Ben Anlatıcı: TEMBELLİKTEN DÜNYANIN EN ESKİ MESLEĞİNE

  • Ben Anlatıcı: TEMBELLİKTEN DÜNYANIN EN ESKİ MESLEĞİNE

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:11

    TEMBELLİKTEN DÜNYANIN EN ESKİ MESLEĞİNE*

    Makale Yazarı: Nurgül Özlü

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2016) 26. sayıda yayımlanmıştır.

    Miskinler Tekkesi’nin kahramanıyla ilgili söyleyeceklerim Reşat Nuri Güntekin’in kalem gücünü bir kez daha ortaya koyacaktır. “Miskinler Tekkesi” kavramı “Osmanlı kültüründe #cüzzam hastalığına yakalanmış kişiler için şehir dışına yapılmış mekânlara verilen addır. Yan anlamıyla miskinler tekkesinin kitaba ad olarak konulmasında, kahramanımıza bazen cüzzamlıymış gibi davranılması ve kahramanımızın aşırı tembel oluşu, etkendir. R. Nuri Güntekin, yazdıklarıyla sözünü sakınmayan gerçekçi bir yazardır. II. Mahmut döneminden Cumhuriyet’e kadar dilenciler topluluğunu ve çok bilen cahilleri anlatır. Bunun yanında siyasi, insani ve toplumsal yapıdaki #miskinlik zihniyeti asıl meselesidir. Ben anlatıcının diliyle, o dönemin toplum kültürünü hem yergi hem de içtenlikle aktarır. R. Nuri Güntekin, ortaokul yıllarımda, Çalıkuşu sayesinde, tanıdığım ilk yazarlarımdan biridir ve Miskinler Tekkesi’ni okuduktan sonra gerçek bir hayranı oldum diyebilirim.

    Edebiyat eserlerinde yaratılmış tembel pek çok kahraman vardır. Kötücül duyguların etkisinde olan, vicdan azabı duymayan, karamsar ve bıkkın ruh haline sahip bu tür insanlar, toplum yaşamında bir iyileştirme yapılması gereğini kavramış olmakla birlikte, tembellikleri yüzünden bunu başarma gücünden yoksundurlar.

    #BernaMoran, Edebiyat Kuramları Ve Eleştiri adlı kitabında Georg Lukacs’ın, toplumcu gerçekçiliğin Sovyet edebiyatındaki “olumlu kahramanlar” öğretisinin uygulanışına katılmadığını belirterek sözlerine şöyle devam eder:

    “On dokuzuncu yüzyılda Belinski, Dobrolyubov ve Çernişevski gibi eleştiriciler edebiyatın politik ve toplumsal rolü üzerinde diretirlerken, eserlerdeki kahramanların ne gibi bir kişiliğe sahip olması gerektiği sorusu tartışmalarında önemli yer tutuyordu. O çağda Rus edebiyatında ağır basan bir tip vardı: Zekâsı parlak, duyarlılığı ince, ama karamsar, bir işe yaramaz, topluma karşı olumsuz adam. Bazen iyi niyetli ve ümitli olsa da eyleme geçemeyen, sonunda hep yenilgiye uğrayan adam. Bu tipe #gereksizadam deniyordu, çünkü ilk defa #Puşkin kahramanı #EugeneOnegin için bu deyimi kullanmıştı. Lermontov’un Zamanımızın Bir Kahramanı’ndaki (1840) Peçorin, Turgenyev’in Rudin’i bu tipin örnekleridir. Gonçarov’ un Oblomov’ unda (1859) aynı adı taşıyan kahraman bu tipin öyle iyi örneğidir ki…” (s.60)

    R. Nuri Güntekin toplumun gerçekliğinden yola çıkarak, #olumsuzkahraman yaratma döneminin çok sonrasında, kendi içimizden ve her haliyle bize ait bir “miskin” yaratmıştır. Bu miskin dilenciye, “#BizimOblomov” desek yeridir. R. Nuri Güntekin’in yarattığı “miskinlik” ile Ivan Gonçarov’un yarattığı “Oblomovluğu” konu edinen karşılaştırmalı bir yazı ilginç olurdu aslında.

    Toplumsal olayların etkisiyle ve toplumsal bilincin gücüyle yaratılan kahramanlar ve yazarları birbiriyle kaynaşırlar. R. Nuri Güntekin toplumdaki tembellik sorununu kavramış ve ustalığına özgü bir gerçekçilikle anlatmıştır. Kahramanımızın anlatılarının inandırıcılığı çok fazladır. R. Nuri Güntekin sevgiyi hissettirmekte bile tembel olan, içtenlikli ve miskinliği sonucu dünyanın en eski mesleğini yapan bir roman kahramanıyla tanıştırır bizi. Doğal bir kahraman yaratarak, sıradanlığının; duygularına, düşüncelerine ve davranışlarına yön veren genetiğini, psikolojisini ve fizyolojisini aktarır. Miskinler Tekkesi üç bölümdür. Kahramanımız, birinci bölümde çocukluğunu ve tembelliği keşfetmesini, ikinci bölümde gençliğini ve dilenciliğe başlamasını, üçüncü bölümde ise yaşlılığını ve manevi oğlu İsmail’le yaşadıklarını anlatır.

    Miskinler Tekkesi’nin isimsiz bir “ben” anlatıcısı vardır. Anlatıcının yansıttığı karakter ve #dilencikimliği ön plandadır. Dilenmenin toplum ahlâkınca hoş karşılanmaması, tembelliğin onaylanmayan bir olgu olması nedeniyle kapsayıcı, gizlenen bir özne olsa gerek. Haklılığına inandığı durumlarda bütün dilenciler adına konuşur. Annesinden ve babasından hiç söz etmemesi dikkat çekicidir. İki kuşak öncesi büyükleri ve onlarla olan yaşantılarından söz eder. Miskinimizin çevresindekilerle kurduğu ilişkilerde cinsiyetçi değildir, eril kimliği de öne çıkmaz. Hayatında sevdiği bir kadın olmaz ve olma ihtimalinin azlığını ise şu sözlerinden anlarız: “Dünyada kadından gayri de bir şeye âşık olmak mümkünse, bu fazla hırpalanmış zamanlarımda bu odaya ve bu kerevete karşı duyduğum şeye aşktan başka bir şey denemezdi” (s.114)

    Alın teri dökmenin ne demek olduğunu bilmeyen biridir kahramanımız. İlk bakışta çok dikkat çeken o kocaman başı ve bir elinin sakat oluşuyla dış görüntüsü onu rahatsız etse de genelde umursamaz bu ayrıntıyı. Miskinin ruhu hep dilinin ucundadır, gizlisi saklısı yoktur. Durumlar ve olgularla ilgili felsefi görüş bildiren, eleştirel ve yoruma dayalı gözlemlerini psikolojik tahlillerini bildirir. Bakan ve gören, güçlü bir #gözlemci yanı vardır. Kitapta geçen mecazlar ve tembelliği öven benzetmelerin mizah etkisi esere güç katar. Romanın bütünlüğü içinde sözü edilen pek çok yan karakterlerin ayrı ayrı sahneleri vardır.

    #Romankahramanımız etik sorunlarla karşı karşıya kalır, bazen de bu sorunları kendisi yaratır. Kararlılıkları ve tutarlılıklarıyla da dikkat çeken bir tembeldir. Çalışkan sayabileceğimiz kadar fırtına halinde olan bir zihni vardır. Kişisel felsefesi yasa koy ama yavaş yürüt, hep yargıla. Miskinliğinin diyalektik yapısı yaşantısının özünü hazırlar “İyi düşünülürse benim gibi bir insan için en iyi hürriyet hürriyetsizlik!”, “İradesini kullanmadan, önünde açılan yolardan hangisine gideceğini kendi kendine sormak zorunda kalmadan vukuatın akışına kendini bırakmaktı” (s. 37) diyerek tembelliği ve hareketsizliği kutsar.

    Miskinin tembelliği

    Ailede yeni doğan çocuklara padişahın sofrasından gelen artıklar, uğur getirsin diye yedirilir. Çocuklarının geleceğiyle ilgili “Yavrunun bütün ömrünce yiyeceği ekmek zahmetsiz ve sıkıntısız bir el ekmeği olsun” (s. 10) temennisi içinde olan bir ailesi vardır. Bu toplumun içinde yatan genel bir istemdir. Vücut tembelliğini çocukluğunda keşfetmiştir. Lapacı dediği karakteri nedeniyle insanları kullanmayı çocukken keşfeder. Varoluşu tembelliğin tadını çıkarmayla uyumludur ve ilginçtir ki bezgin bir #tembel değildir, olumlama eğilimindedir. “Şimdi olduğu gibi, çocukken de canımın kıymetini bilirdim” (s.5) diye başlar ilk söze. Çocukluğundan beri onu herhangi bir şekilde harekete geçirecek intikam duygusundan yoksundur. Bu duyguya sahip insanları eleştirir çünkü bu duygu hayvanlarda da vardır. Kinci hayvanlardan ve deyimlerden mizahi örnekler verir , “Cüzzamlı yanık acısına ne kadar duygusuzsa bende kuyruk acısına öyleyim,” (s.6) der.

    Yaşıtlarından aykırı olan doğası gereği oyun oynayanları iskemlesine kurularak seyreden bir çocuktur. Tatlı dili ve yalvarmaları sayesinde kendisini çekçek arabasıyla diğer çocuklara çektirerek eğlenir. “Yalvarmasını amma usul ve adabına göre yalvarmasını bilen insan için açılmayacak kapı, erilmeyecek mertebe yoktur.” (s.6) diyen kahramanımız arkadaşlarını kendi deyimiyle ‘halkalı arap köleler’ gibi kullanır. Çocukken en sevdiği oyun dilencilik oyunudur. Küçük yaştan beri sadakanın kendi mayası olduğuna inanarak mesleğine sanki o günlerden şartlanır. Şair dedesinin yazdığı Divan yalvarıp yakarma kitabıdır. Yalvarma ve yakarmaya karşı genetik bir yatkınlığının olduğu kuşkusu okurda da uyanır.

    Mahallede çıkan yangına tembelliği yüzünden duyarsız kalır ve tedbir almadıkları için konakları yanar. Taşındıkları yeni konağa komşu olan ailenin kızı #Mesrure’den hoşlanır. Mesrure de konağın bahçesinde akşama kadar hareketsizce oturan bir tembeldir. İlk gençlik döneminde zahmetsiz bir aşk arayışı içindeyken Mesrure bu arayışa denk gelmiştir. Aşk mektuplarını bile dadılarına yazdırır. Sadece parmakları hareket edeceği için ud çalmayı öğrenir. Mesrure’yi bu becerisiyle etkilemeyi düşünür ve onun için en fazla yapacağı hareket parmaklarını oynatmaktır. “Vücutta en kolay işleyen âza, belki hatta çeneden de evvel, parmaklar olacaktır. Dikkat edilirse hareketten en çok nefret eden büyük sultani tembellerin bile köşelerinde otururken ellerini birbirine kilitleyerek şehadet parmaklarıyle durmadan çark çevirdikleri görülür.” (s. 24) ifadeleri tembelliğine mizahi yaklaşımını gösterir.

    Gevşek ve #çıkarcı bir kişiliğinin olması sonucu Meşrutiyetin ilanıyla, sürgüne yollanır. Sürgün hayatında hareketsizliğiyle ve tembelliğiyle bütünleşir iyice. Muska ve dilekçe yazarak para kazanır. Kayalara yapışarak yaşayan bir midyeye benzetir kendisini. Çalıştığı bir okulda mayasına uygun bir şekilde, oturduğu yerden öğrencilere gözcülük eder. Eksikliklerinin, duygusal yoksunluklarının kıyaslamasını yapar, işinin zahmetsizliği hatırına, yolsuzlukları görmezden gelir. Mısır’a askere giderken #trende yerinden hiç kıpırdamadan bir yolculuk geçirir. Bir dönem çok zayıf ve hasta olduğu için Yahudi mezarlığının mermerleri üstünde akşama kadar yatarak can bulur tekrar. #Tembellik, bir tedavi yöntemi olarak işine yarar.

    Tembellikten değil de zorunluluktan dilenenlerin ötesine geçmeye, üstesinden gelmeye çalışır. Toplumun dinamik ve durgun değerlerine kendince ölçütlendirmeler getirir ve yaptığı tespitlerle ilgili her bir sözü aforizma değerindedir. Diğer insanları umursamaz görünse de onlar arasındaki yerini önemser. Hiç kimseyle öz değerini hissettirecek duygusal bir yakınlığa girmez çünkü bu yakınlık emek isteyecektir.

    Bir gün camiden çıkanları tembel tembel oturduğu yerden izlerken, oradan geçenler ona sadaka vermeye başlarlar ve resmi olarak dilenmeye başlamış olur. Çaba göstermeden fazla miktarda para kazanır. Bol kazancına rağmen, egolarından arınmış olsa bile, dilenmesi, kendi deyimiyle ‘nafile gurur’a neden olur, “İnsana secde etmemek için Tanrı’ya başkaldırmış şeytanın melun gururundan bir ufak sızıntı!” (s.66) der. Yeni mesleğinin şaşkınlığı yakasını bırakmaz. Kendi içinde bir mahkeme kurup kendisini yargılar. Hesap yapan, hesap soran, hesap veren bir öznedir. Olmak istediği ve olduğu kişi çatışma halindedir. Okumuş bir kişinin, dilenci olup kolay yoldan kazanmayı seçmesi kurt gibi içini kemirir durur. İnsanları nasıl kullandığını itiraf eder: “İnsanlığın şerefine olarak başta İlahi Merhameti söylemek lazım. Vazifenin yeri kafa, merhametin yeri hesap ve kitabı olmayan ve bir çocuk gibi kolay kanan kalptir. Dilencinin asıl kuvveti, bu kalbe hitab etmesindendir.” (s.73)

    Dilenciliğin #yaradılışdavası olduğuna inanır. #Tanrıvergisi olarak görür. #Aileterbiyesi, görgüsü ve okumuşluğu mesleğini besleyen unsurlardır. Ömründe sadece üç gün emeği sayesinde para kazanır. İşe giderek maddi koşulların bağımlısı olmaktansa dilenmeyi göze alıp işinden ayrılır. İncir Hanı’nı terk edince dilenciliğini alınyazısı olarak kabullenir. İnsanları sezdirmeden haraca bağlayarak para kazanmanın sırrına ermiş olur. Önce kendisini sonra da toplumu kandırarak böyle bir yaşam sürdürmesi kahramanımızın statik duruşunun göstergesidir.

    İçinde bulunduğu toplumun kusursuz bir parçasıymış gibi insanların dış görünüşe önem verişini eleştirir; “Dilencilikte de itibar kürkedir” (s.75) der. Mesleğini gizlemesini kendiliğinden bir dürüstlük olarak görüp, yaşadığı yerdeki insanlara yaptığı işi söylemez. Mesleğini kabullenemeyişi kimi zaman içsel çatışmaya, gurur kıpırdanışları ise krizlere neden olur. Kendisine duyması gereken tiksintiyi mesleğine karşı duyar. Dilenmesinin nedenlerini yok saydığında bütünsellik algısını yitirir ve yabancılaşıp iyice yalnızlaşır. Tembellikle ilgili çıkarlarını önemser bunun yanında cimri bir insan değildir.

    Kış gelince sokakları terk edip devlet dairelerinde barınma ve dilenme amaçlı gezinir. Sırada bekliyormuş gibi yaparak insanlarla yakınlaşır, para kazanır. Miskinliğinin yanı sıra ahlaksız oluşunu onaylar. Devlet dairelerinin kalemsiz müdavimi olur. Dairelere memurlardan bile düzenli gider, onlarla ilgili izlenimler edinir. Bir dilenci olarak, insanların davranışlarını ve duygularını algılama gücünü satır aralarında hissettirir. Mesleki kariyerinin zirvesine ulaşmış bir kürsü sahibi gibidir, yaşadıklarını yazsa kitap olacak kadar deneyimi vardır.

    Dairelerde dilenirken tek yalancının kendisi olmadığını görür ve vicdanının sesini bastırır. Dairedeki memurlar, amirlerine yaltaklanıp, yalan söylemektedirler. Eserdeki tiplemeler, bana günümüzde bile, amirinden gelen telefonu açmadan önce ceketinin düğmesini ilikleyen, kravatını düzelten memur efsanelerini anımsattı. Memurların kayıtsızlıkları, iki yüzlülükleri ve evrak tembellikleri gözünden kaçmaz. Devlet işleri bu nedenle hantal yürüyüşlüdür ve memurları bir o kadar miskindir. En sonunda şuna karar verir: ‘En miskinler devlet denilen tekkededir başka yerde aramaya gerek yoktur.’ Devlet işleri geleneğimiz ve çalışanlarının disiplinini düşünecek olursak, ‘böyle gelmiş böyle mi gidecek?’ endişesine kapılmamak mümkün değildir, ne dersiniz yanılıyor muyum?

    Miskinin İsmail’i

    Kahramanımız, konaklardan çıkarılmış, Afrika yerlilerinin çoğunlukta olduğu, “Cemiyet halinde fukaralığın bu derecesini, ben diyebilirim ki, başka bir yerde görmedim” (s. 53) dediği, #İzmir’in Tâmaşalık semtinde oturmaktadır. Burada edindiği tecrübelerini, insanlık problemlerini, sınıf kavramını sezdirerek, anlatır. Zengin mahallesinin dibinde bu kadar fakir bir mahalle olmasından dolayı tanrının hikmetini sorgular, varlığından da kuşku duyar.

    #Tâmaşalık’ta tanıştığı #Mesulekalfa, ev işlerini gönüllü yapmaya başlar ve şansı yine yolundadır. Günlük yaşantısında insanlara karşı mesafeli olması sonucu, dilenmediği günlerde sokağı evinin penceresinden izler. Tâmaşalık’ta oturan yoksul insanlar arasındaki yakınlığın, paylaşım ve dayanışmanın daha fazla olduğunu görür.

    Sorunlu bir özne olarak hiç kimse için var olmak istemediği ve kendi varlığına içkin olduğu halde, Tamaşalık’ta İsmail adında küçük bir çocuğu evlat edinip, Mesule kalfa ile beraber büyütürler. İsmail, Çalıkuşu’ndaki Munise’yi anımsatır bana. Miskin için İsmail’le yakınlaşması, sorumluluk ve emek anlamına gelir. Bu sorumluluğun dinamiğini derinden hisseder ancak tembelliği kahramanımızı eylemlerinden alıkoyar. İsmail’in gururlu bir çocuk oluşu onun gururu keşfetmesini sağlar. Ancak bu gururu yok etmeye çalışmak yorgunluğa yol açar düşüncesiyle yok sayarak sevgide tembellik yapar.

    İsmail’in, yatılı okula yollamasına isyan etmeyişi, kahramanımızda vicdan sızıltısı yapar. “Benim gibi zayıf insanlar için aile bağlarının ve muhabbetinin her şekli azaptır” (s.86) diye sesli düşünür. İsmail’le kurduğu yoğun bağı reddeder. İsmail’in bir değerinin olmadığına kendisini inandırmaya çalışır çünkü duygularının değişmeye başladığını anlar. İsmail’i yatılı okula göndereceği zaman ona “Sen, bana baba maba dersin amma, bilirsin ki ben senin ne babanım, ne hiçbir şeyinim…” (s. 97), “Peki sen neci oluyorsun, diyeceksin! Ben işte öylesine bir adamcağız…” (s.97) diyerek sorumluluk yükünü üstünden atmaya çalışır. Bir taraftan da onun her şeyi olmak isteyen, varoluş sebebi arayan biridir. İçsel bilinci, duygularını nitelendirip, anlamaya ve özerk duruşuna karşı ayaklanmaya başlar. Kitap okumaya başlaması, öteki olan İsmail’le, özdeşim kurma çabasından başka bir şey değildir “Şimdi artık utanmayı bırakarak itiraf etmenin sırası gelmiştir” (s.149) diyerek okuyucuya ve kendisine itiraf eder bu çabasını. İsmail’in okumayı çok sevmesi, kahramanımıza yattığı yerden zihinsel bir devinim kazandırır, yaşam gücü bulur. Sürekli düşünen miskinimizin içsel konuşma akışından, önemsemez görüntüsü altında başka hevesler saklarken, örtbas etme mekanizması geliştirdiğini anlıyoruz.

    İsmail’in yokluğu eksikliğini iyice hissettirir. Sokakta gördüğü çocuklarda İsmail’i görmeye başlar ve bazen onlardan birini eve götürmek geçer aklından. Yeni bir sorumluluk olacak diye vazgeçer, duygusal tembelliği yine iş başındadır. O, çocukların sokakta ve okul ortamlarında yaşayabileceklerini bilir; “Yalnız büyük cemiyetlerin ahlak, merhamet, vefa üzerine düzülmüş ve tesirleri bazen ölüm döşeğine kadar süren masalları müstesna” (s.124) derken okul ortamlarının bazen olumsuzluklar da barındırdığını söyler. Düzen ve mekân ve ahlâk eleştirisi yapar.

    İsmail’in, yetişkinlik döneminde babasını ziyarete gelmesi, kahramanımız için kabul edilişin göstergesi olur. Böyle bir tembelin, oğlu tarafından, ummadığı kadar sevilmesine inanamaz. Gizlediği sevgi, esirgediği merhamet yine de beklenmedik sonuçlar getirir. Dik duruşluluğunu terk edip baş eğer bu derin çocuğa. Miskinimizin son söylediği şu cümle çok anlamlıdır; “Sadakalarımın en muhteşemini ben, senden aldım İsmail” (s.208) der. Bu sözü ömrünün geri kalan kısmında sevgi tembeli olmayacağının işaretidir.

    Miskinler Tekkesi eğretilemeli başlıklı kitabın, içeriğindeki fenomenlerin, kültürümüzdeki baskın gücü hâlâ yaşamaktadır. R. Nuri Güntekin’in yaşadığı döneme dair, her türlü yenilemeye rağmen, değişime ayak direyen ve üretme tembeli bir toplum olduğumuz saptaması, geçerliliğini koruyan, yaşayan olumsuz bir değerdir ne yazık ki. Üzerinde düşünüp derinleştirmemiz gereken sorun budur.

    #Emek ve değeri üzerinden düşünecek olursak; günümüzde konusu tembellik olan bir roman yazmak sanırım gerçekçi değil fantastik bir eser olurdu. Toplumsal hayat dinamiğindeki değişimdir böyle bir fikri fantastik yapan. Kapitalizm çalışma dinini yaratmıştır. İnsanları çalışmanın kölelerine, üretilenlerin hızlı ve ölçüsüz tüketicilerine dönüştürmüştür. Gün ışığı bile göremeden iş yerlerinden akşam eve dönüşler, geçim sıkıntısı, paranın kolay kazanılmayışı tembellik hakkı bırakmıyor insanlara. Çalışan bireylerde zorunlu bir kabuğa çekilme vardır ve bu miskinimizin kabuğuna çekilmesinden çok farklı bir çekilmedir. Ekonomik düzenin çarkları, çalışanlara haftanın bir günü bile evinde dinlenme fırsatı tanımayacak kadar zorlayıcıdır. Çalışma yüzyılında, az çalışan çok çalışan fark etmez, artık hepimiz çalışan yoksullarız.

    #aşırıtembel #gerçekçiyazar #tembelkahraman #benanlatıcı #halkalıarapköleler #TembelRomanKahramanları #Sayı26 #NurgülÖzlü

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
TEMBELLİKTEN DÜNYANIN EN ESKİ MESLEĞİNE* Makale Y…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now