Almanların Fıkra Kahramanı Till Eulenspiegel
-
Almanların Fıkra Kahramanı Till Eulenspiegel
Almanların Fıkra Kahramanı Till Eulenspiegel*
Makale Yazarı: Mustafa Duman
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim / Aralık 2013, 16. sayıda yayımlanmıştır.
#TillEulenspiegel Almanların efsanevi fıkrakahramanıdır. Güldürücü yaşamı bir halk romanı şeklinde yazılmıştır. Bu kitabın kaynağı ya da ilk baskısı henüz ele geçmemiştir. Bu baskıdan alındığı anlaşılan 1515 ve 1519 tarihli baskıları zamanımıza kadar gelmiş, birçok tıpkıbasımları yapılmış ve belli başlı yabancı dillere çevrilmiştir. Kitabın özgün adı, Ein kurtzweilig Lesen von Dyl Ulenspiegel’dir. (1)
#Alman fıkra kahramanı Till Eulenspiegel’in, #Braunschweig yakınındaki #Kneitlingen’de doğduğu yazılıdır kitapta. Doğum tarihi verilmiyor. 1350 yılında, Möln’de öldüğü kabul ediliyor. Bu bilgiler de Hermann Bote’nin 15. yüzyılda yazdığı bir yıllıkta yer alıyor.
Ein kurtzweilig Lesen von Dyl Ulenspiegel’in bilinen ilk baskısı 1515 yılında, Strassburg’da, Johannes Grieninger tarafından yapılmıştır. 1519 yılında da gene aynı yayıncı tarafından ikinci baskısı yapılmıştır. Kitapta Till Eulenspiegel’in yaşamından 95 #güldürücühikâye veriliyor. Kitaptaki hikâyeler 87 ağaç oyma #gravürle süslenmiştir. En az beş sanatçı tarafından yapıldığı kabul edilen bu gravürler zamanına göre pek ustaca çizilmiş ve hazırlanmıştır. Eulenspiegel de adında olduğu gibi, bir elinde bir #baykuş (#Eule) ve diğer elinde bir #ayna (#Spiegel) tutan haliyle resmedilmiştir.
Ein kurtzweilig Lesen von Dyl Ulenspiegel’in 1968 yılında, Wolfgang Lindow tarafından yayına hazırlanan tıpkıbasımını incelerken 29. hikâye, Nasreddin Hoca’ya bağlı olarak anlatılan “Eşeğe okumayı öğretmek” fıkrasının bir benzeri yani varyantı olduğu için dikkatimi çekti. Hikâye şöyle:
29. Hikâye, Ulenspiegel’in Ertfort Üniversitesi’nde Eşeğe Okumayı Nasıl Öğrettiğini anlatır:
#Ulenspiegel, birgün Ertfort[Erfurt]’taki üniversiteye gider ve öğretim görevlisi olarak kabulünü kolaylaştıracak tavsiye mektubunu verir. #Üniversite hocaları onun hakkında çok şeyler duymuşlardır. Tavsiye mektubunda da Ulenspiegel’in kısa süre içinde okumayı, yazmayı, her şeyi öğretecek yetenekte olduğu yazılıdır. Bunun üzerine üniversite hocaları ondan genç bir #eşeğeokumaöğretmesini isterler. O da bunu kabul eder. Bu zor iş için yirmi yıl süre ister. Ulenspiegel, bu süre içinde #rektör ölürse verdiği sözü yerine getiremeyeceğini söyler. Aynı şekilde öğrencisi olan #eşek veya kendisi ölürse de doğal olarak anlaşmayı yerine getirmesi istenemezdi.
Ulenspiegel söz verilen paraları alır ve işe girişir. Eşeği bir ahıra çeker, öğretmeye başlar. Ulenspiegel eşeğe, yemi olan yulafı bir kitabın yaprakları arasına koyarak verir. Eşek yulafları bulmak için diliyle kitabın yapraklarını çevirir ve yaprakların arasındaki yulafları yer. Yulaflar bitince de anırmağa başlar. Bu durumu gören Ulenspiegel rektöre gider ve eşeğe okumayı öğretmenin çok zor olduğunu, uzun zahmetlerden sonra bazı sesli harfleri öğretebildiğini söyler. Öğrencisini görmeyi isteyip istemediğini sorar ve olumlu cevap alınca da öğrencisiyle rektörün ve diğer hocaların önüne çıkar.
Eşek kitabı görünce diliyle yapraklarını öteye beriye çevirir ve yemini arar. Bulamayınca anırmağa başlar. Bunun üzerine Ulenspiegel, oradakilere: “Gördüğünüz gibi “İ” ve “A” seslilerini öğrendi. Ümit ediyorum ki diğerlerini de öğrenecek” der. (2)Bu kısa anlatının- ya da fıkranın- bir varyantı Türkiye’de, sözlü gelenekte ve bazı #NasreddinHoca kitaplarında, Nasreddin Hoca’ya mal edilerek anlatılmaktadır. (3) Sözlü gelenekte yaygın şekliyle fıkra şöyledir:
#Timur, kendisine hediye edilen bir eşeğin çok akıllı olduğundan söz açar. Orada bulunan Nasreddin Hoca da: “Ben bu eşeğe okumayı bile öğretirim”, der. Timur bu teklifi kabul eder ve okuma öğretmesi için eşeği Hoca’ya teslim eder. Hoca hemen işe koyulur. Her gün eşeğin yemi olan arpayı bir kitabın yaprakları arasına koyarak eşeğe verir. Eşek diliyle kitabın yapraklarını çevirir ve arpayı yer. Arpa bitince de anırmağa başlar.
Hoca, nihayet eşeğe okumayı öğrettiğini söyler. Timur’a ve yanındakilere göstermek için eşeği getirir, eşeğin önüne, yaprakları arasında arpa bulunan bir kitap koyar. Eşek, daha önce yaptığı gibi, diliyle kitabın yapraklarını çevirir ve arpaları yer. Arpalar bitince de anırmağa başlar. Bunun üzerine Hoca: “İşte görüyorsunuz ya, okuyor”, der. Bu arada Timur’un dalkavuklarından biri: “Bu nasıl okumak? Ben bundan bir şey anlamadım”, deyince, Hoca: “#Eşekçe söylüyor, bunu anlamak için eşek olmak gerekir”, cevabını verir. (4)Till Eulenspiegel’in anlatıları klasik #fıkra türünden daha uzundur. Zaten kitapta “histori” yani “hikâye” olarak adlandırılıyorlar. Anlatılarda, kaba şakalar, budalalıklar, aldatmalar söz konusudur. En eski Till Eulenspiegel kitabından aldığımız iki hikâyeyi ve ölümünü anlatan son kısmı veriyoruz.
28. Hikâye, Eulenspiegel’in Prag Yüksekokulu Rektörü Tarafından İmtihan Edilmesini Anlatır:
Bir zamanlar Eulenspiegel, Brag [Prag]’a gider. Orada kendisini, her şeyi bilen büyük bir #bilgin olarak tanıtır. Bu haber bütün şehre yayılınca #Prag Yüksek Okulu Rektörü, hocaları bu duruma seyirci kalmazlar ve Eulenspiegel’i bütün öğretim üyeleri ve yüksekokul öğrencileri önünde imtihan etmeye karar verirler. Rektör ona beş soru soracaktır. Eulenspiegel bunu kabul eder. Soruları cevaplayamazsa doğal olarak tası tarağı toplayıp şehirden gidecektir.
Kararlaştırılan gün gelince Rektör, Eulenspiegel’i hocalar ve öğrenciler önünde imtihana alır. Sandalye üzerine çıkmasını ve sorduğu sorulara cevap vermesini ister. İlk soruyu sorar: “Denizlerde kaç kova su vardır?”
Eulenspiegel: “Sayın Rektör! Denizlere akan bütün akarsuları durdurursan ben de denizlerdeki suyu kovayla ölçer ve size söylerim”, diye cevap verir. Bu sözler üzerine Rektör kalakalır. Çünkü bu yapabileceği bir şey değildir. İkinci soruyu sorar: “Adem’den günümüze kadar kaç gün geçmiştir?”
Eulenspiegel: “Sadece yedi gün. Çünkü her hafta yedi gündür ve haftaların biri bitince pazartesi günü öteki hafta başlar. Bu durum dünyanın sonuna kadar böyle devam edecektir”, der. Rektör bu cevaba da hak vermek zorunda kalır. Üçüncü soruya geçer: “Dünyanın ortası neresidir?”
Eulenspiegel: “#Dünyanınortası burası, şu anda durduğum yerdir. İnanmazsanız metreyle ölçüp bakın. Milim şaşarsa cevabım geçersiz olsun”, deyince, Rektör, bu ölçümü yapamayacağı için cevabı geçerli sayar ve dördüncü soruyu sorar: “Yerden göğe olan uzaklık ne kadardır?”
Eulenspiegel: “Çok uzak değil. Çünkü yerdekinin konuştuğunu gökte duran duyabilir. Göğe çık, bak benim konuştuğumu duyacaksın”, diye cevap verince Rektör bu işi de yapamayacağı için cevabı kabul etmek zorunda kalır ve son sorusunu sorar: “Göğün büyüklüğü ne kadardır?” Eulenspiegel bu soruyu şöyle cevaplar: “Gök bin kulaç eninde ve bin arşın boyundadır. Şüpheniz varsa, ayı, güneşi ve yıldızları yere indirin ve sonra göğü ölçün. Yalan söylemediğimi anlayacaksınız.” Rektör bu işin de yapılır olmadığını görünce çaresiz cevabı doğru kabul eder.
İmtihanı izleyen hocalar ve öğrenciler de Eulenspiegel’e hak vermek, imtihanı kazandığını kabul etmek durumunda kalırlar ama ilk fırsatta onun için iyi şeyler yapmayacaklarını da belli ederler. Bu durumu gören Till Eulenspiegel tez elden Prag’ı terk edip başka diyarlara doğru yola çıkar. (5)“Dünyanın Ortası Neresidir?” sorusu Nasreddin Hoca fıkraları arasında da vardır. Aynı soru, Menâkıb-ı Nasreddin Efendi adlı yazmada yer alan bir latifeye göre, Sultan Alaeddin zamanında üç Hıristiyan ruhban tarafından Nasreddin Hoca’ya da sorulmuş ve o da bu soruyu: “İşte! Dünyanın ortası eşeğimin ön ayağının durduğu yerdir”, diye cevaplayınca, soruyu soran: “Nereden malum?” demiş. Hoca da: “Eğer itimat etmez isen ölç, ziyade gelirse ona göre söyle”, diye cevap vermiş. (6)
17. Hikâye, Eulenspiegel’in Nürnberg Hastahanesi’ndeki Hastaları, Bir Günde Nasıl Tedavi Ettiğini Anlatır:
Eulenspiegel, bir zamanlar #Nürnberg’e [Nürenberg] gitmiş ve oradaki kilisenin kapısına, belediye binasına, çok ünlü bir #doktor olduğunu bildiren kağıtlar asmıştı. Yeni açılan büyük hastanenin başhekimi durumdan haberdar olmuş ve Till Eulenspiegel’e hastanesinde çalışması için teklif getirmiş. Eulenspiegel ayda iki yüz gulden öderlerse çalışabileceğini söylemiş ve anlaşmışlar. Eulenspiegel hastaneye gelip işe başlamış. İlk gün bütün hastaları ziyaret edip şikâyetlerini sormuş ve onlara: “Söyleyeceklerini kimseye anlatmamaları gerektiğini tenbih ederek, tedavisinin esasının iyileşmeyen bir hastayı yakıp küllerini diğer hastalara yutturmak olduğunu açıklamış. Ertesi gün #başhekimle hastanenin kapısında durup “İyileşenler dışarıya” diye bağıracağını ve en sona kalanın yakılacağını tekrar edip gitmiş.
Ertesi gün Eulenspiegel, başhekimle hastanenin kapısında durmuş ve içeriye doğru: “Hasta olmayanlar dışarıya çıksın, evine gitsin” diye bağırınca hastalar yataklarından fırlamışlar ve dışarıya çıkıp gitmişler. Öyle ki felçliler bile sona kalıp yakılmamak için kalkıp yürümüşler.
Başhekim, hastanenin boşalmasına sevinmiş ve Eulenspiegel’e söz verdiği ücreti ödemiş. Ayrıca teşekkür etmiş. Eulenspiegel “Beni bekleyen başka hastalar var”, diyerek çarçabuk şehri terketmiş. Aradan birkaç gün geçince eve giden hastalar yavaş yavaş hastaneye dönmeye başlamışlar. Kısa sürede hastane tekrar dolmuş. Durumu kavrayamayan başhekim hastalara: “Hani iyileşmiştiniz?” deyince onlar Eulenspiegel’in kendilerine söylediklerini açıklamışlar. Başhekim, bir #düzenbaz tarafından aldatıldığını anlamış ama paralar gitmiş, Eulenspiegel de çoktan sırra kadem basmıştı. (7)95. Hikâye, Ulenspiegel’in nasıl toprağa verildiğini anlatır:
Eulenspiegel öldükten sonra cesedi bir tabuta kondu ve hastanenin önünde bir kaidenin üzerine yerleştirildi. Derken oradan geçen domuzlar bu kaideye çarpıp devirince tabut yere düştü. Halk domuzları kovup tabutu tekrar kaide üzerine koydu. Fakat bu kez Eulenspiegel tabutun içinde ters dönmüştü. Yani sırtüstü değil, karın üstü yatıyordu tabutta. Halk onun mezarda ters duracak, diye fısıldaşıp tabutun çivilerini çakıp öyle bıraktılar. Halk cesetle kilise mezarlığına gelince, tabutun her iki ucuna birer ip bağlayıp öylece mezara indirmek istediler ama ayakların tarafındaki ip kopunca tabut mezara dikine indi ve Eulenspiegel mezarda ayakları üstüne duruyormuş gibi oldu. Cenaze töreninde bulunanlar, bu durumu görünce: “Bırakın böyle kalsın. O yaşamı boyunca şakalarıyla halkı güldürdü. Böyle olağanüstü gömülmeyi hak etti”, dediler. Böylece Eulenspiegelin tabutu mezara yatay değil de başı yukarıda olacak şekilde dikey kondu. Mezar taşına bir baykuş, bir ayna figürü ve şu yazılar oyuldu:Bu taşı kimse kaldırmasın.
Burada Eulenspiegel yatıyor.
Ölüm tarihi: 1350. (8)Belge ve bilgilere göre, Till Eulenspiegel 1350 yılında, Mölln’de öldü. #Mezarkitabesi aynı şehirdeki St. Nikolai kilisesinin duvarındadır. Kitabede bir elinde baykuş, diğer elinde ayna olan bir adam figürü ve Eulenspiegel’in burada yattığın anlatan yazı ve ölüm tarihi vardır. Araştırmalar, bu kitabenin 1530’lu yıllarda yazıldığını göstermektedir. Demek ki kitabe Eulenspiegel’in ölümünden bir hayli sonra yazılmış ve şimdiki yerine konmuştur.
Till Eulenspiegel’in doğum yeri olan KneitlingenSchöppenstedt ve mezarının bulunduğu Mölln’de birer “#TillEulenspiegelMüzesi” vardır. Bu müzelerde Eulenspiegel’le ilgili belge, kitap, resim, heykel ve kuklalar sergilenmektedir. Ayrıca bu müzeler, onun hakkında araştırmaların, bilimsel kongrelerin ve yayınların yapılmasını sağlamaktadır. Nasreddin Hoca için de benzeri bir müze kurulamaz mı acaba?* Dr. İç Hast. Uzmanı-Halk kültürü araştırmacısı
(1) Eski Almancada “Dyl Ulenspiegel” veya “Dil Ulenspiegel” olarak geçen ad günümüz Almancasında “Till Eulenspiegel” şeklinde yazılmaktadır. Yazımızdaki farklı yazılımlar, yararlandığımız farklı kitaplardan kaynaklanıyor.
(2) Ein kurtzweilig Lesen von Dil Ulenspiegel, Nach dem Druck von 1515 mit 87 Holzschnitten, Herausgegeben von Wolfgang Lindow, Philipp Reclam Jun. Stutgart, 1968, 304 s.
(3) Eşeğe okumayı öğretme fıkrasının Nasreddin Hoca fıkraları içerisindeki bir varyantı Oxford Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan ve 17 yüzyıl başlarında kaleme alındığı tahmin edilen “Hikâyet-i Nasreddin Hoca” adlı yazmada yer almaktadır. Çevriyazısı için bkz: Mustafa Duman, Nasreddin Hoca ve 1555 Fıkrası, Heyamola Yayınları, İstanbul, Ağustos 2008, s. 272. Fıkra No: 379.
(4) Büyük Nasreddin Hoca, Maarif Kitaphanesi, İstanbul, 1954, s. 31. Nasreddin Hoca fıkraları ve Till Eulenspiegel’in anlatıları arasındaki ilişki için bkz: Mustafa Duman, “Till Eulenspiegel’den Nasreddin Hoca’ya”, Tarih ve Toplum, Sayı: 70, Ekim 1989, s. 63-64.
(5) Ein kurtzweilig Lesen von Dil Ulenspiegel, s. 82-85.
(6) Fıkranın Menâkıb-ı Nasreddin Efendi adlı yazmadaki şeklinin çevriyazısı için bkz: Mustafa Duman, Nasreddin Hoca ve 1555 Fıkrası, s. 193. Fıkra no: 76
(7) Ein kurtzweilig Lesen von Dil Ulenspiegel, s. 52-54.
(8) Ein kurtzweilig Lesen von Dil Ulenspiegel, s. 266-267. Yukarıda verilen dört hik?yenin günümüz Almancasındaki yazılımları için bkz: J. F. Pöschl, Von Schelmen und Narren Till Eulenspiegel Die Schildbürger, Österreichischer Bundesverlag, Wien, 1925, s. 11-18. Bu konuda ayrıca bkz: Wilhelm Fraenger, Deutscher Humor aus Fünf Jahrhunderten, Rheininger Verlagsgesellschaft, Eltville am Rhein, 1979, s. 5-10.
Till Eulenspiegel’in Türkçeye çevrilen 12 hikâyesi için bkz: Erich Kästner, Soytarının Tuhaf Hikâyeleri, (Çev: Süheyla Kaya, Resimleyen: Walter Trier), Can Çocuk Yayınları, İstanbul, Ocak 2012, 60 s.
Daha çok internetteki yalan, yanlış ve eksik bilgilerden yararlanılarak yazılan bir yazı için bkz: Hacer Gülşen, “Nasrettin Hoca ve Till Eulenspiegel Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme”, Turkish Studies Internationale Periodical for The Languages, Literatures and History of Turkish or Turkic, Volum 7/4, Fall 2012, Ankara, s. 1863-1874. Yazıda, Pierre Mille’nin, konusu yirminci yüzyılın başında, Bursa’da geçen Nasr’eddine et Son Épouse adlı romanı, Nasreddin Hoca’yı anlatan kaynak eser olarak gösteriliyor. Nasreddin Hoca’nın doğum yılı da, hiçbir belge ve bilgiye dayandırılmadan 1208 yılı olarak veriliyor.
Sorry, there were no replies found.
