Aleksi Zorba: Sıra Dışı Bir Dostluk ya da Uzun bir Erginleme Töreni
-
Aleksi Zorba: Sıra Dışı Bir Dostluk ya da Uzun bir Erginleme Töreni
ALEKSİ ZORBA
Sıra Dışı Bir Dostluk ya da Uzun bir Erginleme Töreni*Makale Yazarı: Ari Çokona
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz / Eylül 2012, 11. sayıda yayımlanmıştır.
Nikos Kazancakis’in tanınmış romanı “Zorba” (1), bütün büyük edebiyat eserleri gibi; zamana, okurun kültürel seviyesine, ruhsal durumuna ve kitaba hangi bakış açısıyla yaklaştığına göre farklı şekillerde okunup değerlendirilebilir. Kitabın yazıldığı yıllarda ortaya çıkan ama Kazancakis’in kesinlikle tanımadığını bildiğimiz “#büyülügerçekçilik” akımının #Balkanversiyonu olarak düşünülebileceği gibi “postmodern” edebiyat akımının öncüsü de sayılabilir. Romanın #çağdaşYunanlı kimliği ile özdeşleştirilen kahramanı Zorba’nın dinsel inançları, aşka yaklaşımı, ya da yaşam tutkusu öne çıkarılarak farklı değerlendirmelere tabi tutulabilir. Ya da romanın akıcı diline ve yaratıcı kurgusuna kapılarak, bir başyapıt okumanın bilinciyle hiçbir önyargı taşımadan büyük bir keyifle okunabilir.
Zorba, bana sorulursa, iki erkeğin sıra dışı dostluğunun hikâyesidir. Çok farklı özelliklere sahip iki erkek büyük bir tutkuyla birbirlerine bağlanırlar. Anlatıcı, özgürlüğüne düşkün, içi dışı bir, tutkularının esiri Aleksi Zorba’ya hayranlığını kitabın birçok yerinde tekrar tekrar belirtir. Güzel konuşmayı beceremeyen, eylem adamı Zorba da romanın kritik bir noktasında: “Senin kadar hiç kimseyi sevmedim!” sözleriyle anlatıcıya olan sevgisini dile döker. Bu bakış açısından bakıldığında, roman, dünyadan kopuk yaşayan anlatıcının, hayata sımsıkı bağlı halk adamı Aleksi Zorba’nın yanında erginlemeye ulaşması olarak da okunabilir. Kitap, #yazarısimgeleyen ve “#patron” adıyla nitelenen aydın anlatıcının, #madencilik yapmak üzere gittiği #Girit’in küçük bir köyünde hayat felsefesini değiştirerek kendisiyle barışmasının sürecidir.
İlkel avcı kabilelerinde, topluluğun üyeleri, cinselliğe bağlı işbölümünün yanında, yaşa göre; çocuklar, yetişkinler ve yaşlılar olarak derecelendirilirler. Bir aşamadan diğerine geçiş, #erginleme törenleriyle gerçekleştirilir. Bunlardan en önemlisi, ergenlik çağına gelen erkek çocuklarının erginlemesidir. Bu tören aynı zamanda tam kabile statüsüne giriş ve evlenmeye hazırlık anlamına da gelir. İlkel düşünceye göre çocuğun ölümü ve yeniden doğuşu olarak görülen erginlemeye, #arınma ve #sınama törenleri eşlik eder. Adaylar su ya da kan içinde yıkanır, bir süre ateş önünde kavrulur, acı verici engelleri olan yarışmalara sokulur, bazı kabilelerde öldürücü sonuçlar veren dövüşlere zorlanır, bilinçsiz düşene kadar kamçılanır, kulakları ya da burunları delinir, derilerine dövme yapılır ya da en yaygın uygulamaya göre sünnet edilirler. Plutarkhos’un aktardığına göre, #Spartalı gençlerin eğitimi şiddet içeren bu tür sınamalarla doluydu. Yedi yaşlarından itibaren anne babalarından alınan çocuklar sıkı bir disiplin ve yaşlıların sürekli kontrolü altında yaşadıktan sonra, on sekiz yaşlarında bütün denemelerin en şiddetlisine tabi tutulurlardı. #ArtemisOrtheia tapınağında, kendileriyle birlikte sınanan diğer gençler tarafından halk önünde kırbaçlanırlardı. Plutarchos, bu barbarca sınav süresince hiç ses çıkarmadan ölen birçok çocuk gördüğünü söyler. (2) Zorba romanında da, anlatıcı birtakım acı verici deneyimler, trajediyle sonuçlanan bir cinsel ilişki ve yaşanan maddi kayıplar sonucunda erginleme töreninin amaçladığı yeni kültürel kimliğini oluşturur.
Kazancakis 18 Şubat 1883’te Girit’in #Herakleion kentinde doğduğunda, memleketi, #Osmanlıİmparatorluğu’nun yoksul bir eyaletiydi. Adada çoğunluğu oluşturan Hıristiyan Ortodoks halk bir yüzyıldan beri aralıksız olarak isyanlar çıkarıyordu. Bu çatışma ortamında yetişen Kazancakis, özellikle “#KaptanMihalis” kitabında andığı özgürlük düşkünü, sert mizaçlı babasının etkisinde kalır. Kitap okumayı ve soyut kavramlar hakkında düşünmeyi sevdiği için, babasının ve yaşlı Giritlilerin gözünde sadece “öğretmen” olabilecek “#mürekkepyalamış” biri olarak görünmekten dolayı vicdan azabı duyar. İki yıl boyunca #NaksosAdası’nda #Katolikkeşişlerin yönetimindeki Fransız Ticaret Okulu’nda okuması, ona #JamesJoyce ve #AntonyBurgess gibi İngilizce konuşan Katolik yazarların yaşadıklarına benzer deneyimler yaşatır. (3) Ortodoks geleneğinde olmadıklarından başka hiçbir #Yunanlı yazarda rastlanmayan; bedenin arzularına gem vurulması, ciddi seksüel kompleksler ve Tanrı’yla birebir ilişkiye girme isteği gibi konulara ilgi göstermesi belki de lise çağlarında aldığı eğitimin etkisinden kaynaklanır. #AtinaÜniversitesi’nde okuduğu yıllarda popüler olan #Estetizm (4) akımı sanat anlayışını etkiler. Eserlerinde cinsel hazzı ölümle ilişkilendiren, güzel bir genç kadının tutkulu bir cinsel birleşmeden sonra kaba kuvvet kullanılarak öldürülmesi motifinin sıkça görülmesi de bundan kaynaklanıyor olabilir. Kazancakis’i yazar ve birey olarak etkileyen diğer faktörleri şöyle sıralayabiliriz: hakkında doktorasını yazdığı #Nietzsche, #SorbonneÜniversitesi’nde derslerine girdiği #HenriBergson, #Aynaroz keşişlerinin mistik geleneği ve #Budizm.
Kazancakis, dünya çapında tanınmasını sağlayan Zorba romanını 58 yaşında yazmaya başlar. O güne kadar; gişe başarısı sağlayamayan hatta çoğu hiç sahnelenmeyen 20 piyes, felsefe ve sanat hakkındaki düşüncelerini yansıttığı Askitiki-Salvatore Dei (Çilecilik-Tanrının Kurtarıcıları) kitabını, hacmi aynı adlı klasiğin tam üç misli olan ve 17 hecelik 33.333 heceden oluşan Odysseia şiirini, beğeniyle karşılanan 7 seyahatname, başarı kazanmamış 5 roman (5) ve dünya klasiklerinden onlarca çeviri yayımlamıştı. Romanda patron- Zorba ikilisini oluşturarak, karmaşık kişiliğinin iki farklı cephesini karşı karşıya getirir. Girit’in güney sahillerindeki küçük bir köyünde karşılaşan iki farklı dünya görüşü, felsefi arayışlarda bulunan genç bir aydınla yaşama tutkuyla bağlı, sıra dışı yaşlı bir adamda kişiselleşir. Halkın gelenek ve göreneklerine göre şekillenmiş maddi değerlerle, Buddha öğretisinin etkisindeki manevi değerlerin çatışmasında, yazar tercihini açıkça Aleksi Zorba’da kişiselleştirdiği ve daha sonra El Greco’ya Mektuplar kitabında “#Giritbakışı” olarak tanımlayacağı dünya görüşü lehinde kullanır. Kendisi aydın olduğu halde, cahil ama tutkulu bir #halkadamı olan madenci ustasından hayat dersleri alır ve erginleme ritüelini başarıyla geçerek yaşam felsefesini yeni temeller üzerinde kurar.
Roman, “patron”un, bir dostunun dünyaya bir seyirci gibi bakmayı bırakarak onu doyasıya yaşamasını öğütlemesi üzerine, hayatında yeni bir sayfa açarak Girit’te bir #linyitmadeni kiralamasıyla başlar.
“Sanki, dostumun bu katı sözü, içimde sessizce yol almıştı da, o zamandan beri ben, kâğıtları bırakmak, eyleme geçmek için vesile arıyordum. Bu sefil kemirici hayvanın manevi silahım olmasından iğreniyor, utanıyordum. Bir ay geçmeden de kolayını buldum; Girit’in Libya’ya bakan kıyısında bırakılmış bir linyit ocağını kiraladım. Şimdi kâğıt fareleri sınıfından uzak; basit insanlar, işçiler ve köylülerle birlikte yaşamak üzere Girit’e gidiyordum. Gitmek üzere hazırlanmıştım; üstelik bu yolculuğumun çok gizli bir anlamı varmış gibi, pek heyecanlıydım; yolumu değiştirmeye içten kararlıydım. ‘Ruhum,’ diyordum, ‘şimdiye kadar gölgeye bakıp doyuyordun; şimdi seni tene götürüyorum.’”(6)
Bu girişimi, ancak kitabın sonunda adını vereceği can dostu #Stavridakis’ten uzun süreliğine ayrılmasını gerektirir. Onun dostluğunu, nasihatlerini ve yol göstericiliğini özleyen yazar #birdenizcikahvesinde #adaçayı içerken, inatçı bir yağmur altında pencereden bakan yaşlı bir adamla tanışır.
“Nasıl olduğunu bilmiyorum, sanki başımın üstünde iki deliğin açıldığını duymuştum; birden arkama dönüp camlı kapıya baktım. Umut kafamdan şimşek gibi geçmişti: ‘Dostumu yine göreceğim!’ Mucizeyi karşılamaya hazırdım. Aldanmışım; çok uzun boylu, kuru, patlak gözlü, altmış beşlik bir ihtiyar, yüzünü cama yapıştırmış, bana bakıyordu. Koltuğunun altında küçük, yassı bir bohça vardı. En çok dikkatimi çeken şey, alaycı, üzgün, huzursuz ve alev alev yanan gözleriydi. Bana öyle görünmüştü gözleri.” (7)
Aleksi Zorba adındaki bu yaşlı adam, kültürlü genç aydının #yoldaşı, #yolgöstericisi olacaktır. Patron, altmış beşlik ihtiyarı yanında ustabaşı olarak çalıştırmak üzere Girit’e götürmeye karar verir. Yolculuğa çıkarken, yanına felsefi arayışlarını yönlendiren bir elyazması alır.
“Hazırdım; ayrılışa pek az kalmıştı, kâğıtlarımı karıştırırken yarıda kalmış bir el yazısı buldum. Elime aldım, yekinerek sayfalarını çevirdim. İki yıldan beri içimde bir huzursuzluk, büyük bir hasret, sanki bir tohum vardı: Buddha. Onun, içimi durmadan yediğini, emdiğini, yerleştiğini hissediyorum. Büyümüştü. Tepiniyor, kaçmak için göğsümü tekmelemeye başlıyordu. Artık onu atamıyor, bunu yapamıyordum. Zaten böyle bir atışı yapmak için vakit çoktan geçmişti.” (8)
Yunan halk kültüründe “#doğa” ve “#kültür” terimleri batı ya da doğu düşünce sistemlerinden farklı olarak eşdeğer sayılırlar. Kültürel değerlerin doğayla uyumlu olması, insan yaşamının ve davranışlarının ilkel doğa yasalarına uyumlu olmasını gerektirir. (9) Halk türkülerinden milli şair #Solomos’a ve usta öykücü #Papadiamandis’e kadar Yunan edebiyatında tapınma derecesinde bir #doğasevgisi, insan davranışlarının doğal olaylarla birebir ilişkilendirilmesi görülür. Girit’e gitmekte olan geminin güvertesinden denize bakan patron, önünde sergilenen güzelliklere hayran kalır. Değer yargıları değişmeye başlayarak, hayat felsefesini sorgulamaya başlar.
“Deniz, sonbaharın tadı, ışıkla yıkanan adalar, Yunanistan’ın ölümsüz çıplaklığını örten, ince yağmurdan oluşmuş saydam bir tül. ‘Ölmeden #EgeDenizi’ni gezen insan ne mutlu’ diye düşünüyordum.
Bu dünyanın birçok zevkleri vardır; kadınlar, meyveler ve düşünceler. Ama tatlı bir sonbahar vakti, her adanın adını mırıldanarak bu denizi yarmak… Sanırım ki cennette bile insanın yüreğine daha fazla girebilecek başka bir zevk yoktur. Başka hiçbir yerde düşlerle, bu derece sakin ve gerçekten kolay bir biçimde buluşamazsınız; sınırlar seyrekleşir ve külüstür geminin bile direkleri filizlenip salkım verir…” (10)
Doğanın dünyevi bir cennet olarak görülmesi #Bizansgeleneğinde de sürdürülür. Kazancakis doğal ile ilahinin kilise ikonalarındaki uyumluluğunun farkındadır. Doğa, bir süreklilik sağlayarak eski ile yeni dinsel yaklaşımları yakınlaştırır, dün ile bugünü bağdaştırır.
“Kilisede görmüş olduğum #AyosVakhos’a ait bir tasvir içimi mutlulukla doldurup taşırmıştı, bir tasvir içimi mutlulukla doldurup taşırmıştı, biriciklik, amacın dayanıklılığı, isteğin sürekliliği gibi şeyler içime işliyor, bana esinler getiriyordu. Siyah salkımlar gibi alnının çevresinde sarkan, erginlere özgü kıvırcık saçlarıyla, Hıristiyan azizinin şu küçük ve sevimli tasviri sağ olsun! Coşku ve şarap tanrısı, yakışıklı #Dyonisos ile Ayos Vakhos kafamda birleşiyordu, aynı yüzü taşıyorlardı.” (11)
#Sanat da doğanın bir parçasıdır. Sanatın estetik güzelliğiyle insanlara bahşettiği mutluluk manevi olduğu kadar maddi değer de taşır. Sanat eserleri ve sanat üreten enstrümanlar aynen canlılar gibi duygulara sahiptir ve onlar gibi sevilmeye gereksinim duyarlar. #Sanatçınınemeği sanatçıyı güzelleştirir, saygınlaştırır. Zorba, farklı bir gelenekten gelen Türk asıllı #RecepEfendi’den #santur çalmayı öğrenir. Hocasını rahmetle anar ve onun sayesinde bambaşka biri olduğunu söyler. Patrona göstermek için heybesinden santurunu çıkarırken ona bir sevgiliye davranıldığı gibi davranır.
“Kazma ile santuru kullanmasını bilen o ellere bakın; şiş ve çiziklerle dolu, biçimlerini yitirmiş, sinirli eller. Torbayı, bir kadını soyar gibi özenle ve şefkatle açıp eski, parlak, bir sürü telleri, bronz ve fildişinden işlemeleri ve ucunda ipekli bir püskülü olan bir santuru çıkardı bu eller. Kalın parmaklar, bir kadını okşar gibi, yavaş yavaş ve aşırı bir duygululukla santurun bütününü okşadı. Sonra, sevdiğimiz bir vücudu üşümesin diye nasıl sararsak, yeniden elleri santuru sardılar.” (12)
Hayata tutkuyla bağlanması, doğayla iç içe yaşaması, çalışkanlığı ve birçok beceriye sahip olması sayesinde Zorba’nın kendine güveni tamdır. #Özgürlüktutkusu ve gururu, hiçbir şeyden çekinmeden hakkını aramayı, hiçbir menfaat uğruna ilkelerinden şaşmamayı dayatır. Kazancakis’in mezar taşına yazdırdığı: “Hiçbir şey beklemiyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm” cümlesi Aleksi Zorba’nın yaşam felsefesini özetler. Batı felsefesinde bireyin tanrıyla ilişkisi çerçevesinde tanrıyı reddetmek yaygınken Yunan geleneğinde #insanlıkonuru adına #adaletsizliğeisyan vardır. Mitolojide, antikite kültüründe ve halk türkülerinde, kaynağı ilahi de olsa ölümlüler adaletsizliğe isyan ederler. Zorba, ilahi olana inancını yitirmeden, ondan adalet talep eder.
“Sana söylüyorum patron, bu dünyada bütün olanlar haksız, haksız, haksız! Ben, #ufacıkkurt, ben çıplak salyangoz Zorba, hiçbir şeyin altını imzalamıyorum! Neden delikanlılarla genç kadınlar ölsün de hurdalar kalsın! Küçük çocuklar neden ölsün? Benim küçük bir çocuğum vardı, Dimitrakim; üç yaşında öldü ve ben asla, işitiyor musun, asla Tanrı’yı bundan dolayı bağışlamayacağım! Öbür gün, eğer önüme çıkacak yüzü varsa ve gerçek Tanrı ise eğer, bil ki utanacaktır! Evet, evet, benden, #çıplaksalyangoz Zorba’dan utanacaktır!” (13)
Aydın patron hayallerinde kurduğu ideal dünyada yaşarken eksikliğini duyduğu şeylerden biri de cinsel ilişkidir. Budizm felsefesi, bedenin tatminlerden uzak kalmasını öğütlerken, erkek tabiatı karşısına çıkan güzel dula ilgi duymasını sağlar. Genç dula yaklaşmaya çekinen patron, Zorba’nın telkinleriyle cesaretlenir ve başarısızlığa uğrarsa onun gözünde küçük düşmekten çekinir.
“#Dul, baktığımı birden fark etmiş gibi, çok yavaş söylediği şarkısını hemen kesiverdi ve döndü. Bakışlarımız iki şimşek gibi birleşti. Kamışların arkasında dişi bir kaplanla karşılaşmış gibi dizlerimin kesildiğini fark ettim. Dul, kısık bir sesle, ‘Kim o?’ dedi. Bluzunu ilikleyip göğsünü örttü. Yüzü karanlık bir anlam aldı. Kaçmak istedim ama Zorba’nın sözleri yüreğimi doldurdu ve erkekleştim: ‘Ben,’ dedim. ‘Benim!’ Bu sözleri söyler söylemez titremiştim. Yine kaçmak istedim. Ama dayanamadım. Zorba’dan utanmıştım.” (14)
Patron önüne çıkan bütün sınamaları başarıyla geçerek çevresindeki naif köylü toplumuna uyum sağlar. Zorba’nın naif bilgeliğini özümser, kendisiyle barışır ve metafizik arayışlarının yanıtlarını bulur. Teoriye dayalı hayat felsefesinden uzaklaşarak, yol göstericisinin gözetiminde yerel kültürün pratiğe dayalı hayat felsefesini benimser. Artık dışarıdan destek almaya ihtiyacı yoktur.
“Birden ayağa kalktım, barakaya girdim. Buddha elyazmasını alıp açtım. Artık sonuna gelmiştim… Son sözü çiziktirdim, son çığlığı attım; kalın bir kırmızı kalemle adımı karalayıp bitirdim. Kalın bir sicim aldım ve elyazmasını sıkıca bağladım. Büyük bir düşmanın el ve ayaklarını bağlıyormuş gibi ya da vahşilerin, sevdikleri ölüleri, mezardan çıkamasın ve hortlamasınlar diye bağladıkları zaman duyduklarına benzer garip bir sevinç duydum.” (15)
Madencilik beklendiği gibi başarılı olmaz. Çıkarılan linyiti havadan vagonlarla taşıma işi büyük bir başarısızlıkla sonuçlanır. Bütün yatırım saniyeler içinde batar, ancak sıra dışı ikili bu büyük başarısızlık karşısında yıkılmaz. Zorba, patronuna şöyle seslenir:
“Sana çok söyleyeceklerim var! Senin kadar hiç kimseyi sevmedim! Sana çok söyleyeceklerim var, ama dilim beceremiyor! Öyleyse ben de onları oynayacağım!” (16)
Yaşlı kurt, #MihalisKakoyannis’in “Zorba the Greek” filminden tanıdığımız, meşhur sirtaki dansının eşliğinde genç dostuna dostluğunu gösterir ve o tanıştıklarından beri ilk kez kahkahalarla gülerek yanıt verir. Bütün sınamalardan geçmiş, aklını meşgul eden soruların yanıtlarını bulmuştur. Aleksi Zorba’nın yardımı ve dostluğuyla erginleme sınamasından başarıyla geçmiştir.
“Her işimiz ters gittiği zaman, ruhumuzun karşı koyuşu ve değeri olup olmadığını denememiz ne mutlu şeydir! İnsan; görünmez, sonsuz kuvveti olan bir düşmanın -buna bazıları Tanrı, bazıları da Şeytan der- bizi yıkmak için saldırdığını, fakat bizim ayakta durduğumuzu sanır. Böylece de, içten her yenişinde, dıştan yenilmiş olsa bile, gerçek insan, söylenmeyen bir gurur ve sevinç duyar; dış mutsuzluk, daha yüksek, daha güç bir mutluluk halini alır.” (17)
Zorba, bedenle ruhu barıştıran, onlardan bir sentez oluşturan bir kitaptır. Aynı zamanda, yazarın dostu Stavridakis’in ifade ettiği ham bir milliyetçilikten, Zorba’nın ifade ettiği barışçıl bir vatanseverliğe geçişi de simgeler. Kazancakis bu sentezlerle geçişleri ifade edebilmek için antik literatürden olduğu kadar, 19. yüzyıl romanından, masal formlarından ve duygusal bir lirizmden yararlanır. Ama hangi açıdan bakılırsa bakılsın, kitap iki erkek arasındaki derin dostluğun ve bu dostluk çevresinde gelişen uzun bir erginleme töreninin hikâyesidir.
NOTLAR:
(1) 1946’da Atina’da “Βίος και πολιτεία του Αλέξη Ζορμπά” (Aleksi Zorba’nın hayatı ve maceraları) adıyla yayımlanan romanın İngilizce çevirisi, (1952, Londra ve 1953, New York) yazarın rızası alınmadan “Zorba the Greek” adıyla yayımlandı.
(2) George Thomson, “Aiskhylos ve Atina”, çeviren: Mehmet H. Doğan, Payel Yayınları, İstanbul, 1990, sayfa 131.
(3) Roderick Beaton, Ο Καζαντζάκης μοντερνιστής και μεταμοντέρνος, [Modern ve Postmodern Kazancakis], editör: S. F. Flippidis, Kazancakis İncelemeleri serisi, 2. kitap, Atina, Girit Üniversitesi – Kastaniotis Publikations, 2009, sayfa 21.
(4) 19. yüzyıl sonlarında yaygınlaşan, sanatları ve şiiri ilkel biçimlerine götürmek amacını güden Anglosakson kaynaklı sanat ve edebiyat akımı (aesthetisizm). Antinatürist bir yaklaşımla sanat sanat içindir ilkesini benimsiyordu.
(5) “Όφις και κρίνο”, [Yılanla Zambak], (Karma Nirvami mahlasıyla, Atina, 1906), “Σπασμένες ψυχές”, [Kırık Ruhlar], (Petros Psiloritis mahlasıyla, Noumas dergisinde tefrika edildi, 1909), “Toda Roba”, (Fransızca yayımlandı, Paris, 1931), “Le jardin de rochers”, [Kayalı Bahçe], (Fransızca yayımlandı, Amsterdam, 1939), 1936-1940 yıllarında Fransızca yazılan ama yayımlanmayan “Mon Pere”, [Babam] daha sonra yazılacak “Kaptan Mihal”in taslağı sayılabilir.
(6) Nikos Kazancakis, Zorba, çev: Ahmet Angın, Can Yayınları, İstanbul, 2011, 12. baskı, sayfa 21.
(7) Zorba, sayfa 22-23
(8) Zorba, sayfa 21.
(9) Eratosthenis Kapsomenos, Ο Αλέξης Ζορμπάς και το νεοελληνικό πολιτισμικό πρότυπο, (Aleksi Zorba ve Çağdaş Yunan Kültürel Modeli), http://www.eks-ik.eu, 25.05.2012 tarihinde erişim sağlanmıştır.
(10) Zorba, sayfa 29.
(11) Zorba, sayfa 209.
(12) Zorba, sayfa 27.
(13) Zorba, sayfa 281.
(14) Zorba, sayfa 268.
(15) Zorba, sayfa 271.
(16) Zorba, sayfa 325#sıradışıdostluk #postmodernedebiyat #Seninkadarhiçkimseyisevmedim #eylemadamı #aydınanlatıcı #madenciustası #Hiçbirşeybeklemiyorum #hiçbirşeydenkorkmuyorum #özgürüm #Küçükçocuklarnedenölsün #naifbilge

Sorry, there were no replies found.