Alex: Otomatik Portakal

  • Alex: Otomatik Portakal

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:41

    Otomatik Portakal*

    Makale Yazarı: Şengül Can

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2015, 24. sayıda yayımlanmıştır. 

    Anthony Burgess’in Otomatik Portakal adlı romanında temel çatışmalardan biri irade meselesidir. Yani insan doğuştan kötü müdür, özünde böyle bir duygu var mıdır, suçlu mudur, yoksa iyiliğe mi daha yatkındır? Her şeyi irademiz mi belirler? Fırsatı bulduğunda her türlü kötülüğü yapabilir mi insan? Kötü olmak bir psikolojik rahatsızlık mı? Yoksa narsisizm belirtisi bir ruh hali mi? Kaç çeşit insan vardır? İyiler ve kötüler mi? İyilik peşinde gidenler ve kötülük peşinde gidenler mi? Peki ya devlet; bize hangisini öğütler? Toplumsal kuralları koyanlar, aynı zamanda bunlara uyarlar mı? Kanunlar neye göre belirlenir? İyilik de kötülük de sorgulanabilir mi? İyiliği sorguluyor muyuz? Yoksa yasalar iyi bir insan olmayı öğütlediği için mi iyi olmayı seçiyoruz? İrade ile seçme özgürlüğümüz nerede o zaman? İrademiz olmazsa insani bir varlık olamayacak mıyız? Peki, o zaman makinelerden nasıl bir farkımız kalacak? Bizi neler şekillendiriyor; devlet mi, yasalar mı, din öğretileri mi? İnsan nasıl bir varlık; kitapta bahsedilen bir deney aslında. Biz insanlar da denekler miyiz zaman zaman? Pavlov’un kanunları insanlar için de geçerli midir? İnsanı iyiye ve kötüye koşullandırabilir miyiz?

    Pavlov’dan başlayalım; onun o dünyaca ünlü, hepimizin az çok bildiği deneyinden bahsedelim: Deneyde #Pavlov denek olarak kullandığı köpeği belli aralıklarla et ile besler. Yalnız bunu yaparken de eti vermeden önce zil sesini kullanır. Et ile zil sesini birleştiren köpek, belli bir süre sonra zil sesini duyunca etin geleceğini düşünür ve salya salgılar, yani ete verdiği doğal tepkiyi zil sesine de verir. Zil sesine verdiği tepki ise doğal değil, sonradan öğrenilmiş bir durumdur. Kitapta da böylesine bir durum söz konusu edilir; çete reisini ve kitabın başkahramanı (ki buna anti kahraman da demek mümkündür) Alex’i de iyileştirmek için “Ludovico Tekniği” diye bir teknik kullanılır. Bu yöntemle Alex’in iradesi elinden alınır ve suç işlemeyecek duruma getirilir. Onun şiddet eğilimli biri olduğunu bilen araştırmacılar, içindeki şiddet duygusu ile yine içinde az çok şiddeti barındırdıklarını düşündükleri ve Alex’in de yaşantısında önemli bir yere sahip olan müzik dinleme tutkusu ve cinselliği birleştirirler. Alex hem şiddetten nefret eder, hem de o esnada müzik dinletip çeşitli cinsel içerikli ve şiddet içeren videolar izlettikleri ve üzerinde de vücuduna bir kimyasal enjekte ettikleri için de cinsellik, müzik, sanat hiçbir şey ona haz vermez. Onun bütün haz kaynaklarını ellerinden almışlardır aslında. Toplumun iyi dediği şeylerin dışında herhangi bir davranışa yönelemez. Ki bu duruma hapishanedeki papaz dahi karşı çıkmıştır ki Alex artık insan olmaktan çıkmıştır. Baştaki sorulara geri dönecek olursak “#Hitler milyonlarca Yahudiyi yok ettiğinde tek başına mıydı?”

    Yazar, insana #Freudyen açıdan yaklaşmıştır. Ve #Freud’un kuramındaki üç temel dürtü olan açlık, cinsellik ve saldırganlık dürtüleri yapılan deneyde de kullanılmıştır. Şiddet duygusu aynı zamanda cinsellik ve sanat ile klasik koşullanma sayesinde eşleştirilmiştir. Şiddet her dönemde araştırma konusu olmuştur. Ben burada şiddetin türlerini #ErichFromm’un Sevginin ve Şiddetin Kaynağı adlı kitabındaki makaleler üzerinden açıklamaya çalışacağım. Alex’in davranışlarını bilimsel açıdan açıklamak mümkün mü, ona bakmaya çalışacağım? Kitapta ne tür bir şiddetten bahsediliyor. Erich Fromm ilk makalesinde bazı insanların kurt bazı insanların kuzu olabileceği tezini ortaya atar. Burada tarihten bir örnek verir: “Hitler milyonlarca Yahudiyi yok ettiğinde tek başına mıydı? Yoksa kendileri için yalnız isteyerek değil, koşa koşa adam öldüren işkence yapan binlerce yardımcıları vardır.” (Fromm,13)

    Buradan ise şu sonuca varır: “Bu gerçekler bugün de çoğumuza insanın doğuştan kötü ve yıkıcı olduğunu, en çok sevdiği eğlenceden, daha azılı katillerden korktuğu için vaz geçen bir katil olduğunu düşündüyor.” (Fromm, s.13)

    Fromm sonrasında şu soruyu da sorar, yoksa az sayıda kurt ile bir sürü koyun bir arada mı yaşıyor? “Kurtlar öldürmek, koyunlar birisinin peşinden gitmek istiyorlar.” (Fromm,13) Fromm burada kutsal kitaplara da yönelir. Tevrat’ta insan iradesinin söz konusu olduğunu dile getirir: “İnsanda iki yetinin-iyilik ve kötülük yapma yetisinin- bulunduğu, insanın iyiyle kötü, kutsamayla lanet, yaşamla ölüm arasında seçme yapabileceği yolundadır. Tanrı bile insanın bu seçimine karışmaz.” (Fromm, s.15)

    İncil’in ise insanın günahkâr olduğu varsayımıyla hareket ettiğini dile getirir: “Adem’in başkaldırması günah sayıldı. Bu, öylesine büyük bir günahtı ki, yalnız Adem’in kişiliğini bozmakla kalmadı. Onun tüm çocuklarını da lekeledi; öyle ki, insan artık kendi çabasıyla bile bu kötülükten kurtulamıyordu. “ (Fromm, s.15)

    Fromm makalesini çürüme belirtisini açıklayarak bitirir. Ona göre insan eğilimlerinin en kötü ve en tehlikeli temelini oluşturan ölüm sevgisi, hastalıklı narsisizm ve birlikte yaşayan insanlar arasındaki kandaşla cinsel ilişki saplantısı olan üç eğilim birleşerek insanı yıkmak için yıkmaya, nefret etmek için nefret etmeye götüren “çürüme belirtisi”ni oluşturur.

    Fromm şiddetin en normal hastalıksız biçiminin oyunda ortaya çıkan şiddet olduğunu düşünür. Bu tür şiddet yıkıcılık ya da nefretten doğmayan, yıkım amacı gütmeyen hüner gösterilerinden ortaya çıkar. Bu oyunlu şiddetin türleri ilkel kabilelerin savaş oyunlarından #Zen Budistleri’nin kılıç oyunlarına dek pek çok örnekte görülebilir. (Fromm, s.19)

    Fromm şiddeti, tepkisel şiddet, öç alıcı şiddet, ödünleyici şiddet, sadizm ve kana susamışlık gibi çeşitlere ayırır. Kitapta ödünleyici şiddet ve sadizm ile ilgili örnekler görebiliriz.

    “kılıç kadar keskin olan kalemimle…”

    Şimdi de anti kahraman Alex’i tanıyalım ve olaylara söz konusu olan şiddetle dolu öyküsünü tabi ki: Roman, Alex ve üç kankam dediği Pete, George ve Dim’in bir barda katkılı süt dediği, çeşitli kimyasallar karıştırarak uyuşturucu etkisi gösteren sütlerden içmeleriyle başlar.

    Yazarın olay örgüsünü böyle başlatması tesadüfi değildir. Bize böyle bir dünya hayal etmemizi salık verir. Uyuşturucuyla kendinden geçme, uzaklaşma, başka bir âleme geçiyormuşçasına bulunduğun zaman ve mekândan sıyrılma. Roman kahramanlarının yörüngelerinden çıkması, şimdiyi geçmişte hissetmek, kendine dışardan bakmak, adını, bedenini kaybeden kahramanlar, takıntılı ruh halleri, saplantılar ve halisünasyonlarla, başka bir âlem hayal ettiriyor bize yazar. Şehrin ara sokakları, suç çeteleri, onların polisle ve birbirleriyle girdikleri çatışmalar. Yazar aslında bu suç şehrinde sokaktaki çetelerden herhangi birisinin hikâyesini anlatır bize.

    Alex romanın başında tek tip giysilerinden bahseder. Dar tayt, üzerine geniş omuzlu ceket, sarı kravatlar… İlk gasp ettikleri kişi orta sınıf burjuva görünümlü yaşlıca bir adamdır. Muhtemelen kütüphane görevlilerinden biri, kütüphane önünde gasp edilir. Sistemin içerisinde kitaplarla haşır neşir ama kendi halinde görünen bu adamın kişiliğine ya da adamı neden dövdüklerine dair bir şey belirtilmez aslında. Ona karşı sebepsiz bir öfke geliştirir çete üyeleri ve her şey bir anda olur. Kitaplarını yırtarlar ve parasını da alırlar. Sonrasında bir kanser dükkânını soyan çete görgü tanığı kadınlara içki ve yiyecek ısmarlar ve kadınların onları ihbar etmelerini önler. Kadınlar da artık suça ortak olmuştur. Fakat bu durum kadınların umurunda bile değildir. Çete üyelerine iltifatlar yağdırırlar. Gece şehirde farklı farklı suçlar işlemeye devam ederler. Önce bir adamı daha gasp ederler ama adam o kadar kendinden geçmiştir ki bedeninden uzaklaşmıştır. Hem de zaten yaşamak istemez. Bu durumda adamı dövmek de çeteye haz vermez. Çünkü adam onlardan korkmaz ve şarkılar söylemeye başlar. Sonrasında başka bir çete ile dövüşen çete üyeleri için bu dövüş bile akşamki baskın için bir hazırlık gibidir. Akşamki baskında sınırsız şiddet ve eğlence olacağını hayal eder. Bu baskın kapısında YUVA yazan bir kulübeye yapılır. İçerde evli bir çift vardır.

    Yazar burada anlatmak istediğini tıpkı Pavlov’un deneyinden bahsettiği gibi açıkça anlatır ve gözümüze gözümüze sokar. Burası Otomatik Portakal adlı kitabın yazarının karısıyla birlikte yaşadığı evdir. Kitap henüz yazılma aşamasındadır. Evi basan çete üyeleri, içeridekilere şiddet uygular, kadına kocasının gözlerinin önünde tecavüz ederler ve yazılma aşamasında olan Otomatik Portakal adlı kitabı yazarının gözlerinin önünde yırtarlar. Bu arada kitaptan okudukları bazı bölümler de dikkate değerdir:

    Bir büyüme yaratığı olan ve tatlılık kapasitesine sahip insanoğluna son rauntta Tanrı’nın sakallı dudaklarından sızan sıvıyı içmeyi dayatma girişimine, dediğim gibi ona mekanik bir varlığa göre kanunlar ve koşullar dayatma girişimine karşı kalemden kılıcımı kullanıyorum.(Burgess, s. 19)

    Alex’in kitaptan okuduğu bu bölüm ile yazarın kaleme aldığı kitabın arka kapak yazısı olarak kullanılan şu alıntı çok da farklı değildir ve aslında kitabın çıkış noktası ve özünü yansıtır:

    Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen, insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum.

    “Tanrı ne ister? İyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi?”
    Romanda dikkat çeken bir durum da suç çeteleri kadına tecavüz ederken ya da adama şiddet uygularken kendileri de köpek gibi havlamaya başlarlar ve bu olay sonucunda kadının da adamın da farklı bir boyuta geçtiklerini savunurlar. Onları kendi gerçeklilerinden koparırlar ama öldürmezler. Sonrasında barda müzik dinlemeye giden çete üyeleri, şarkı söyleyen kadını rahatsız ettiği için grup lideri Alex tarafından azarlanır. Alex, Dim’i toplum içerisinde nasıl davranacağını bilmemekle suçlar çünkü kadın şarkı söylerken gürültü yapıp saygısızlık yapmıştır. Zaman zaman kitapta kötülüğün neden sorgulandığı üzerinde durulur. Anlatıcı ve antikahraman Alex, iyiliğin sorgulanmadığını, kötülüğün sorgulandığını ama kötülüğün aslında bireye özgü olduğunu bu nedenle insanı bireyden uzaklaştıran her şeyin devletin, yargıçların, okulların kötülüğe izin vermediklerinden bahseder. Çünkü bireyin orada olmadığını düşünür. Alex kendisi için de, kötülüğü sevdiğinden yaptığını söyler. (Burgess,s.35) Alt ekonomik sınıftan gelen kahramanız, fabrikada çalışan bir baba ve mağazada çalışan bir anne ile birlikte şehrin kenar mahallelerinden birinde bir apartman dairesinde yaşar. Çete üyelerine şiddet ile üstünlük kurup çete reisi olan Alex’in emirlerinden çete üyeleri bir süre sonra rahatsızlık duymaya başlar.

    Ve üç arkadaş gittikleri bir ev soygunu sırasında Alex’i polisin eline bırakıp kaçarlar. Alex tutuklanır, bu defa kendisi şiddet görür. Suçunu itiraf eder ve hücreye kapatılır. Bu sırada bir süre önce dövdüğü adamın söylediği şarkıyı duyar gibi olur, sonrasında iki kadına tecavüz ederken dinlediği Dokuzuncu Senfoni’yi. On beş yaşındadır ve on dört yıla mahkûm edilir. Artık adı Alex değil 6655331’dir.

    Hapishane günlerinde dini eğitim alır, İncil okur, müzikle tedavi edilmeye çalışılır. Alex rahip ile arasını iyi tutar, diğer mahkûmların suçlarını ispiyonlayarak yönetimin gözüne girmeye çalışır. Bütün bunlar olurken Alex bir yandan da hapishaneden sonsuza kadar kurtulmanın bir yolunu bulmaya çalışır. Bu yol, Ludovico Tekniği’dir. Alex bu tekniğin kendisi üzerinde uygulanmasını kabul eder. Karşılığında ise özgür kalacaktır. Bu yöntem klasik ceza evi, ıslah evi yönteminin yerine suç refleksini öldürmeye yönelik bir tedavidir. Burada amaç deneği şiddet uygulayamayacak duruma getirmek, iradesini ortadan kaldırmak, toplumca yanlış görülen hiçbir şeyi yapmayacak, asla suç işlemeyecek. (s. 84)

    Fakat bu yöntem deneme aşamasında olduğu için cezaevi papazının bu konuda kafası karışıktır. “Tanrı ne ister? İyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi? “ (Burgess,s.84)

    Tedavi sırasında bir dizi iğne yapılır, şiddeti içeren görüntüler izletilir tüm bunlar müzik eşliğinde yapılır. Bütün bunlar zorla, gözlerini sürekli açık tutarak sistematik bir biçimde yapılır. Alex bir süre sonra bu filmleri izlemek istemez. Bu defa roller değişmiştir. Daha önce şiddeti uygulayan kişi iken bu defa bunu izler konumdadır.

    “Sırf bir Otomatik Portakal gibi mi olayım?”
    Deney başarıya ulaşır, Alex artık ahlaki seçim yapamaz duruma gelir. Kendisini bir hayvan gibi hissettiği bir anda şunları söyler: “Sırf bir Otomatik Portakal gibi mi olayım?” (Burgess,s.112)

    Alex sadece toplumda kabul gören eylemleri yapar. Müzik, cinsellik, edebiyat, sanat haz vermez. “Nazi filminde, Beethoven’ın Beşinci Senfonisi çalıyordu.” (Burgess,s.123)

    Tedavi sonrasında girdiği uyuşturucu kafasında dahi, Tanrı, tüm kutsal melekler ve azizlerin heykelini görmeye başlar. Ölmek isteyen Alex, kitaplardan yöntem bulmaya çalışır. Bunun için kütüphaneye gider. Orada daha önce darp ettiği adam ile karşılaşır, bu adam da aynı şeyi arkadaşlarıyla birlikte Alex’e yapar. Kitabın başında masum kendi halinde bir kişi olan mağdur, eline fırsat geçtiğinde şiddet kullanmaktan çekinmez. Ama Alex’ten farklı olarak intikam duyguları ağır basar. Sonrasında daha önceki çetecilik yaşantısından tanıdığı Din ve Billyboy’a rastlar. Hükümetin suçlulara yönelik uyguladıkları bir politika sonucu polis olmuşlardır. Roller değişmiştir. Bu defa düzeni korumak adına Alex’e şiddet uygularlar. Alex o güne kadar işlediği suçlarla yüzleşir. Son durak ise YUVA’dır. Daha önce şiddet uyguladıkları kadın ve adamın yaşadığı ev.

    Alex, yazarın kitabı Otomatik Portakal’dan bir alıntı okuduktan sonra şöyle bir yorumda bulunur: “Tanrı’nın meyve bahçesindeki dünya ağacı dediği şeyde yetiştiğimizi düşünüyordu ve oradaydık çünkü Tanrı’nın sevgiye susuzluğunu bizimle dindirmesine gerek yoktu filan, bok püsür işte.”(Burgess,s.140)

    Yazar Alex’e iyi davranır ve onun kendisini gasp edenlerden biri olduğunu anlamaz. Ayrıca muhalif düşünceleri olan yazar, hükümeti bitirmek için Alex üzerinde yapılan bu sosyal deneyin olumsuz sonuçlandığını ispatlamak ister. Bunun için de Alex’i kullanır, hatta arkadaşları ile birlikte ona zarar verme planları yaparlar. Tüm bu olanlar sonucunda Alex kendisini pencereden atarak intihar etmek ister. Ama ölmez. Bu defa da hastanede ona hipnopedya diye bir sistem uygulamak istenir.

    Romanın sonunda Alex kendi yaşantısına geri döner. Yeni bir çete kurar. Fakat zaman zaman deney ile ilgili çağrışımlar yaşar. Ve iradesiyle suç işlememe yoluna da ara sıra gitmeye başlar. Hatta bazı davranışlarını gençliği nedeniyle yaptığını kabul edip, sisteme dahil olma yoluna gider.

    Gad Bles America
    Yine irade meselesi ile ilgili şunları söyleye biliriz. Şiddet ve irade bugüne karar hep tartışma konusu olmuş bir durum. Bu konu ile ilgili sayısız deney yapılmıştır bunlardan birine değinmek istiyorum. Kitapta bu durumun da benzeri bir durum söz konusudur. Şiddet uygulama bir seçim midir, yoksa kişinin eline fırsat geçtiği zaman bunu rahatlıkla yapabilir mi? Peki bunun bir sınırı var mıdır?

    Alex’in şiddet uyguladığı kişiler bir fırsatını bulunca Alex’e aynı şekilde karşılık verirler. Burada hepimizin de az çok duyduğu iki deneyden bahsedelim: Bunlardan biri “Otoriteye İtaat” adını taşıyan ve 1963 senesinde psikolog Stanley Milgram tarafından yapılan bir deney. Milgram denekleri öğrenciler ve öğretmenler olarak ikiye ayırır. Fakat öğrenciler deneyden haberdardır, öğretmenlerden ise bu durum gizlenir. Öğrenciler yanlış cevap verdiğinde öğretmenler öğrencilere elektrik verir. Bu durumda doğru cevabı bulana kadar elektriğin dozajı artarak devam eder. Öğretmenler yan odada öğrencilerin çığlıklarını duymalarına rağmen deneye devam ederler. Deneyin sonunda otoriteye boyun eğerek insanın nasıl ahlak dışı eylemler gerçekleştirebileceği kanıtlanmıştır.

    Bir başka deney ise, Philip Zimbardo’nun gerçekleştirdiği “Standford Hapishane Deneyi.” Katılımcıların mahkûm ve gardiyan olarak ayrıldığı deneyde gardiyanlara jop verilir ve mahkûmlara kötü muamelede bulunmaları beklenir. Deney sonunda mahkûmlar durumu benimseyip geri çekilirken, gardiyanların uyguladıkları şiddet her geçen gün artmıştır. On dört gün sürmesi planlanan deney, şiddetin dozu nedeniyle altı günde bitirilir.

    2011 yapımı Gad Bles America adlı sistem karşıtı bir filmden bahsederek yazımı sonlandırmak istiyorum. Bu filmde Frank adlı kahraman, işinden kovulan, sahte ilişkilerden sıkılmış, kapitalizmin insanı getirdiği yeri eleştiren ve bu durumdan rahatsızlık duyan bir kişiliktir. Son zamanlarda da yalnız ve işsiz olması da psikolojisinin bozulmasına neden olmuştur. Bir süre sonra intikam almak ister ve basit nedenlerle bile olsa sinirlendiği ya da toplum düzenini bozduğunu düşündüğü kişileri rastgele öldürmeye başlar. Öldürdüğü kişilerden biri saçma bir televizyon programı sunucusudur. Bu sunucu, ekrana çıkardığı insanları reyting uğruna küçük düşürür. Yine Frank, sinemada gürültü yapan birini de öldürmüştür. Bu şekilde ülkede seri cinayetler işlemeye başlar. Yalnız burada sistem eleştirisi vardır. Frank suçlu olarak gördüğü kişileri ortadan kaldırmak ister. Kendince olumsuz bir durumun karşısına bir olumlu durum çıkartır. Ama bunu kendince yöntemlerle yapar. Suça teşvik etmek değil, farklı bir dünya düzenini kendi yöntemleriyle getirmek ister kahraman. Bu yönüyle Otomatik Portakal’dan farklıdır. Fakat farklı amaçlar dahilinde hareket etseler dahi, kullandıkları yöntem aynıdır, şiddet. Fakat filmde davranışlar kişinin iradesine bağlıdır, düşüncesinden yola çıktığı için, suçu tüm topluma mal etmek yerine, kendi iradesi ile sisteme, sömürüye ortak olan insanlar cezalandırılır sadece. Otomatik Portakal’da ise irade ortadan kaldırılmaya çalışılır. Fakat bu deney başarılı olmaz.

    Kaynaklar
    Burgess, Anthony, Otomatik Portakal, 19. Basım, İş Bankası Yayınları, 2007.
    Fromm, Erich, Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, 7. Basım, Payel Yay, 2008.

    #kubrick #OtomatikPortakal #sinema #GodBlesAmerica

    romankahramanlari replied 1 year, 10 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Otomatik Portakal* Makale Yazarı: Şengül Can *Bu …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now