BABALAR VE OĞULLAR HAKKINDA: BAZAROV YA DA İMKANSIZ SÖZ

  • BABALAR VE OĞULLAR HAKKINDA: BAZAROV YA DA İMKANSIZ SÖZ

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:38

    IVAN TURGENEV’İN BABALAR VE OĞULLAR’I HAKKINDA:
    BAZAROV YA DA İMKÂNSIZ SÖZ*

    Makale Yazarı: Jean Bonamour (Paris-#Sorbonne Üniversitesi)

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ocak/Mart 2013) 13. sayıda yayımlanmıştır.

    (Fransızca özgün metinden çeviren: Doğanay Eryılmaz**)

    […] her ikisi de doğru olanı söylediklerini düşünüyorlardı.
    Söyledikleri şeylerde bir doğruluk, tam anlamıyla bir doğruluk var mıydı?
    Bunu onların kendileri bilmiyordu, yazar hele hiç bilmiyor.
    Babalar ve Oğullar, XXV (1)

    “Dile getirilen düşünceler yalandır.”
    F. I. Tyutçev, Silentium (2)

    #Arkadi ile #Katya’nın evliliğinin kararlaştırıldığı XXVI. bölüm, #Odintsov’un ateşli bir projesi üzerine inşa edilmiş olan “Rus tuğlasından yapılmış #Grekrevakı”nın betimlemesiyle başlar. Altı adet niş daima heykellerini beklediğinden, tam bir Rus kaderciliğine uygun olarak başarısızlığa uğramıştır:

    Merhum Odintsov, yeniliklerden hoşlanmazdı. Fakat bazı “asil zevk oyunlarını” da hoş görürdü. Bunun sonucu olarak bahçesinde limonlukla göletin arasında #Rustuğlasından Grek tapınaklarını andıran bir yapı diktirtmişti. Bu revakın ya da galerinin arkadaki düz duvarı boyunca yalnızlığı, suskunluğu, düşünmeyi, melankoliyi, utancı ve duyarlılığı betimlemesi gereken heykellerin konacağı altı tane niş yapılmıştı. Bu heykellerden biri olan, parmağını dudağına koymuş #SuskunlukTanrıçası’nı getirmiş ve yerine koymuşlardı. Fakat aynı gün uşakların çocukları heykelin burnunu kırmışlardı. Ve komşu sıvacı burnu “eskisinden iki kat daha güzel” yapma işine koyulduysa da Odintsov, heykeli kaldırmalarını emretmişti. Heykel kendini, #batılinançlı köylü kadınları korkutarak yıllarca kaldığı buğday ambarının bir köşesinde buluvermişti. Revakın ön tarafı çok zaman önce sık çalılarla örtülmüştü: Her tarafı kaplanmış olan yeşilliğin üzerinde yalnızca sütun başlıkları görünüyordu. Revakın içi gün ortasında bile serin olurdu. #AnnaSergeyevna, bir suyılanı gördüğünden beri buraya gelmeyi sevmezdi. Ama Katya sık sık gelir ve nişlerden birinin altına konulmuş olan büyük taş sırada otururdu. Serinlik ve gölgelik içinde kitap okur, çalışırdı. Ya da mutlaka herkesin bildiği gerçek anlamda bir #sessizlik duygusuna ve hem etrafımızda, hem de içimizde durmadan kayıp giden geniş yaşam dalgasının sessizce beklenmesinden ibaret olan güzelliğe kendini kaptırırdı. [Babalar ve Oğullar: 163-164]

    Bu yer, Natalya’nın Rudin’e randevu verdiği Avdühin Göleti gibi uğursuz değildir. –Batı tarzını yansıtan Rus kültürünün hâkim olduğu bir dönemde– mal sahibinin zevkine tanıklık eder; ama burası, limonlukla (medeni) gölet (vahşi) arasında, taşkın mizaçlı olmaktan ziyade #kalender bir doğayla çevrilmiş, mütevazı bir karayılan tarafından cehennem tanrılarının güçlerine her seferinde yeniden bağlanan muğlâk bir yerdir. Ne park, ne orman, adeta ülke dışı sayılırlık damgası vurulmuş (ne Rus, ne “batılı”: bir kenara konulmuş heykel, yılanın Odintsova’yı kaçırdığı gibi köylü kadınları korkutur) nötr bir yerdir. Burada, (diğer heykelleri de, her halükarda, #avatar olan) Suskunluk Tanrıçası’nın mutlak hüküm sürmesi dikkat çekicidir. Varlığı/ yokluğu, onu mekânın olduğu gibi, (Odintsov’un alışılmış kaprislerinden ve günlük çalkantılardan kaçarak) zamanın da dışına koyar. Bu inziva yeri, başlangıçtaki amacının ötesinde, “yaşamın engin dalgası” ile bir tapınak haline gelir.

    Katya bu tanrıçanın rahibesidir. Doğruyu söylemek gerekirse bir önceki bölümde, şaşırtıcı bir güvenle, Arkadi’ye kendisi hakkında bazı gerçekleri açıklayarak sessizliği bozmuş olduğu halde, aslında sessizliği sever. Bundan böyle anlatıcı tarafından sahnenin ateşleri altına yerleştirilen Katya, ablasının mutlu rakibesi haline gelir ya da (Köyde Bir Ay’da Veroçka ile Natalya Petrovna’nınkini hatırlatan ilişkilere bakılırsa) buna ramak kalır. Evliliği, “yaşamın engin dalgası” tarafından getirilen bir olgunlaşmanın sonucu gibi görünür. Epilogdan önceki son bölüm olan bir sonraki bölümde, beklenmedik bir başka olay, Bazarov’un ölümü, romanı sonlandıracaktır. Böylece aşk ve ölüme hâkim olan sessizlik simgesi, net bir kopuşu, epilogu bildiren bir ayrımı göstererek romanesk anlatının temel olaylarını anımsatır.

    Sessizlik teması –ya da, daha genel bir ifadeyle, sözle anlatılmayan ya da anlatılamayan her şey– Turgenev’in eserlerinin her yerinde vardır. Özünde, bu basit bir söylem teması- nesnesi olamaz (Turgenev’in hayranı ve editörü olduğunu hatırlamamız gereken şair #Tyutçev’in #Silentium paradoksu burada tekrar karşımıza çıkar.). Eserin şiirselliği içinde yer almaya adanmıştır ve romanın şiirselliği hakkında, özellikle de Turgenev’in nesrinin “müzikalitesi” hakkında yapılan çalışmalar, bunun işlevinin hem sanatsal hem de ideolojik olduğunu göstermektedir. Babalar ve Oğullar’da da, Bazarov’un maddi, formüle edilebilir somut işaretler altına yerleştirilmiş evreni ile öteki insanlara ait olan çeşitli derecelerdeki #doğasevgisi, #sanat (özellikle müzik), #düşlem vs. arasındaki sınır çizgisini izlemek kolaydır. Burada, #PavelKirsanov’la Bazarov’u karşı karşıya getiren “fikir çatışması”nı aratmayan, Strahov gibi bazı slavofillerin eserin lehinde bir karşılamayı doğruladığı, nihiliste karşı tam bir “sessiz itirazlar” sistemi mevcuttur. (3) Sanatçı Turgenev, bir çeşit #retiariusstratejisi uyguluyor: doktrincilerin zırhı ve kılıcına karşı hareketli olanın ve dokunulamayanın zaferi.

    Romanın şiirselliğinde bir temel bulan ve nihilist tezlere yazarın düşmanlığını doğruluyormuş gibi görünen bu ideolojik yorum, yine de kesinlikle ideolojik olduğu için belirgin sınırlara sahiptir (ve Turgenev bunu biraz değiştirecektir): #Strahov, kesin bir biçimde “Yaşam”ın tekelinin (anladığı şekliyle) Bazarov karşısında hak iddia etmeye yetkili olduğuna kendini inandırabiliyordu; ama kesinlikle ölümün tekeli için bu geçerli değildi. Belirgin benzerliklere karşın, Babalar ve Oğullar’daki sınır, örneğin, Bir Soylu Yuvası’nda gözlemlenen karakterler arasında olduğu kadar net değildir. Karakterler arasında bir hiyerarşinin oluşturulmasını sağlayan söylem değildir, söylemin satirik aldanmadan kurtulması (Sitnikov, Kukşina) ve sadece zorlu ve istisnai durumlarda sessizliğin, en azından potansiyel değer kazanmasıdır (Bazarov’un annesi, Katya).

    Genel olarak, Babalar ve Oğullar, terimin geniş anlamıyla, tam olarak söyleme ilişkin iletişim şartlarının betimlemesine ayrıcalık verir. “#Düşünce” ve onu açıklayan #söz, bir metnin içinde yer alır: karakterin tutumu, kendisi ve ötekiler hakkında sahip olduğu imge, durum vs. Şüphesiz bu saptamalar “realizm”in #romanesk tekniği bağlamında sıradandır ve Bazarov’un bir çeşit sosyolojik, tarihsel vs. determinizme uygun bir dil kullandığı doğrudur. Ancak bu saptamalar, söyleme engel olmayacak ya da onu yersiz kılacak kadar azdır. Böylelikle #PavelKirsanov ile tartışmalar, anlaşmazlıklarda da olduğu gibi, donuk diyaloglardan oluşur: kelimelerin ötesinde, kelimelerden önce, her konuşmacı, ötekinin ne söylediğini bilmeden önce ne olduğunu bilir –ya da bildiğini sanır-. Bazarov’u düello için kışkırtan Pavel’in cümlesi: “Biz birbirimize tahammül edebiliyor muyuz? Dahası var mı?” (Babalar ve Oğullar XXIV: 141) gerçek bir casus belli seviyesinden (#Feneçka’nın öpücüğü) kaçınmaya yönelik bir kışkırtma olmaktan çok, iki adam arasında en doğal ve en gerçek karşılıklı sözdür. Dilin kopya etmekten başka bir şey yapmadığı ilişkilerinin, hem yüzeysel hem de derin gerçeğini ortaya koyar.

    #Rudin söylem adamı olduğu halde, Bazarov ölümüne söyleme adanmış, eski ve gereksiz olarak değerlendirilmiş bir adam olmak ister. Ancak nihilistin “kökü kazınmışlığı” muğlaktır: Konuştuğu kişileri yarış dışı bırakarak, yine de otantik bir dil bulabilir mi? İşte “doğal”a mahkum edilmiş biri olarak, Arkadi’deki bu tam özgürlüğe saf bir şekilde hayrandır. Elma ağacının elma üretmesi gibi, nihilizm üretmesi gerekmektedir. Yorumcuların, zaten uygunluğunun ve tadının haklı olarak altını çizebildikleri sözlerinin sebep olduğu tuhaf etki işte bundandır: Bu sözler, tamamen o olmak için biraz fazla özgür ve doğaldır. Toplumsal komedi içinde oldukça bayağı bir şekilde onu tekrar bütünleştiren ötekilerin bakışlarının kurnazca etkisi, biraz teatralizasyondan şüphelenilmesine neden oluyor. Onun bu kışkırtıcı formülleri, etkilemeyi amaçlamıyor mu? Küçümsenen konuşulan kişi de gerekli bir izleyici değil mi? Nihilistin kibirli yalnızlığı bu çıkmazlara adanmıştır.

    Bazarov, bu rolün ona ağır gelmemesi için fazla incedir. Odintsova’nın yüce değeri, öncelikle onu bundan kurtarmaktır. Birden onun sadece bir “#kadınnesne” olamayacağını fark eder. Hafif süvari askerinin safça edepsiz hesapları (ve Arkadi’nin önünde palavracılıkları) yüksek sosyete kadınının sadeliği karşısında buharlaşır.

    Bu sadelik, Bazarov için, kelimenin esas anlamıyla, devrimcidir. Odintsova, kadınlara özgü konuştuğu kişiyi dinleme (ya da, kendisine geri dönen, dinleneni inandırma) yetisine aşırı derece sahiptir. Dengeli kişiliği, zekâsı ve kültürü, rahatça uyuyan şehveti ve özellikle eğitimi iyiliksever merakına doğal bir mükemmellik vermeye katkıda bulunur. Önce gözünü korkutan ve varlığına çok kızan Bazarov, silahlarını çabuk bırakır ve ele geçirilir. Daha doğrusu, ne zafer ne de bozgun vardır: her şey, sonunda kendisi olma özgürlüğünü yeniden kazanmış gibi gelişir. İşte, Odintsova’nın salonuna, bir çeşit edebiyat cumhuriyeti içine, mükemmel bir örnek sunduğu söylenen XVIII. yüzyıldaki bazı Fransız salonlarının aynısı olan yeteneklerin geliştiği bu ideal diyalog ve teati mekânına kolayca kabul edilmiştir.

    Karşılaştırma, tam olmasa da, aydınlatıcı olabilir. Aydın yaşam için gerekli şartları (ifade özgürlüğü, önyargının yokluğu, konuşmacıların eşitliği ve sessiz saygıları) içeren salon, bir hoşgörü mekânıdır ve bir kültürün, kabul edilmiş anlaşmaların meyvesidir. Onda, en azından ideal olarak- “doğal” ile anlaşmalı arasındaki ayrım, her iki terim de diğerini içerdiğinden, ortadan kalkar. Zira anlatıcının üzerinde durduğu Odintsova’nın “sadeliği” tam olarak böyledir: mutlu bir kişilikle iyi bir eğitimin karşılaşması. Bazarov da, Omfal’in ayaklarına kapanan bir Herkül değildir. Kendi kendine kalır ve ilk kez düşünceleri onu ilgisiz bırakmayan Ötekini Odintsova’da keşfettiğine göre, belki, kendisini de yine kendi kendine gösterir. Pavel’le çalkantılı tartışmalar, Şçigrovsk Kasabasının Hamlet’inin kahramanını anımsatan Rus çevrelerini hatırlamaksızın yapılmıyordu. Farklı ufuklardan gelen iki konuşmacının uyumsuzluğuna rağmen “#üstkodlama” zıtlıklarında bile öncülerin çok büyük yakınlığı vardı; tartışma, karşılaşma haline geldi, maksima lizme ve dava maksatlarına uygun olarak, bundan bir çeşit psikodram yarattı. Turgenev’in, bu kaotik iletişim durumu için dramatik diyalog tekniğini kullanması, buna karşılık Odintsova’nın evindeki konuşmaları (ideolojik bazı uzun sözler dışında (4) betimlemek için daha sentetik bir anlatımı tercih etmesi dikkat çekicidir.

    Burada, tüm esere uygulanabilen bir kuralın, söylenmeyene ayrıcalık tanıyan ya da, daha geniş olarak, iletişim ediminde dilin sınırları üzerinde oynayan güzel bir örneğini görebiliriz: babalar ve oğullar arasındaki, Bazarov ile annesi arasındaki, aynı zamanda #Kirsanovkardeşler arasındaki, iki kız kardeş (Katya ve Anna Sergeyevna) arasındaki ilişkiler, çatışmayla ilgili olmaksızın, kurnaz gerilimlerle doludur: romanın en önemli temasını, en azından görünüşte oluşan iki nesil arasındaki “#ideolojik” anlaşmazlıklar dışında, çekingenlikler, utanmalar, küstahlıklar (doğru ya da yanlış), yorumlama hataları çok fazladır. Ne var ki #kodlarınçatışması, derin iletişime pek engel olmaz. Geçen zamanın yardımıyla, çağdaş okuyucu, Turgenev’in, içinde Bazarov’un “sevimli küçük şeytan” figürünü oluşturduğu, her şeye rağmen huzurlu ve ateşli bu küçük dünyayı betimleyerek yavan bir idilden daha dokunaklı ve daha inandırıcı bir “aile romanı” yazdığını düşünür. Sanatın bir etkisi olan şiirsel çekicilik ve Strahov’a yapılan hiçbir ideolojik yorum, bunu telafi edemez.

    Oysa bu metin içinde, tam olarak, daha önce belirttiğimiz gibi, salon mekânı, en iyi için ve en kötü için istisna teşkil eder. Bazarov burada kendini “ifade edebilir”, ama net olarak kodlanmış bir çerçevede. Eğer kodların rekabeti ailevi evreni –büyük bir zarar olmaksızın– doldurduysa, Nikolskoe evreninin “sadeliği”, daha kurnazca zorba ve tedirginlik vericidir. Şüphesiz, (Çaadayev’in ilk Felsefi Mektuplar’ında tavsiye ettiği bu yaşam hijyeninin taraftarı (5) Odintsova’nın evindeki günlük yaşam kuralları, Bazarov’a hafif bir rahatsızlıktan başka bir şey vermez. Onlarla alay eder; ama gülünç düşme ya da münasebetsizlik korkusuyla isyan edemez. İşte evcilleştirilmiştir. Dahası var: Odintsova’ya duyduğu saygı ne olursa olsun, kendisi onun için bir ilgi “nesne”sidir. Usta salon sahibesi olarak kodları işleyen, konuğuna değer kazandıran konulara doğru konuşmayı yönlendiren odur: onun önünde bu, “dev” bir çocuktur.

    Ama salonun esasen kadınsı olan bu evreninde o bir erkektir. #Konuşmasanatı, özellikle de oranın orkestra şefi olmasını sağlayan bu sanat, baştan çıkarma oyunu ile benzerlik gösterir. Esasen “#sarayaözgü” olan bu nezaket –burada yine tipik bir şekilde #Batılı kültürel bir gelenek görürüz–, cinsliksiz olmaktan uzak bir biçimde, yüceltilmiş; ama daima gizli bir kösnülleştirme içerir.

    Odintsova’nın karşısında, Bazarov iki defa hatalı davranmıştır: nihilistin kışkırtıcı konuşması durdurulmuştur, #aşk tutkusu (Bazarov, epey acınacak bir halde, mujiğin ataerkil önyargılarını model almakta ayak diretse de (6) içgüdüye indirgenememiştir. Reddettiği kültürün aracılığı, ondaki eksikliği zalimce ortaya çıkarır. Aşkı ele geçirmek için gerekli dile sahip değildir. (7) Böylece, Odintsova-Bazarov çiftinin ilişkisinde, söylenmeyenin –sözle anlatılamaz olanın– payı ve bununla beraber, Odintsova’nın süs merakının –bilinçli ya da bilinçsiz, bunun önemi yok (8)– tercümesi olduğu bir kösnülleştirme (bundan dolayı, burada da, zaman aralığının bu söylenmeyeni gösterdiği diyaloga başvuru) artar. Kör, “baştan çıkaran kadın”ın önünde sadece bir teslim sözleşmesi gibi yaşayabilir ve gösterilebilir: özsaygının bozgunu (İnsandan kaçan – ya da kadından kaçan– aşığın gülünçlüğü uzak değildir.); ama aynı zamanda dilin de bozgunu. Mümkün olan tek çıkış yolu (Şefkatlinin bin dereden su getirmesi dışında), kör, romantik bir tutkunun kaderciliğini taklit ederek ve duyguyu değerler arasına yükselterek sıradanlığı içinde gösterişli hale gelir: saf söz sanatı yanılsaması ve yeni bir çıkmaz. (9)

    Sessizlik heykelinin sembolizmi #nihilizm hakkında bir tartışmanın ideolojik çerçevesini aşar. Turgenev, pek çok defa altını çizdiği gibi, daha önce yayımlanmamış aydın ve insani bir maceraya atılan bir kişiyi resmetmek istedi (10). Bu #varoluşçu seçimin köktenciliği, felsefi saflığın tamamen ötesinde, roman yazarını kendine çeken #varlıkbilimsel bir kapı edinir. İnsanın varoluşçu bitimliliği duygusu, daha önce Arefe’de işlenmişti, ama anlatıcı/ yazarın karamsarlığı, İnsarov’a yabancı kalmıştı. Bazarov bu konuda kişisel deneyime sahiptir. İki sonsuz hakkında (şüphesiz okumadığı) Pascal’ın derin düşüncesinin temalarını kendiliğinden bulur. Besbelli, “iki kere iki dört eder”i taparcasına sevmez (Ecinniler’in gelecekteki yazarı tarafından açıkça takdir edilmesi bir tesadüf değildir.). Sonunda, ideolojik konumlarca tanımlanmasına değil; ama “yok olan bir güç”, yıkıcı ve kendini yıkan bir güç, nereye (11) ve neden (12) gittiğini artık bilmeyen öylesine yıkıcı bir güç olarak tanımlanmasına izin verir. Gölgesi gibi olumsuzluk taşıyan düşüncenin bile kullanılmasına karşı gelir:

    “— Bak ne: örneğin, eğitim yararlıdır demek beylik bir sözdür, eğitim zararlıdır demek ise, bunun zıddı olan beylik bir sözdür. Sanki şık gibi; ama özünde ikisi de aynı şey.
    — Evet bir yerde doğru var; ama hangi yönde?
    — Nerede? Sana yankı olarak cevap vereyim: Nerede?” (13)

    Boşlukla yüz yüze olan bu #bumerang düşünce, daha şimdiden ölümün bir metaforudur: “[…] ölüm. O seni inkâr eder ve tamamdır! Evet, hadi inkâr etmeyi dene.” (Babalar ve Oğullar XXVII: 178).

    Akıl almaz gerçeklik olan #ölüm, imkânsız bir diyalog şeklini alır. Anlamlı bir şekilde şen şakrak olmak isteyen; ama sadece iç karartıcı olan, korku ve arzuyu, #Eros ve #Thanatos’u birleştiren Odintsova’nın bedeninin “yakışıksız” bir biçimde anımsamasında yine orta ya çıkar: “O ne beden öyle! […] şimdi bir anatomi dersi olsaydı ya.” (Babalar ve Oğullar XV: 75).

    Bu anlamda Bazarov’un ölümü, derin bir sanatsal gereksinime boyun eğer ve bilindiği gibi, bu buluş Turgenev için eserin yaradılışında belirleyici bir dönüm noktasıdır. Ama “#epik” form olarak romanın yaşamla uzlaştırmaya eğilimi olduğu doğruysa, Bazarov ancak ihanete uğramaksızın söz konusu #romanınkahramanı olabilir. Saf olağanlık olan ölümü absürt kalmalıdır. Dahası, geleneksel yapısını tamamen koruyarak, roman, epilogunda bir aile romanı gibi görünmesine neden olan gizli bir başkalaşıma maruz kalır.

    Ne kadar klasik olursa olsun, bu epilogun anlamı belirsizdir. Öncelikle bu aile romanının konusu olan Arkadi’nin evrimi ve geçmişe ait hareketlerinin ürünleri bir şekilde eserin şiirsel paylarını topladığı saf bir görünge etkisidir. Kahraman kendini, (birkaç ayda olgunlaştığını ağırbaşlılıkla doğrulasa da) her zaman var olmuş gibi yeniden bulur. Aile saadeti gösterisi –şölenler, sohbetler– mükemmel bir sıradanlıktadır, kişilikler sosyal hiyerarşi içerisinde öngörülmüş yerlerinde memnuniyetle otururlar, daha sonraki kaderleri yeni hiçbir şey getirmez: burada bir olumluluk varsa, o da, Bazarov’un alay ederek söylediği gibi, “ekin kargalarının” bildikleridir.

    Sessizlik figürü kaçak, (aile defterine Bazarov’un anısını yerleştirmeye çalışan “dikkatli eş” Katya’nın girişimiyle…) neredeyse gizli bir kadeh kaldırma konusu olan Bazarov’un adıyla birlikte yeniden ortaya çıkar: epilogun saygılı söz uzatması içinde bu çok az bir şeydir. Gerçek “yas işi”, kendisi için tüm epilogun Bazarov’un anlamsız imgesini taşıdığı okuyucuya döner. Ama bu imge sıradan bir insanlıkla daha şimdiden unutulmuş “dev”i karşı karşıya getiren karşıtlığın basit etkisinden doğmaz. Aile saadetinin betimlenmesinde çözümlenen (ve şüphesiz Turgenev’in çağdaşı olanlardan ziyade modern okuyucu için daha anlaşılır olan) yansılamalı boyut, yeni perspektifleri olduğu gibi romanesk iki satırın birleştiği yerde yaratılmış zamanın gerilemesini de içerir.

    Bazarov’un gümbürtülü yokluğu, #epilog tarafından hem yüceltilen, hem de inkâr edilen anlamı elinden alınmış bulan okuyucuda bir yoksunluk sürdürür. Bu ifadeden dolayı romanesk yapı, adeta mekanik ve boşu boşuna, yansılamalı bir şekilde, ana kalıp gibi işler. Zaman, kahramanın yaşamını düzenler, telkin eder ve ona rolleri –Sahip, Peygamber ve mükemmel Âşık rollerini- kabul ettirir. Bu mitsel rollerin her biri, bir basmakalıp düşünceler, yansılamalı imalar sistemine karşılık gelir. Arkadi’nin “gençliği”nin akıl hocası olan Bazarov, hem bağımsızlaşmayı hem de sadık kalmayı bilen (Karısı tarafından –yansılamalı bir şekildegüvence altına alınmış sadakat: Sahip, genç kızın değerlerini fark edebilmişti (14) ve hatta ironik bir şekilde evliliklerini “kutsamıştı”) öğrencilerin en iyisine sahip olmuştur. Peygamber sustu ve her zaman olduğu gibi duyulmadı; ama zamansız ölümü belki ruhunda bir dirilme hazırlamıştır, topraktaki söz-tohumları yeniden doğacaktır… Daha şimdiden, izinin toprak üzerinde bıraktığı iyilikler fark edilmektedir: Nikolay Kirsanov’un Feneçka ile evlenmesi, Arkadi’nin Katya’yı bulabilmesi onun sayesinde değil midir? İsa ile ilgili anıştırma, hemen bir evlendirme azizi imgesine kadar alçalır. Sonuçta, reddedilmiş âşık olan Bazarov, “cortezia/nezaket”(15) geleneklerine göre, ölümün kadınının namuslu hayranına dönüştürdüğü mükemmel âşık değil midir?

    #Vicdan, durmaksızın ertelenen ve kendisine ancak ölümünde verilecek olan bir nihayete eğilimlidir […] Bir insanın tarihini yazmak; ancak bu kişi yok olduktan sonra mümkündür. Bir azizi hayattayken asla ermişler arasına katmamaktan ibaret olan bu kilise uygulamasının anlamı vardır. Azizliğini reddedilemez kılan mucizeleri boşuna gerçekleştirir, ölümü beklenecektir. Hayatta kaldığı sürece, ona ölmekten başka yapacak bir şey kalmaz. İnsan, eskatolojik bir gerçekliktir. Yalnızca, hepsi son ereğinde, hedeflerinin en sonuncusunda emilip dağılan ereklerine bağlı olarak var olur.” (16)

    Babalar ve Oğullar’ı yazdığı sırada Turgenev’in, insanın bu “eskatolojik gerçekliği”ne canlı bir inancı vardı: Rudin’in sonunda değişiklik yapması ve kahramanını bir barikat üzerinde öldürmesi bu dönemde gerçekleşir. Rudin’in ölümü, anlatı kişisine gerçek ağırlığını verir ve kadere göre yaşamını geriye dönük olarak düzenleyerek, avcıyı (tek anlamlı olmayan bir şekilde olsa da) “ermişler arasına katar”. Babalar ve Oğullar’ın sonu simetrik olarak çatışkılıdır. Burada, hem anlamı, hem tarihi, hem de romanı yaratan geriye dönük bakışın kendisi konu edilmiştir. Zaman aydınlığa kavuşturmaz ve yalnızca, acımanın ihanete dönüştüğü bir anının çağrıştırdığı anlam parodileri üretir. Kader, nihilist inkarı erkenden yok olan bu yaşamla birleştirerek, ölüm ya da absürt bir yaşama isteği metaforundan başka bir şey olamaz. Bazarov’un mezarı önündeki lirik içe dönüş, yeni bir mesafe yaratarak, yalnızca tüm sözlerin geçiciliğini ve “sonsuz yaşamı” belirtebilir.

    Böylece eseri sona erdiren sessizlik figürü, saf olumsuzluk ve engin olumluluk arasında, burada sınırlarına ulaşan Turgenev’vari romanın yapısından doğmuş olan karşıtlar birliğini yansıtır. Yine, Rus istihbaratının bir “kroniğinde” yargılanabilen Bazarov da, isyanı etik, dil ve tarihi konu edinen yansıtıcı bir bilinçtir. Turgenev’in (boş Rus ve boş metafizik arasında, kendisine rağmen daha baştan çağdışı, sözle anlatılamaz bir romantiğin nitelikleri altına yerleştirilmiş) nihilisti imkânsız bir roman kahramanı haline gelir.

    NOTLAR:

    * Bonamour, Jean, “A Propos de Pères et fils d’Ivan Turgenev: Bazarov ou la parole impossible”. In: Revue des études slaves, Tome 70, fascicule 3, 1998. L’éspace poétique. Em hommage à Efim Etkind, pp. 649-656. http://www.persee.fr/web/revues/home/prescript/article/slave_0080-2557_1998_num_70_3_6539 Not: Paris-Sorbonne Üniversitesi Öğretim Elemanı Jean Bonamour’un makalesinin dili Fransızcadır. Yazar, Babalar ve Oğullar’dan yaptığı alıntıları metne Rusça olarak yerleştirmiştir. Makaledeki Rusça metinlerin Türkçeye çevirisi Prof. Dr. Birsen Karaca tarafından yapılmıştır.

    ** Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kafkas Dilleri ve Kültürleri Bölümü Ermeni Dili ve Kültürü Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi

    (1) I. S. Turgenev, “Ottsı i deti”, in Ponoye sobraniye soçineniy, t. 7, M., Nauka, 1981, s. 162. Referans aldığımız basım bu olacak.
    (2) F. I. Tyutçev, Ponoye sobraniye soçineniy, M. – L., Academia, t. 1, 1933, s. 191.
    (3) N. Strahov, “İ. S. Turgenev Ottsı i deti”, Vremya, avr, 1862; rééd. dans, N. Strahov, Kretiçeskie stati op İ. S. Turgeneve i L. N. Tolstom (1826-1885), Ed. H. Van Schoonevald, The Hague – Paris, Mouton (Slavistic Printings and Re-printings, no 147), 1968, s. 1-39.
    (4) Özellikle Çernişevski’nin aktardığı gelişmeler (Babalar ve Oğullar XVI: 78-79 ve yorum: 424-425)
    (5) P. Çaadayev, Felsefi Mektuplar, Ed. Fr. Rouleau, Paris, Librairie des Cinq Continents, 1970, s. 48.
    (6) “Karısını sebepsiz yere dövmeyen” mujikle konuşma (Babalar ve Oğullar XIX: 105).
    (7) Denis de Rougemont (Aşk ve Batı, Paris, Plon, 1956, s. 194), iki üstderinin teması olan aşk üzerine Chamfort’un ünlü sözü hakkında şunu söyler: “[…] on sekizinci yüzyıl insanlarının kalbine mitin gizli ısrarının bir kanıtı olmaktan çok, insanlık dışı bir materyalizmin doğrulaması olarak görüyorum. Chamfort’un bu sözü belirtmenin ve onu yayımlamanın “keskinliğini” yargılayabilmesi için, bir miktar aşk yanılsamasının ve yaygın idealizmin var olması gerekirdi […]. Bu, hala ters bir idealizmden başka bir şey değildi ve hiçbir zaman da olamayacak” (s. 194). Gözlemin geçerliliği ne olursa olsun, Bazarov, tüm Rus kültürü gibi, hovardalık geleneğini bilmez.
    (8) Şüphesiz seçim şansı yok: süs merakı anlam belirsizliği üzerinde etkilidir (bkz. Sartre’a özgü “kötü ruh”) ve burada utanma ile ilgili bazı klasik analizler tekrar ele alınabilir.
    (9) Sahip olma, aşkın sonu olacaktır: zamanı bilmezden gelmek isteyen nihilistin mantığı böyledir (ve bu konu hakkında XVII. yüzyıl Fransız anlayışını bulacaktır). Metin bunun aksini söyler: Katya’ya evlenme teklif eden Arkadi’nin “yüz geri dönüşü” ile şaşkına dönen Odintsova’yı aniden bir düşünce alır: “Bu adam beni seviyor!” (Babalar ve Oğullar XXVI: 168). Ama yanılıyordur. Bu, durumun basit bir okuması, epilogdakiyle karşılaştırılabilecek bir perspektif etkisidir. Bu andan itibaren, (aşk) “roman”ı bittiği halde, Bazarov’un imgesi mükemmel Âşık imgesinde sabitlenir (bkz. aşağıda).
    (10) Turgenev’in başarısıyla bile bayağılaşmış buluşu olan “nihilist” terimi, bu yeniliğe (önceki kullanımlarına rağmen) tanıklık eder: kökende alay terimi olan bu terim, modernlerin öncülerinin habercisi olan (“empresyonizm” vs) bir cevap/kışkırtma stratejisine göre, kibirli bir şekilde (özellikle Pisarev tarafından) tekrar ele alınacak, anlam yüklenecek ve üzerinde hak iddia edilecektir. Etimolojik anlamı ve polemik değeri, romana sıkıca bağlıdır. Bu bakış açısından, Babalar ve Oğullar, M. Confino’nun dikkate değer makalesi “Gençlik İsyanı ve Karşı-Kültür: ‘60’lı Yılların’ Rus Nihilistleri”, Cahiers du monde russe et soviétique (Rus ve Sovyet Dünyası Defterleri), c. XXXI (4), Kasım-Aralık 1990, s. 489-538’de incelediği tarihsel nihilizmden farklı bir nihilizmi ele alır.
    (11) Bkz. Bazarov’un geleceğine ilişkin belirsizlikler: basit bir köy hekimi (iğneleyici ironi tarzı ile ilgili hatırlatılan hipotez) ya da seçtiği herhangi bir kariyerde büyük bir adam (Arkadi’ye göre) olabilirdi. Kaldı ki, Sovyet eleştirmenler onda devrimci bir gelecek görseler de, bu seçim yapılmamıştır. Üstelik sanatsal bir bakış açısından, vakitsiz yok olmuş bu yaşamın trajik karakterine belirgin çizgilerle bir gelecek çizmek, onu kuvvetten düşürmek olurdu.
    (12) Tüm politik ve sosyal eylemleri yeniden tartışma konusu yapar: “[…] –İşte sen söyledin, son köylünün evi de öyle olduğu zaman Rusya mükemmelliğe erişmiş olacak ve her birimiz bunun için ona yardım etmek zorundayız… Ama ben, uğurlarında derimi parçaladığım ve bana teşekkür etmeyecek olan bu son köylüden de, adı Filip ya da Sidor, nefret edeceğim… sonra bana ne ki onun teşekküründen? Ama o yaşayacak…” (Babalar ve Oğullar XXI: 83)
    (13) A.g.e. Epigrafta anılan Tyutçev’in dizesinden çok, burada Flaubert’in Bouvard ve Pécuchet adlı eserini anımsamak gerekir.
    (14) Lenski’ye Tatyana’nın değerlerini öven Onegin gibi (Yevgeni Onegin III: 5), Katya’yı fark eder.
    (15) “Cortezia”da kadının hayranlığı ve küçümsemesinin birlikte var olabileceği belirtilir (Denis de Rougemont, a.g.e., s. 100 ve s. 84). Ayrıca bkz. Yukarıda, n.9. Diğer yandan Arkadi tarafından terk edilmiş olan Odintsova (sıkıcı evliliğine hiçbir şekilde itiraz etmeyerek) sonsuza kadar Bazarov’un nişanlısı olarak kalır.
    (16) A. Peyrefitte, Penelope Miti, Paris, Gallimard, 1970, s. 122.

    #yaşamınengindalgası #ekinkargaları

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
IVAN TURGENEV’İN BABALAR VE OĞULLAR’I HAKKINDA: B…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now