Bir Ses, Bir Sözden de Öteydiniz Yaşar Kemal

  • Bir Ses, Bir Sözden de Öteydiniz Yaşar Kemal

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 13:56

    Bir Ses, Bir Sözden de Öteydiniz Yaşar Kemal*

    Makale Yazarı: Feridun Andaç

    *Bu makale, ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2015 22. sayıda yayımlanmıştır. 

    Cemreler düşmeye başladı. Bahar uç verdi denebilir. Geceleri yıldız burcundan seçebiliyorsunuz kayıp gidenleri. Göğün mavisi zifiri geceye teslim olmamıştı o gün. Yalp yalp eden neydi diye yağmurcuk kuşu havalanmıştı. Ötede, korkudan Anavarza’nın yalçın kayalıklarına sığınan Mustafa uyanmıştı düşlerinden. Salman, elindeki filintasını saklayıp gelmişti Ceyhan’ın kıyısına. Gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu belli. Esme, Hasan’ın ardına düşmüştü; tozlu yollarda çıplak ayaklarıyla can koşusundaydı. Karşılarına çıkan İnce Memed, çarpaz fişekliğini atmış, katılmıştı onlara. Ardında bıraktıklarına dönüp bakmamıştı hiç. “Mecburuz gitmeye,” sözü fısıldarcasına çıkmıştı dudaklarının arasından. Yel Veli dövünüp duruyordu, alaşafağında Savrun suyunun… Ali Safa Bey, bir atlı göndermişti Abdi Ağa’ya… Derviş Beye, Mahir Beyle tutuştuğu toprak kavgasını unutarak haber salmıştı çiftliğine Sadık’ın oğlu Kemal göçmüş bu dünyadan diye…

    Meryemce, oğlu Koca Halil’i erkenden uyandırıp yola çıkardı; “Gün bugündür gidelim,” diyerekten. “Döngele de gelse kapıya otursa, Çukurova’da da pamuk açsa, dünya yazı yaban apak kesilse bu yıl dizlerimde derman yok. Bu yıl bu hal ilen Çukura inemem,” diyen Meryemce diklenmiş, Kemal’inin son yolculuğunda yanında olmak istemişti. Gelin sözü nerden başlatalım şimdi…

    Bir garip ölmüş diyeler
    Üç günden sonra duyalar
    Soğuk su ile yuyalar
    Şöyle garip bencileyin

    Zaman burcunda, her yitimde karşılanan ağıtlarla mı anmalı onu şimdi… Yoksa bize taşıdığı sözlerin rengiyle mi bakmalı ona…

    Başlayan ve süren
    Yaşar Kemal’in anlatı yolu/yolculuğu başlayan ve süren bir bakış/kavrayış yolculuğuydu.

    Onu yazıda buluşturan/tutunduran okuduklarından, yaşadıklarından, karşılaştıklarından görüp etkilendikleriydi.

    Ondan bize taşınanlarla kendi yazı yolu/yolculuğunu karşılaştırdığımızda, ilkten gördüğümüz şudur: Bir yazarı var eden koşulların gücüdür. O, her şeyini oradan alır. Ki, Alain Bosquet ile konuşmasında altını çizdiği de biraz budur:

    “Benim koşullara, çevreye önem vermemin sebebi, insan gerçeğine onun koşulları içinde ancak varabilirim düşüncesinden, daha doğrusu bilincinden ileri geliyor. Onun içindir ki, her yazar Çukurovayı yazıyor demiştim.”*

    #YaşarKemal , yaşamıyla ve yazdıklarıyla geçmişteki gelecek düşünü buluşturandır.
    İnsana dair insani olanı anlatırken; ister istemez onu hem “geçmiş”iyle konumlandırır hem de bulunduğu yeri/çevreyi anlatır. Oradaki duyuşu/düşünüşü, ilişkileri, savaşımı, düşleri yarattığı mitik dünyada yeni gerçekçilik olarak çıkar karşımıza. Onun, “her yazarın bir Çukurovası vardır” imleyişi de biraz budur. Yaratılan anlatı “anakara”sıdır aslında.

    Onun bu kurucu/anlatıcı özelliği bize aynı zamanda metin kurma bilgisini de verir. Fotoğraf çekmez, aşınmış bir dille yazmaz; yaratısal olanı önceler. Dahası kendi yaratımında düşsel imgeyi öne alır.

    Örneğin; çağrışımsal yöntemi romanda onun kadar zengin/çeşitli/açılımlı kullanabilen bir başka #romancı yoktur. Faulkner’ın kendi romanında yinelediği karşılaş(tır)ma tekniği Yaşar Kemal’de çağrışımlarla çeşitlenerek konunun akışkanlığını/ evrilişini sağlarken imgesel zenginlik kazandırır anlatısına. Okuru bu noktada alıp gezindirir. Bir yanıyla anlatısının kahramanının seyrine çıkarır, öte yanıyla da anlattığı yerin/çevrenin/doğanın gerçekliğinden süzüp getirdiği bir imge dünyasın kurar. O, “ağacın yaprağının daldan düşmesini on sayfada anlatıyor” eleştirisine getirdiği yanıttaki gerçekliğini düşünecek olursak; der ki: “Keşke yüz sayfada anlatabilsem…”

    Onun bu özelliği anlatı dilimizin alanını genişlettiği gibi; bu dille anlatılamayacak hiçbir şeyin olmadığını da gösterir.

    Yaşar Kemal’in bu yanını salt sözlü gelenekten gelmesi/beslenmesine veremeyiz. Gelenek, anlatma/gerçeği birebir yansıtma bilgisini, dilin söyleyiş zenginliklerini taşır ona. Ama asıl onda buluşan klasik/modern anlatıların bilgisi/bilinci, yaşanan yer/ doğa, coğrafya ve elbette ki sahip olduğu “büyük hayat”deneyimi … Var olan “kendi hikayesi”dir.

    O, duran, durağan bir anlatıcı değildir. Hayatının bir döneminde, denebilir ki; romanı için yaşamıştır. Kurduğu “anakara”da da hep “bir anlatı”yı yazmıştır. İnsanın toprakla / doğayla savaşımı …

    Bunu bir yanıyla yaşadıklarından çıkarmıştır, başına gelenlerden esinlenmiştir; diğer yanıyla da gözleyip ettiklerinden. Ama bu ne kendi yaşamöyküsüdür ne de Çukurova’nın birebir öyküsü…

    O öykü Hüyükteki Nar Ağacı, Teneke, Sarısıcak, İnce Memed’den başlayarak “Dağın Öte Yüzü”ne (Ortadirek, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu), “Akçasaz’ın Ağaları”na (Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusucuk Yusuf), Binboğalar Efsanesi’ne değin sürer. “Kimsecik” üçlemesinde (Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı, Kanın Sesi) doruğa erişir. Yaşar Kemal burada bir başyapıt yaratır. “Bir Ada Hikâyesi”nde (Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları, Çıplak Deniz Çıplak Ada) ömrünün/anlatıcı doğasının ütopyasına varır artık.

    Savaş kırgını/yorgunu insanlık kendini yersiz yurtsuzlaştırırken bir Karınca Adası kurmanın serüvenine verir savaşlar çağının başında. Gelecekle ilgili bin bir düşleri olan anlatıcının yıkılan hayallerini gerçekleştirebileceği bir ütopya adasıdır aslında Karancı Adası da.

    O, artık, Çıplak Deniz Çıplak Ada’ya vardığında hem yaşam hem de anlatı yorgunudur…Yeni öyküler, yeni hayatlar katar romanına…Ama bir tek şeyi yazmak istemektedir sanki: mutlu son, savaşsız bir dünya! Öldürenlerle öldürülenlerin öykülerine dönmüştür sık sık. Yurtsuzlaşmayı anlatmış, ayrılmamayı, birlikte yaşamak/olmak düşünü dillendirmiştir en çok da “Bir Ada Hikâyesi”nde… Savaşların insanlığı ne duruma getirdiğini göstermiştir.

    Karınca Adası’na toplaştırdığı insanları bir bir gözden/sözden geçirir…Poyraz Musa’dan Vasili’ye, Melek Hatun’dan Balıkçı Hıristo’ya… Onlarca insanın yazgılarının buluştuğu yerde yeni bir dünya kurmanın sevdasını anlatır bize Yaşar Kemal.
    Yeni Adalılar geldikleri yerlerden kopamamışlardır… İnsan nereye giderse gitsin geçmişiyle taşınır. “Onların memleketi birer cennetti. Bu savaşlar herkesin belini kırmıştı…”

    Yaşar Kemal, burada, anlatısının onu eriştirdiği yerde; yüzyıla bir çağrıda bulunur, bunu da savaşın getirdiği yıkımı göstererek yapar. Ama umudu, insana olan inancını elden bırakmaz.

    Bu anlamda iyimser bir anlatıcıdır Yaşar Kemal. Korkuyu da yazsa, insanın insanla/doğayla savaşımını da anlatsa, cinayetlerden kırım kıyımlardan da söz etse; insanlığı gene de iyimser bakışın kurtaracağına inanır.

    “Destanla büyüdüm” der. Oradan aldığı ışıkla yazmıştır hep. Yeni zamanın/yeni çağın insanının destanını yazmıştır…Anadolu’nun Homeros soyundan gelen bir anlatıcısıdır o. Epikle moderni buluşturan, yepyeni bir anlatı dili/biçimi kurandır…

    * Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor/Alain Bosquet ile Görüşmeler, Yaşar Kemal; 1993, Toros Yay.

     

    #sayı22 #feridunandaç #yaşarkemal

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Bir Ses, Bir Sözden de Öteydiniz Yaşar Kemal* Mak…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now