ANAYURT OTELİ’NDEKİ TUHAF MÜNTEHİR: ZEBERCET

  • ANAYURT OTELİ’NDEKİ TUHAF MÜNTEHİR: ZEBERCET

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:05

    ANAYURT OTELİ’NDEKİ TUHAF MÜNTEHİR: ZEBERCET*

    Makale Yazarı: Önder Şit

    *Bu makale Roman Kahramanları 28. sayıda (Ekim/Aralık 2016) yayımlanmıştır. 

    “Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.”
    Yusuf Atılgan

    Yusuf Atılgan’ın kaleme aldığı Anayurt Oteli 1973 yılında yayımlanmıştır. Romanın kahramanı Zebercet, esere ismini veren otelde kâtiplik yapmaktadır. 33 yaşındaki Zebercet içe dönük, az konuşur, yalnız bir birey görünümündedir. Geriye dönüşlerle bu tuhaf mizacın anlamlandırıldığı eser “sonuna dek gitmekten korkmayan” ve intiharı tercih eden Zebercet’in 23 gün süren öyküsünü aktarmaktadır. Her şeyi bilen anlatıcı ağzından aktarılan yapıt, yer yer iç monologlarla zenginleşir ve bilinç akışı tekniğiyle devam eder.

    Kendine has ve takıntı seviyesinde alışkanlıkları olan Zebercet -her sabah 06.00’da uyanmak, bıyık bırakmak, her gece ayaklarını yıkamak, paraları zarftan zarfa aktarmak, berbere dört haftada bir perşembe günleri gitmek, ortalıkçı kadını uyandırmak vb.- perşembe gecesi gecikmeli Ankara treniyle otele gelen kadının varlığı sayesinde/yüzünden kendi içinde bir mücadeleye girişecektir. Murat Belge, kadının Zebercet’in hayatını ikiye ayıran bir milat olduğunu söyler. Ona göre Zebercet, yeni ve ölümcül bir takıntı olan bu kadınla birlikte allak bullak olur. (Öztürk ve Özler, s. 14) Tekdüze bir yaşamı vardır başkişinin. Kasabadaki yangından kurtarılan ve otel yapılan -içinde doğulmuş, yaşanmış, ölünmüş- eski konağın gelir gider işleri, müşteri kayıtları ondan sorulur. Kural ve kontrole dayalı rutinleri ile huzur bulan Zebercet “hayata güvenmeyen kişi, kurallara güvenir, orada bir huzur bulur” yargısını doğrular, (s.26) Bunca insan yoğunluğu ve böylesi bir “gelip geçici” mekân -otel- içinde bunalmış bir görünüme sahiptir. Bu bunaltı ise bilinçli, entelektüel bir ruh hâlinden ziyade mekanik, yavan bir yapıyı barındırır. Faruk Duman, Zebercet’in “uyumsuz bilinçsizi temsil ettiğini” söyler. Duman’a göre Zebercet “en küçük bir günlük konuşmaya bile katılmakta güçlük çeker.” (Duman, s.32-33) İnan Çetin de Zebercet’i entelektüel bulmaz ve başkişinin serseri mayın gibi savrulan bir yapıda olduğunu ifade eder. (Çetin, 36) Gerçekten de Zebercet, intiharına giden yolculukta dağınık ve tepkisel bir görüntü çizmektedir. Murat Belge, Zebercet’in yedi aylık doğmasıyla da simgelenen bir kısıtlılığı olduğunu ve karakterin bunu aşamadığını belirtir. (Öztürk ve Özler, s.9)

    Arzu nesnesini bekleyiş
    Gecikmeli Ankara treniyle otele gelen isimsiz ve de kimliksiz kadın, ertesi sabah otelden ayrılır ve civardaki bir köye gitmek üzere yola çıkar. Bu isimsiz kadının gelişi pek etkilemese de gidişi ve gelme ihtimali Zebercet’i heyecanlı bir bekleyiş içine sokar ve olanakların sonuncusuna –intihara giden yolun tetikleyicisi olur. Takıntı derecesinde bir rutini olan başkişi, bunaltıcı dakikliğini bu gecikmeli kadınla yitirir. Zebercet, “kadın gelmedikçe, arzu nesnesi eline gelmedikçe, bu hayal kırıklığını giderecek, onun yerine koyacak bir şeyler de bulamaz hayatında.” (Yılmaz, s.38) Kadının gidişinden sonra bekleme süreci başlar. Bu süreç sancılıdır. Günler daha bir bulanıklaşmıştır artık, “isteksiz yiyordu.” (Atılgan, s.18) Zebercet’in dış dünya ile sınırlı bir ilgisi vardır ve “bütün dünyası Anayurt Oteli’dir.” (İnan, s.35) Böylesi önemli bir otelden seyrek çıkan Zebercet, en önemli alışkanlıklarından birisini terk eder ve bıyığını kestirir. (Ya da kestirdiğini düşünür.
    Necdet Berk Özler “Anayurt Oteli’nde Okların Yönü: Metindeki Semboller ve Karşıtlıklar” adlı incelemesinde bu eylemi araştırır. Berberin Zebercet’in yalnızca üst dudağını tıraş ettiğini tespit eden Özler şöyle devam eder: “Demek ki Zebercet’in iki gündür bıyığı yoktur. O halde Zebercet’in algılarında bazı sorunlar vardır.” (Öztürk ve Özler, s.82) Bıyık meselesinin böylesi yorumlanması Zebercet’in algısı hakkında bir fikir verebilir.) Bilinçaltı bağlamında yüzde yer etmiş bir parçanın öldürülmesi olarak açıklanabilecek bu eylem, Zebercet’in öldürme olgusuna dair ilk dolaylı tecrübesini de içermiş olur: “Bıyığınız yakışıyordu size. Alay mı ediyordu?” (Atılgan, s.9) Bu radikal değişim cinsel bir yetersizlik algısı da yaratacak, başkişinin karmaşasını derinleştirecektir. Çağlayan Çevik “Yusuf Atılgan’ın Bıyığı” adlı incelemesinde bıyık ve erkek arasındaki mühim bağı işaret eder. “Dahası, bazı topluluklar için “erkek süsü” olarak adlandırılan, şekil verilebilen, kıllar bütünü içinde bıyığın cinsel göndermeler içermesi de kaçınılmaz olarak beraberinde gelir.” (Çevik s.44) Bıyığından kurtulan Zebercet kendi kendisiyle olan mücadelesine başlamıştır. Mücadelenin yıkımını Murat Belge açıklar: “Bıyık kesmeye, sigaraya başlamaya, kılık kıyafet tarzını değiştirmeye varacak şekilde Zebercet’in hayatı altüst oldu.” (Öztürk ve Özler, s.11) Bekleyiş, yenilikleri de beraberinde getirir başkişi için. Sürekli kadını bekler ve ona verdiği odanın ışığını bile açık tutar. “Odayı bir tür tapınağa çevir[r], (s.56) Bu mekânı başka müşterilere vermez. Horoz dövüştürülen kahvehanelere gider, yeni elbiseler alır. Sinemaya gider, içki ve sigara içer. Dışarıya açılma süreci başlamıştır.
    Kadının varlığı Zebercet’in cinsel arzularını uyandırmıştır. Öyle ki bu cinsel arzu yaşama tutunma yolunda bir araç olarak belirecek ve arzu nesnesine değil arzunun kendisine duyulan bir arzu olarak şekillenecektir. “Cinselliği, bütün duygularının kendilerini dışavurma kanalı sanki; özlemleri, her şeyi, o kanaldan ifade buluyor.” (s.16) Zebercet’in hayatı algılayışı bu minval üzerinedir. Kadının odada unuttuğu havluya abanarak kendini tatmin etme yolunu seçer başkişi: “Dönüp yatağa girdi, yorganı üstüne çekti. Yastığı çevirdi, sarıldı; yüksek sesle ‘Gelmeseydin ölürdüm’ dedi. Yastığı kokladı, öptü. Erkeklik organı dimdikti.” (Atılgan, s.41) Havlu, Freudçu bir bakış açısıyla fetiş nesnesi hâline gelir ve kadını temsil eder. Sonraki süreçte oteldeki ortalıkçı kadınla da -Zeynep- birlikte olan Zebercet’in ilişkileri arzunun giderilmesinden öteye geçmez. “Zeynep, Zebercet’in şimdiki cinsel boşalma kanalı[dır].” (Öztürk ve Özler, s.11) Artık gün aşırı tıraş olur, sabahları geç kalkar. Kadının gelmeyeceğini anlamıştır içten içe: “Daha bekliyor muydu? En kötüsü kafasındaki tutarsızlıktı.” (Atılgan, s.43)

    İçine doğulmuş mezar/lık
    Anayurt Oteli’nin esasında bir mezar/lık olarak ele alınabileceğine dair ilk somut örnek eserin 12. sayfasında kendisini gösterir: “OTEL yazılmış ok biçimi bir gösterge çakılı, ama yıllar sonra çivilerden biri çürüyüp kopunca okun ucu aşağıya dönmüş toprağı gösteriyor, otelin yeraltında olduğu sanısını veriyor insana.” (s.12) Zebercet, kişisel mezarlığa dönüşecek bu mekâna gelen yeni müşterileri “yer yok” diyerek savurur ve oteli kapatır: “Duvardan Kapı gece 12’de kapanır yazılı kartonu alıp masaya getirdi; arkasına kalın harflerle KAPALI yazdı.” (s.44) Otelden çıkan Zebercet, içki içer ve horoz dövüştürülen bir kahvehaneyi ziyaret eder. Orada genç bir oğlanla -Ekrem- tanışır. Ona ilgi duyar. Arzu nesnesi bu sefer genç erkek olarak belirmiştir. “Uzanıp öpmek istedi birden; başını çevirdi; kolunu çekti.” (s.49) Bu arzunun berisinde başkişinin intiharına işaret sayılabilecek bir açıklama yer alır. Horoz dövüşünde neredeyse öldürülecek olan horozu ayırmak isteseler de sahibinin ‘ya yener ya geberir’ şeklindeki açıklaması beklenen sonu getirir. Güçlü horoz, güçsüzü yenmiş ve öldürmüştür. “-Niye ayırmak istediler abi? -Bilmem. (Düşündü.) Belki sonuna dek gitmekten korkuyorlardı; sonunu görmekten.” (s.50) Kendisi de benzer bir korkuyu, belki de taşıyan, Zebercet karar verme sürecindedir. Asıl arzuladığı şeyi, ölümü, ötelemekte ve arzu nesnesi olarak oğlanı yeğlemektedir: “‘Hey’ dedi oğlan; bacağı bacağına yaslandı. Zebercet’in orası kabarmaya başladı; sağ yanını kıpırdatmamaya çalışarak sol elini cebine soktu, tuttu düzeltti.” (s.52) Hayallerinde yer eden Ankara treniyle gelen kadının yüzü de bulanıklaşmıştır bir süre sonra, hatta hayaldeki kadın imgesi cinsiyetsiz hâle gelmiştir. ” […] ama bir yığın kadına uyabilirdi bu tanım, ya da erkeğe; çirkin bir kadına ya da erkeğe bile.” (s.54) Zebercet’in savruk yapısı arzu nesnesinin de süratle değişmesine neden olur. “Eşcinsel midir Zebercet? Değildir, ama büsbütün kayıtsız da değildir. Her an olabilir.” (Öztürk ve Özler, s. 17) Gün boyu şiddet gösterisi izleyen (Sinemada, sokakta, kahvehanede) Zebercet’in, kadının gelmeyecek oluşunun da getirdiği öfke ile birlikte şiddete yöneldiği görülür.

    İntihar düşüncesinin izleri
    “Oda bozulmuştu; kadın gelmezdi artık. Yürüdü, odadan çıkarken bir haftadır yanan ışığı söndürdü.” (Atılgan, s.38) alıntısıyla başlayan kabullenme, intihar düşüncesinin ilk izlerini oluşturur. Nergis Öztürk, “Anayurt Oteli’nde anlatımın gücü” adlı yazısında bu durumu eserdeki ilk kırılma olarak değerlendirir ve Zebercet’in ilk ve son kez 1. tekil şahıs ağzından aktarıldığını ifade eder. (Öztürk ve Özler, s.74) Zebercet’in kendini öldürmeyi eyleme dökme düşüncesi ilk olarak otelin merdiven boşluğuna baktığı anda kendini gösterir. “Ürperdi. Göğsünü, boynunu, kollarını ovuşturdu. Kapıdan çıkıp karanlıkta bir süre merdiven boşluğuna baktı. […] Başını sallayıp yürüdü; yukarıya çıktı.” (Atılgan, s.56) Henüz hazır değildir. Tüm alışkanlıklarından sıyrılması, özgürleşmesi gerekir ama bu dönüşümü bilinçli gerçekleştirmez. “Soyut düşünce” Zebercet için çok zor bir şeyidir]” der ve ekler Murat Belge: “Belirli bir durumda, bir anda, daha önceden tasarlamadığı, düşünmediği bir şeyi yapıveriyor.” (Öztürk ve Özler, 30) Albert Camus’nün Yabanc/’sındaki Meursault gibidir. (Yalnızca içgüdüsellik açısından) “Zebercet Meursault kadar mutlak bir boşvermişlik içinde değildir. İki karakterde, bomboş hayatları içinde “anlam”ı, birini öldürme sonucu yaratır veya yaratmış olurlar, (s.61) Güneş ışınları gözünü aldığı için cinayet işleyen bu adama benzer bir şekilde Zebercet de ortalıkçı kadını öldürür öncelikle ve ardından otelin kedisini. “Birden abanıp iki eliyle boynunu sıktı. Kadın sıçrayıp gözlerini açarken o kapadı […] Derken bileklerindeki eller gevşedi; altındaki bedende kıpırtı durdu.” (Atılgan, s.58) Kadının isteksiz hâli ve kısmen gösterdiği dirence katlanamaz başkişi ve onu boğmaya karar verir. Serseri mayın kıvamındaki yapı, Zebercet’in kadını öldürdükten hemen sonra elinin altında sıcaklığını duyduğu kediye kayan arzusuyla tekrar belirir. “Orası kabarmaya başlar” ve duvarda asılı duran bir tavayla kediyi öldürür. Arzular gibi eylemler de savruktur. Bu iki doğaçlama cinayetle birlikte kendini de öldürmeye karar vermiştir artık Zebercet. Kadının ölüsünü odaya kilitler. Beklemek için bir nedeni kalmamıştır: “Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın? ‘Canı cehenneme’ dedi alçak sesle.” (s.60) Zebercet’in ortalıkçı kadını -Zeynep’i- öldürmesi kendisine yönelik bir aşağılanma hissetmesinden kaynaklanır aslında. Rıdvan Yüksel, “Anayurt Oteli’nin İçerisi ve Dışarısı” adlı yazısında çok önemli bir cümleyi alıntılar. “Uykuda istemiyordu artık.” (s.57) Artık değişmiştir Zebercet. Gelmeyen kadın onu farklılaştırmıştır. Ortalıkçı kadının bir tatmin aracından öte olmasını, kendisine değer vermesini istemektedir. Bu değişim arzusunun karşılık görmemesi başkişiyi cinayete sürükler. “Üzerinde iktidar kurabildiği tek kişiyle ilişkisinde de bu durumla karşılaşınca önceden planlanmamış, ani bir şekilde kadını öldürür.” (Öztürk ve Özler, s.106) Özellikle askerlik döneminde yok sayılan, ezilen bir kişi olmuştur Zebercet. Hatta bir genelev fahişesi kendisini “küçük asker” diye çağırmış (Atılgan, s. 27); emir eri konumunda erkeksi bir etkiye sahip olmamıştır: “Yüzbaşı’nın karısıyla oldukça geçkin baldızı onu umursamadan konuşurlardı yanında.” (s.31) Bu noktada Nergis Öztürk’ün öne sürdüğü benzerlik mühimdir. Askerlik anılarındaki kilit cümleyi aktarır Öztürk: “Sabahtan öğleye değin bir ortalıkçı kadın gibi…” Zebercet’in kendi hâlini Zeynep’in hâline benzettiğini ifade eder. (Öztürk ve Özler, s. 119) Zebercet’in kendi geçmişini, kendisine atfedilen kadınsı, iktidarsızlık göstergesi izleri silmesine dair radikal bir çözüm olarak da okunabilir bu cinayet.

    Olanakların sonuncusu
    Asıl arzu duyulana olan ilgi giderek artmaktadır. Ağır ceza mahkemesinde görülen bir davayı izlemeye gider. “Zebercet mahkemeye gidiyor ve karısını öldürmüş o adam gibi yargılanmayı kaldırmayacağını anlıyor.” (Öztürk ve Özler, s.62) Evlendiği gece evlendiği kızı öldüren bir adam için karar 28 Kasım’a bırakılır ve Zebercet de kendisi için bu tarihi biçer ölüm tarihi olarak. (Çünkü bu kendisinin doğum tarihidir aynı zamanda ve burada dahi bir takıntı göze çarpacaktır.) Dayısının oğlu Faruk Bey’in kendini asarak öldürmesi ise bir işarettir başkişiye, kendi ölüm şeklini böylelikle tayin edebilecektir. Otele ara sıra yabancı erkeklerle gelen bir kadına denk gelir ve onu otele çağırır, bekler. Bu, ölümü tercih ettikten sonraki ilk arzu bekleyişidir: “Gelmeyecekti anlaşılan. Ne bekliyordu bu kadından, ya da bir kadından? Yüksek sesle ‘Canı cehenneme’ dedi.” (Atılgan, s.83) Bu farkındalıkla birlikte Zebercet’te neredeyse bilgece bir tavır hâkim olur. Kısmen zihni bir dönüşüme uğrar. “Düşünmediği düşünceler üreti[r].” (Öztürk ve Özler, s.32) Kadın dönmez ama bu tutkulu bekleyiş Zebercet’i bambaşka bir figür kılar. Hep kaçmayı tercih etmiştir, bundan sonra böyle olmayacaktır. Kaçmayacaktır: “Kaçmayacaktı. Durumu başkalarının yargısına bırakmayacaktı. Başka olanaklar da vardı elbet.” (Atılgan, s.83) Artık sonuna dek gitmekten korkmamaktadır Zebercet. Olanakların sonuncusuna ulaşmıştır. “Bir eylemin ertesini, sonuçlarını göze alabilirse ya da bunlara kayıtsız kalabilirse, insanın yapmayacağı şey yoktu.” (s.89) Bu öldürmektir -kendini ya da bir başkasını. Sarhoşlukla birlikte zihni iyice bulanan başkişi bilinç akışı içerisinde sürüklenir. Yalpalar. Kendisini konağa bağlayan anılardan, alışkanlıklardan kurtulmuştur. Son çırpınışları boşunadır: “ben kaçamam bağlıyım burada ölülere konağa” (s.93) iki gün boyunca su içerek, bir şey yemeden yatar. 28 Kasım’ı beklemektedir. Araftadır tam anlamıyla: “… Ne ölüyüm ne sağım.” (s.95) On ikinci sayfada nakledilen otelin okunun ucunun toprağı gösterdiğini görür ve mezarlık yerini belirlemiş olur: Anayurt Oteli. Olanaklardan birini seçeli daha rahat etmiştir. Beklemektedir 28 Kasım’ı. “Hasta uyumuştu belki; ya da ölmüştü. “Ne ölüyüm ne sağım.” (s.99) Büyük dayısı

    Nureddin’i düşünür. Halveti tekkesinde çilesini doldurmak için girdiği taş odayı ve dayanabildiği 22 günü getirir aklına. Sonra sorgular: “Yirmi sekiz Kasımda olursa süreksizliğin, tutarsızlığın, saçmalığın bir anlamı mı olacaktı sanki?” (s. 105) Anlamsız hayata daha erken veda etmeye karar verir, saçmalıktan kaçmalıdır. Bu noktada Zebercet’in bilgelik dolu bir yapıya büründüğü söylenebilir. “Değişmez tek bir kesinlik vardı insan için: Ölüm.” (s.105)

    Ne ölü ne sağ
    Tarihle ilgili geriye dönük hesaplamalar yapıldığında 17 Kasım’da başlayan hikâyenin 10 Kasım tarihinde, saat dokuzu beş geçe, sirenler çalarken sonlandığı, 23 gün, ve Zebercet’in intihar ettiği anlaşılacaktır. (Atatürk’ün öldüğü zaman dilimini işaret ediyor. Bu, metnin siyasi açıdan değerlendirilebileceğine dair güçlü bir iz ama ayrı bir değerlendirme konusu. Bu noktada konağın 1839’da yapılması Tanzimat Fermanı; 1923’te otele dönüştürülmesi ise cumhuriyetin ilanı ile ilişkilendirilebilir.) Zebercet, içine doğduğu otelle bir bütünlük oluşturmuş; kimliğini böyle kurgulanmıştır. Otel içinde rutinlerle örülü, kurallı ve sıradan, makineleşmiş, bir hayatı vardır. Burada bir çeşit iktidar rolündedir. Otel ondan sorulur. Gecikmeli Ankara treni ile gelen kadının beraberinde taşıdığı “değişim özlemi-arzusu” başkişiyi ve oteli/evini sarsıntı derecesinde etkiler. Bu bilinçsiz iktidar zedelenir: “[K]adının yarattığı sarsıntı en başta bir tapınma halini alır, içine kapandığı koza olan otelin içinde kadının bir gece kaldığı odadan ikinci bir koza yaratır.” (Öztürk ve Özler, s.98) Zebercet’in hayatını anlamlandıran otele müşteri almayı kesmesi ise intihara giden yolun emaresi olmuştur. Dışarıdan gelen kadınla birlikte otelden dış dünyaya açılan Zebercet dışarıda tutunamamış, var olamamıştır. Dışarının insanlarını anlayamayacaktır kahraman: “Eskiden beri dışarının insanlarını pek anlayamazdı; otele gelenlerden değillerdi sanki.” (s.43) Dışarısı onu boğacaktır, ipi boynuna geçirir, düzeltir. Artık ölüme hazırdır: “Kolları iki yanına sarktı. Donunun sol paçasından fildişi renginde koyuca bir sıvı aktı uzaya uzaya […]” (s.108) Ölüm esnasında vücuttan sızan meni ise sonlanan cinsel arzuyu ve arzu-yaşam-şiddet-ölüm bağıntısını sezdirir niteliktedir.

    Şiddet ve aşağılanma, iletişim kuramama, içine/oteline kapanma gibi özellikler gösteren Zebercet, doğduğu mekânda “ne ölü ne sağ” bir hayat yaşamış; bu hakikatin ayrımına arzu nesnesi olan, belki de hayali, bir kadınla varmış ve hayatla ilişki kurmak istemiştir. Başaramamıştır. “Gelmeseydin ölürdüm” dediği (s.41) kadın gelmemiş, ölüm ötede belirmiştir. Zebercet, toplumun yüklediği erkek rolünü taşıyamamış ya da topluma yüklediği erkek rolünü/bedenini çıkarıp asmıştır. Anayurt Oteli bir “başaramama romanı” olmuştur böylece. ■

    #Zebercet #İntihar #ÖnderŞit #AnayurtOteli #Roman #YufufAtılgan

    Kaynakça
    • Atılgan, Yusuf. Anayurt Oteli. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul: 2012
    • Çetin, inan. “Aylak Adam ve Anayurt Oteli’nde Rastlantıların ve Simgelerin işlevi”, Notos Öykü. Ağustos-Eylül 2012: 34-36.
    • Çevik, Çağlayan. “Yusuf Atılgan’ın Bıyığı”, Notos Öykü. Ağustos-Eylül 2012: 44-46
    • Duman, Faruk. “Yusuf Atılgan’ın Kişileri C. ile Zebercet”, Notos Öykü. Ağustos-Eylül 2012: 3233.
    • Öztürk, Nergis ve Necdet Berk Özler, ed. Zebercet’ten Cumhuriyete “Anayurt Oteli”. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2015
    • Yılmaz, Oylum. “Hastalığı iyileştirmenin Bir Bedeli Vardır: Atılgan’ın Öfkesi”, Notos Öykü, Ağustos-Eylül 2012: 38-40.

     

    Yusuf Atılgan Anayurt Oteli Zebercet Karakteri, Zebercet Hangi Romanın Kahramanı? Zebercet Kimin Eseri, Zebercet Anayurt Oteli, Zebercet Kitap, Anayurt Oteli Kimin Eseri? Anayurt Oteli Özet, Anayurt Oteli Kahramanı, Anayurt Oteli Kitap, Anayurt Oteli Yazarı, Anayurt Oteli Kaç Sayfa?

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
ANAYURT OTELİ’NDEKİ TUHAF MÜNTEHİR: ZEBERCET* Mak…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now