ALAADDİN ARDINDA İZ BIRAKMAYAN KÖR BİR SALYANGOZ OLMUŞTU
-
ALAADDİN ARDINDA İZ BIRAKMAYAN KÖR BİR SALYANGOZ OLMUŞTU
“ALAADDİN ARDINDA İZ BIRAKMAYAN KÖR BİR SALYANGOZ OLMUŞTU”*
Makale Yazarı: Mine Söğüt
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ocak / Mart 2010, 1.sayıda yayımlanmıştır.
Alaaddin. Onu bulduğumda üzerinde krem rengi, haraşo bir hırka, içinde kahverengi boğazlı bir kazak vardı. Ütü çizgileri belirgin kumaş pantolonunun diz yerleri hafifçe eprimiş, kumaşın siyahlığı boza dönüşmüştü. Perdeleri sıkı sıkıya çekilmiş pencerenin önünde, yüzü içeriye dönük, ayakta duruyordu. Perdenin ardında belli ki şehir, kurtlanmış bir meyve gibi için için kımıldayarak çürüyordu.
#Alaaddin. Göz yuvalarının boşluğunda kıpkırmızı bir delik, içine düşülesi bir derinlik; bedeninin tüm bastırılmış istekleri ve geçiştirilmiş hevesleriyle beni bekliyordu.
Yaklaştım. Dev bir iş makinesinin duygusuzluğunu ve gücünü pervasızca kendinde hisseden iri ellerimin kalın ve azimli parmaklarını, vahşi bir kuşun beşer parçalı iki kocaman gergin kanatlarıymışçasına çırpa çırpa yüzüne doğru uzattım. Hareketimin rüzgârıyla çenesindeki ipeksi tüyler bir anda diken diken oldu. Göz yuvalarındaki boşluk bir şeyle doldu ve tekrar boşaldı. Parmaklarımı, üzerlerindeki küflü hevesleri sıyırarak, zamanın tüm çatlaklarını barındıran kızıl ve yalçın kayalara tırmanır gibi, inatçı bir ketumlukla mühürlenmiş dudaklarının arasına sokup, ağzını açtım. Heveslerden arındırılmış dudaklarının gerisinde boş, bomboş bir ağız vardı. Dişleri dökülmüş, dili koparılmıştı. Boğazından içeriye uzun zamandır hiç ama hiçbir şey akmamıştı. Kurumuş bir dere gibi. Yatağında, ormanın susuzluktan ölmüş bütün cesetleri.
Belli ki, ezelden beri saklanırken ve yokken ve muammayken; birden, bir sürü zihinde, aynı anda ama bambaşka biçimlerde ebediyen var olma ihtimalinin tedirginliğiyle bakışlarını ve sesini, isteyerek ve bilerek yitirmiş, bir kez daha saklanmayı, daha derine saklanmayı ummuştu. Ardında iz bırakmayan kör bir #salyangoz olmuştu.
Gözbebeklerindeki boşluktan bir aynaya bakar gibi baktı bana. Boğazından dışarı bir hırıltı aktı. Terk edilmiş bir çocuğun kifayetsiz heyecanını ve biçare neşesini saf bir coşkuyla kendinde hisseden, üzeri damarlı ellerinin ince ve uzun parmaklarını, tek günlük ömrü olan bir böceğin zar kanatlarıymışçasına çırpa çırpa yüzüme doğru uzattı. Hareketinin rüzgârıyla içimdeki bütün meraklar ve hevesler ve takipler bir anda savaş meydanlarında boynu kırılmış ya da kalbinden vurulmuş küçük çocuklar oldular; birer birer ayaklarının, ayaklarımın, ayaklarımızın… dibine döküldüler. Dökülüverdiler.
Alaaddin. Kayıpken ve ararken ve saklanırken ve varken ve yokken ve her şeyken ve herkesken, her hale bürünürken, her şeyi hissedebilirken ve yeryüzünde ne kadar duygu varsa hepsini o derin ve o ardını arkasını gizlemeyen #saydam bünyesinde barındırabilirken daha mı mutluydu? O soruyu sormadan önce? O cevabı almadan önce?
Soruyu sormak ve cevabı aramak, #inanmak anlamına gelir. Cevabı bulmaksa büyük bir #boşluk. #Hiçlik. #Niyetsizlik. #Beklentisizlik. Sorusu cevaplanan insan artık arayan değil bulandır. Bulmak intihardır.
Alaaddin. Bana dokunuyor. Benim ona dokunuşumu etkisiz hale getiren bir dokunuşla o çocuk ellerini yüzümde gezdiriyor. Artık kaçarak ve saklanarak ve uzaklaşarak değil, durarak var olmayı öğreniyor. Durarak ve dokunarak. Bir yüzleşme denemez buna. Onun bin yüzü var, benim yüzüm bu dokunuşla az sonra yok olacak.
İnce uzun parmaklarının serinliğini gözlerimin yuvalarında hissediyorum. Dokunuşu gözbebeğime incecik kıymıklar gibi batıyor. Bir yandan da sönmüş ciğerlerinden suratıma ılık ve çürük nefesler üflüyor.
Gözlerimi teker teker yuvalarından çıkartacağını ve onları pantolonunun ceplerine koyacağını seziyorum. Benden öncekilere ve benden sonrakilere yaptığı gibi. Onu bulmamızın bir ödülü mü bu; yoksa cezalandırılıyor muyuz… bilmiyorum.
Şehri içten içe yiyen kurtçuklardan biriydim. Açtığımız tünellerde yolumu kaybettim. Cepleri gözlerle dolu kör bir adamın esiri olmaya geldiğimi bilmeden bu kapıdan içeri girdim. Bu kapıdan çıktığımda ağzımda dişlerim ve dilim, boğazımda bir gıdım su olmayacak. Alaaddin’in boş göz yuvalarındaki bakışı ardımdan fısıldayacak.
Hayat yuvarlaktır, zaman yuvarlaktır, gerçek yuvarlaktır.
Alaaddin. Ben kapıdan çıkıp gideceğim ve bir daha dönmeyeceğim. O pencerenin önünde, sırtı dışarıya dönük, bir böcek gibi kıvrılıp kalacak. Üzerindeki kazak ilmik ilmik sökülürken tıpkı zaman gibi, tıpkı hayat gibi, tıpkı gerçek gibi Alaaddin de sondan başa, baştan sona, o kadim çemberin içinde kıvrıla kıvrıla dönen ve yükselen ve inen bir kedi merdiveni olacak. Topladığı tüm gözler o merdivenden bir aşağıya, bir yukarıya yuvarlanacak.
Alaaddin.
#HasanAliToptaş #TürkEdebiyatı #körbirsalyangoz #Sayı1 #minesöğüt

Sorry, there were no replies found.