010
Engin Gençtan, Varoluş ve Psikiyatri, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1996
Eugenıo Borgna, Melankoli, Çev. Meryem Mine Çilingiroğlu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,2014
Sorry, there were no replies found.
