Forumlar

novelheroes.com; Ocak 2010’dan beri yayımlamakta olduğumuz Roman Kahramanları Dergisi ile 2012 yılından beri 21 Aralık Dünya Roman Kahramanları Günü düzenlediğimiz Roman Kahramanları Festivali’nden ilhamla hayata geçirdiğimiz bir forum sitesidir.

Yeni Gönderiler Forums Marie de Verneuil – le Gars: Devrim Savaşları ve Yazgı Kurbanı Kahramanlar

  • Marie de Verneuil – le Gars: Devrim Savaşları ve Yazgı Kurbanı Kahramanlar

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 13:28

    Devrim Savaşları ve Yazgı Kurbanı Kahramanlar:
    Balzac’tan Les Chouans ou La Bretagne en 1799*

    Makale Yazarı: Ali Tilbe

    *Bu makale Roman kahramanları dergisi 16. sayısında  (Ekim/Aralık 2013) yayımlanmıştır.

    1789 Fransız Devrimi sürecinde ve sonrasında, Fransa çok acıklı olaylara tanık olur. Siyasal ve toplumsal çalkantılar, yıllar süren büyük bir iç savaşa yol açar. 1792’de Cumhuriyet’in ilanından sonra 21 Ocak 1793’de dış güçlerle işbirliği yapma suçundan Kral XVI. Louis, 16 Ekim 1793 tarihinde de vatana ihanet suçundan Kraliçe Marie Antoinette giyotinle idam edilir. Yıllar süren toplu kıyımlar ve idamlardan sonra Kralcılarla Cumhuriyetçiler arasında en korkunç güç savaşları, özellikle Fransa’nın orta-batısında Atlas Okyanusu’na kıyısı olan ve adını bölgeden geçen bir nehirden alan Vendée Ayaklanmaları (1794/1795-1795/1796) ile Chouan’lar Köylü ayaklanmaları (chouannerie) diye anılan üçüncü ayaklanma (1799-1800) sırasında gerçekleşir.

    Bu bölgede çıkan ayaklanmaların görünürdeki nedeni 22 Temmuz 1792’de kurulan ilk Ulusal Meclisin, özellikle az asker veren Côtes-du-Nord bölgesinden daha fazla asker toplanması için yasa çıkarmasıdır. Ülke genelinde yüzbinlerce Fransız, Devrim askerleri arasına katılacaktır. Fransa, toprak bütünlüğüne karşı gelişen iç ayaklanmaları ve Avusturya, Prusya ve İngiltere gibi dış tehditleri önlemek için ilk ulusal ordusunu kurmaktadır. Bu sırada Fransız Devrimine karşı olan Katolik Kilisesi, Köy papazları savaşa başlanmasını söylediler. (…) Yere serilen her Mavi’nin değeri bir günahın bağışlanmasıymış (Balzac, 1994: 116) gibi söylemlerle, halkı Devrim sonrası kurulan Birinci Cumhuriyet’e karşı ayaklanması için kışkırtmakta ve gerilimi artırmaktadır. Daha sonra sayıları milyonları bulacak olan bu orduya asker vermek istemeyen kralcı Vendée yöresi halkı tarafından 1793 Mart ayında ilk ayaklanmanın fitili ateşlenir.

    Bu bölgede genellikle geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan köylü kesimi yaşamakta, halk arasında belirgin bir sınıf farkı görülmemektedir. Böylelikle Devrim değerlerini benimsemeyen ve krala bağlılığını sürdüren Beyaz’lar diye anılan bölge halkı, kralı yeniden tahta çıkarmak için Mavi’ler diye anılan Cumhuriyet askerlerine (Balzac, 1994: 12) karşı büyük bir ayaklanma başlatır.

    Bunun üzerine Fransa Meclisi 1794 yılında ayaklanmanın bastırılması ve çocuk, kadın, erkek ayrımı yapmaksızın Vendée bölgesinde yaşayan tüm halkın yok edilmesi amacıyla bir yasa çıkarır. Bu iş için de Lazare Hoche adlı general tam yetkiyle donatılarak bölge halkının üzerine yollanır. Fransa’nın batısındaki, Bretagne’nın ve Aşağı Normandiya’nın bir bölümünü kapsayan idari bölgeler (…) general Hoche’un büyük gayretleriyle, üç yıldan beri barışa (Balzac, 1994: 12) kavuşur. Büyük bir kıyıma dönüşen bu olay günümüzde çok sayıda tarihçi tarafından soykırım olarak değerlendirilmektedir.

    Devrim ve Cumhuriyet düşmanı Chouan (Balzac, 1994: 22) adı Birinci Cumhuriyete karşı başkaldıran kralcı Vendée halkının ilk önderlerinden olan Jean Cottereau’nun taraftarlarını #baykuş (chat-huant) sesiyle toplantıya çağırması sonucu kendisine verilen bir takma ad olarak ortaya çıkmış ve bu takma addan, savaşa katılmak (chouanner) ve başkaldırı (la chouannerie) anlamlarına gelen yeni sözcükler türetilmiştir.[1]

    1842 yılında yayımladığı İnsanlık Güldürüsü’nün Önsöz’ünde; iki ölümsüz gerçeğin: din ile monarşinin ışığında (Yücel, 1989: 209) yazdığını açıklayan Balzac, Devrimin hemen sonrasında doğmuş ve yaşanan acıklı olaylara tanık olarak büyümüştür. Devrimle doğan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi düşüncelerin yaşama geçirilememesinin yanında, toplumsal sınıf ayrımlarının da yok olmadığını, bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar (laisser passer, laisser faire) anlayışına dayalı erkincilik (libéralisme) akımının insanların bencil ve özbenci düşüncelerini kamçılayarak büyük toplumsal çöküşler ve kırılmalara yol açtığına kendisi tanık olur.

    Benzerine az rastlanan görme ve çözümleme yetisine (Yücel, 1989: 212) iye olan ve önceki yazılarında takma ad kullanan Balzac, Devrim’den tam 40 yıl sonra 1829 yılında bu tarihsel olaydan yola çıkarak kendi imzasını taşıyan ilk tarihsel romanını le Gars adıyla yayımlar. Romancı her yeni baskıda İngiliz yazar Walter Scott’tan esinlenerek romanın içeriğini daha tarihsel bir çerçeveye yerleştirmeye çalışır ve ilk romanı “Les Chouans ou La Bretagne en 1799” adıyla yeniden yayımlar.

    Biz bu çalışmamızda iki başkahraman Cumhuriyetçi Marie de Verneuil ile Chouanların komutanı le Gars diye çağrılan Marki Alphonse de Montauran’ın karşılaşmalarının izini tarihsel olaylar çerçevesinde sürmeye çalışacağız.

    Romanın çözümlemesine geçmeden önce, Scott’ın yönteminden ve tarihsel romandan kısaca söz etmek çalışmamızı daha anlaşılır kılacaktır kanısındayız. Georges Lukacs, Scott’ın tarihsel romanında kurmacanın nasıl işlediğine ilişkin iki yöntemin varlığını saptar. Yazar, bilinen tarihsel bir gerçekliğe, ana dokusunu değiştirmeden kurmaca bir öyküyü katar (Waverley 1814), ya da bilinen bir gerçeklik üzerinde kurulmasına karşın bütünüyle kurmaca bir kişi ve onun etrafında olup biten olayları anlatır (Ivanhoe 1819). (Tilbe, 2006: 86) Bu iki düzlemde, söz konusu tarihsel dönemin toplumsal ve ekonomik koşulları ile bu koşullar içerisinde yaşanması olası öykülere, tarihsel olaylar ya da kişilikler aracılığıyla tanık oluruz. Yazın ve tarihi içinde barındıran ‘tarihsel roman’ı bir tür olarak tarihin roman kurgusuyla yeninden yorumlanması biçiminde kısaca tanımlamak olasıdır kanımızca. (Tilbe, 2006: 84) Tarihsel roman gerçek olanla, kurmaca / imgesel olanın birlikte iç içe sunumudur. Tarihsel romanlarda genellikle büyük tarihsel kişilikler ile tanınmış insanlar çok yer almaz. #Lukacs ile Scott, “gerçek tarihsel kişiliklerin ve özellikle de büyük figürlerin tarihsel romanda ön planda olmalarının toplumsal gerçekliğin ortaya konulması açısından uygun olmayacağı kanısını” (Göğebakan 2004: 43) taşırlar. Bu durumda tarihsel romanın ereği, büyük tarihsel kişilikleri betimlemek değil, yaşadıkları dönemi biçimlendiren düşünce biçimini ve temel olayları gün yüzüne çıkarmaktır. Yazar, Balzac örnekçesinde olduğu gibi büyük tarihsel olayları yinelemek değil, insanları düşünmeye, duyumsamaya ve eyleme iten toplumsal ve insansal dönüşümleri yeniden yaşatabilmek (Tilbe, 2006: 87) için yaşanan geçmişle yazılan tarih arasındaki boşluğu tamamlama, doldurma ve yeniden kurma görevi üstlenir.

    Balzac, Scott’ın Ivanhoe örneğinde olduğu gibi, ustalıkla Cumhuriyetçilerle Kralcılar arasında olup biten gerçek bir olay bezemine kurgusal kişiler ile bir aşk öyküsü yerleştirerek romanın tarihselliğini kesinler. Balzac romanını yazmadan önce General de Pommereul’un çağrısı üzerine Fougères kentindeki evine giderek kurmacasını üzerlerine kuracağı tarihsel kişiler ve olaylar hakkında (Tilbe, 2006: 141) belgesel çalışma yapar ve tarihe mal olacak önemli bir olayı capcanlı kılar.

    Tahsin Yücel Anlatı Yerlemleri’nde; İnsanlık Güldürüsü, yazarında söylediği gibi, “uzun” ve “tüm bir yapıt”tır, çok “uzun bir öykü” anlatır. Bu yapıtı oluşturan uzunlu, kısalı, seksen sekiz anlatının her biri, yalnızca birer “parça”sı ya da birer “bölüm”üdür onun. Bununla birlikte, art arda sıralanarak, çizgisel bir biçimde bağlanmazlar birbirlerine, çizelgesel bir biçimde bağlanırlar: “büyük bir yapı”nın birer kapısını oluşturur her biri: hangisinden girersek girelim, yapının tam ortasında buluruz kendimizi (1993: 25) diyerek Balzac anlatısının özgünlüğünü kesinler.

    Balzac anlatısı gerçek etkisini kendisine özgü bir yöntemle okura sezdirir. Uzun uzamsal ve çevresel betimlemelerle başlayan anlatılar kişilerin dış görünüm sunumlarıyla sürer. Balzac gerçekçiliği kişilerin öncelikle dış görünümlerinin ince betimlemesine dayanır. Elbiseleri, yüzü, davranışı kişilik özelliklerini, tutkularını ya da ikiyüzlülüklerini yansıtır. Bayağı ya da yüksek kişilikli olmaları konusunda adları da anlamlıdır. (Lagarde et Michard, 1985: 306) Balzac için sunulan olayların bütünüyle gerçek olması önemli değildir, önemli olan olabilecek olanı ya da gerçeğe benzer olanları okura sunmaktır. Kendisini bir gelenekler tarihçisi olarak tanımlayan Balzac için uzun betimlemeler belli yasalar çerçevesinde olmalıdır. Roman kişilerinin öyküleri, herkesin yaşayacağı ortak sıradan olaylar olmasa bile, anlatıda kullanılan özdeksel ayrıntılar ve bilimsellik gerçeğe benzerliği kesinler.

    Üstlendikleri görevleri yerine getirmeye çalışırken genellikle zorluklarla karşılaşan Balzac kahramanlarının her birisi toplumsal bir tip niteliği taşır: Goriot Baba babalığın İsa’sını; Birotteau tecimsel namusu; Vautrin kıyayı; Bayan Mortsauf erdemi (Lagarde et Michard, 1985: 306) temsil eder. Bütün bu ince ayrıntılar, okurda kuşkusuz bir yaşanmışlık izlenimi uyandırır.

    Marksçı Macar düşünür Georges Lukacs, Balzac ve Fransız Gerçekçiliği adlı çalışmasında tipleştirmeyi şöyle açıklar: genel ve tikelin duruma, karaktere göre örgensel bileşimidir. Bir roman kahramanını tipleştiren bireysel karakteri değildir yalnızca, bu karakterde tarihsel bir dönemin insan ve topluma değin tüm özelliklerinin toplanmasıdır. (Lukacs, 1951: 9) Çağdaş Gerçekliğin Anlamı adlı incelemesinde; bir hikaye kahramanı ancak öz benliği toplumdaki nesnel güçlerle belirlendiği zaman teknik anlamda tipik kahramandır. Vautrin ya da Julien Sorel, bir anlamda tuhaf olsalar bile, davranışlarıyla tipik kişilerdir: belli bir tarihsel dönemin belirleyici etkenleri onların kişiliklerinde yoğun olarak görülebilir. (Lukacs, 1986: 141)

    Lukacs, Balzac romanları ile yükselen kentsoylu sınıf arasında koşutluk kurarak İnsanlık Güldürüsü kahramanlarını kentsoylu tiplerle ilişkilendirir. Bu dönemde ortaya çıkan hızlı değişimler, eski değerlerin nasıl hızla yıkıldığı, yalnızca para kazanmaya ve varsıllaşmaya dayalı bir sömürü düzeninin nasıl kurulduğu, eski ile yeni arasında değerler çatışması yaşayan ve yozlaşan Rastignac ve Lucien gibi genç kahramanların kişiliğinde tipleştirilir. Bu kahramanlar siyasal değişimlere ve yeni anamalcı kenter törel anlayışa hızla uyum sağlar, hatta bunu bir yazgı olarak değerlendirirler. Onların yaşamöyküsü toplumun gelişim ve değişiminin öyküsü gibidir. (Tilbe, 2010: 30).

    Romanın 1848 yılındaki #Furne yayınevi baskısının sonuna #Fougères, Ağustos 1827 (Balzac, 1994: 359) açıklamasını koyan Balzac yazma tarihi ve yerini kesinler. Aynı baskının önsözünde; Britanya Bölgesi büyük acılara neden olan bir olaya tanıklık eder. Ancak birkaç ayda olup biten olaylar 24 saatte öykülenir. (…) Bu yapıttaki tüm olaylar en küçüğüne kadar bütünüyle gerçektir. Betimlemelere gelince onlar ince bir çalışma ürünüdür diyerek gerek uzama, gerekse metnin tarihselliğine açıklık getirir. Bu roman aynı zamanda İnsanlık Güldürüsü dizisinin ilk cildini oluşturacaktır. İçinde aşk, savaş, şiddet ve her türden serüven barındıran roman günümüzde bile okuru etkilemeyi sürdürmektedir.

    Les Chouans ou La Bretagne en 1799 üç bölümden oluşmaktadır. Özgün baskısı 399, kullandığımız Köylü İsyanı adıyla dilimize çevrilen baskısı ise 359 sayfadan oluşmaktadır. Romanın Türkçe çevirisinin kapağında içeriğe ilişkin yanmetinsel bilgiler ve bir resim yer almaktadır. Romancı anlatısının hemen başında olayların geçtiği zaman ve uzama ilişkin ipuçları verir. VIII. yılın ilk günlerinde, “Vendémiaire”in başlarında bir gündü. Ya da, daha doğrusu, bugünkü takvime uyarak söylersek, 1799’un eylül ayı sonlarına doğruydu. Mayenne’e gitmek üzere Fougères’den yola çıkan yüze yakın köylüyle, bir hayli kalabalık burjuva topluluğu La Pellerine dağını tırmanıyorlardı (1994: 9). Balzac öykünün geçtiği gerçek tarihsel zaman ve uzama büyük ölçüde bağlı kalır. Romanın uzamını oluşturan Britanya Bölgesi, birinci ve üçüncü bölümlerin başında ayrıntılı bir biçimde şiirsel bir gerçeklikle öykülenir. Balzac, çok sayıda general Hoche, Napolyon gibi tarihsel kişi, kent ve ülkenin gerçek adını kullanarak romana olabildiğince derin bir gerçeklik görüntüsü kazandırır.

    Fougères kenti romanda simgesel ve büyülü bir uzam olarak öne çıkar. İki başkahraman Cumhuriyetçi Marie de Verneuil ile tutkuyla bağlandığı Chouanların komutanı Le Gars diye çağrılan Marki Alphonse de Montauran gibi iki başkahramanın yaşamı bu uzamda acıklı bir biçimde son bulur. Bu iki öykü kahramanı Balzac’ın İnsanlık Güldürüsü’nde yarattığı tip tanımlamasıyla bütünüyle örtüşmektedir. Balzac romanda geçen kentler ve öteki uzamsal betimlemeler aracılığıyla gerçek bir acıklı görünüm oluşturur. Bu görünümler romanın olay örgüsünün nesnel sunumuna aracılık eder. O günlerde her tarla bir kaleydi, her ağaç bir tuzak tasarlıyordu. İçi oyuk yüzyıllık yaşlı söğüt ağacı bir savaş kapanı saklıyordu. Her taraf bir savaş alanıydı. Tüfekler sokak köşelerinde Mavi’leri bekliyordu. (Balzac, 1994: 25)

    Öykü, eski bir asker olan Alay Komutanı Hulot ile Yüzbaşı Merle ve yardımcısı Gérard’ın, bölgeden topladıkları kralcı bir takım askeri, birliklerine teslim etmek için Pèlerine dağı kırsalındaki tırmanışlarının betimlenmesiyle başlar. Bu askerler Cumhuriyet birliğine katılmak istememektedirler. Onları kurtarmak isteyen Chouanlar ilk saldırılarını burada gerçekleştirir ve üç yıllık süren barış ortamı son bulur. Üçüncü ve büyük kanlı savaş başlamıştır bundan böyle. (Balzac, 1994: 40) İlk çatışmanın sonunda Hulot askerlerine; Kendinize dikkat edin, savaş başladı! Hoşça kalın yiğitlerim (Balzac, 1994: 40) diyerek askerlerine cesaret aşılar.

    Romanın başkahramanı le Gars ilk kez bu çatışmada ortaya çıkar. Özellikle Albay Hulot’un ilgisi soylu bir görünümü olan 25 yaşlarındaki bu gencin üzerine odaklanır. Savaşın tarafları arasında yaşasın Cumhuriyet ile yaşasın Kral savsözleri savaş alanlarında sıklıkla işitilmektedir.

    Romanda, bir yanda kralcı le Gars, Marche-à-terre, Pille-miche, Cibot ve rahip Gudin gibi kralcılar, öteki cephede de Albay Hulot, Yüzbaşı Merle ve yardımcısı Gérard gibi savaşan güçler yer almaktadır. Kralcılar, soyluluğu, kiliseyi ve geleneksel kurulu düzeni savunurken, cumhuriyetçiler özgürlük, kardeşlik ve erdem gibi insancıl değerleri savunmaktadır.

    Chouansların bu ayaklanmasını yöneten şefleri Montauran markisi takma adıyla le Gars’dır. Bu sırada da general #Bonaparte Cumhuriyet’in Birinci Konsül’ü seçilir ve ayaklanmaya karşı alınan önlemler başka bir boyut kazanır ve Napolyon’un ayaklananları barışa çağrısı, bu çağrıya katılmayanların bağışlanmayacağını bildirisi sonrası general Brune Britanya Bölgesi’nde bulunan birliklerin komutanlığına getirilir.

    Fouché’nin Bir Fikri başlığını taşıyan ikinci bölüm askeri hareketlilikle başlar. Mayenne, Alençon, Meni-Broust ve Mortagne uzamında geçen olaylar öykülenir. Romanda siyasal ve askeri olay örgüsünün düğümlendiği bu bölümde Britanya Bölgesi kırsalı uzun uzun betimlenir. Fouché bölgenin coğrafi yapısı nedeniyle Cumhuriyetçiler tarafından alınmasının olanaklı olmayacağının ayrımında olmasından dolayı oraya bir casus göndermeye karar verir. Marie, bu erekle seçilir ve böylelikle öykü devinim kazanır. Doğal olarak olayların gelişimi askeri olmaktan çıkarak Marie ile le Gars arasında tutkuya dönüşen bir aşk, aldatma ve öç alma serüvenine dönüşür. Demek ki romandaki olay örgüsü, bölgenin zorlu dağlık yeryüzü tabakası ile örtülü olmasından dolayı Cumhuriyetçilerin bölgeyi ele geçirmek için bir hileye başvurması ile anlam kazanır. Bunun için de kuşkusuz kullanılacak en önemli aygıt kadın casus olacaktır. fiiddetli borada pek çok kadın, tıpkı onun gibi, ya kahramanca, ya da yerilecek roller oynadılar. Kral yandaşı dava da bu kadınlardan daha özverili, daha sadık, daha etkin ulak bulunamazdı. (Balzac, 1994: 55) Corentin’in şu sözleri de olayın ciddiyetini açıklamaya yeterdir: “Bizim bastırmaya çalıştığımız iç savaştır, sonucun büyüklüğü de başvurulan yolların küçüklüğünü bağışlatır.” (Balzac, 1994: 347) Romanda bir kadın casusun olaya karışması okura acıklı bir bezemin ipuçlarını verir. Marie serüvenini acıklı bir olay (Balzac, 1994: 122, 165, 173) olarak nitelemekten geri kalmaz.

    Hulot, iki kadını Alençon’a güven içinde götürmekle görevlendirilir. Kadın kahraman Marie; Yirmi altı yaşlarında, sarışın, güzel vücutlu bir kızdı. Teni Valognes, Bayeux, Alençon dolayları kadınlarının özelliği olan güzellik ve parlaklıktaydı. Mavi gözlerinin bakışında fazla bir akıllılık okunmuyordu ama sevgiyle karışık belirli bir cesaret seziliyordu.

    Sırtında ucuz kumaştan bir giysi vardı. Caux ülkesi modacısına küçük bir başlığın altında toplanan, her türlü gösteriş ve özentiden uzak saçları yüzüne sevimli bir sadelik veriyordu. Salonların alışılmış soylularından olmamakla birlikte, davranışı, geçmiş yaşantının tablosunu yüz kızartacak tek bir pişmanlık konusuna rastlamadan seyredebilecek mütevazı bir geç kızın o doğal saygınlığından hiç de yoksun değildi. (Balzac, 1994: 79-80) Adı Marie olan bu kadın Paris seralarına taşınan kır çiçeklerinden (Balzac, 1994: 80) biriydi.

    Marie kendisine acıklı ve zor bir görev verildiğini, bunu da yaşamındaki mutsuzluktan ve ölüm pahasına da olsa, umduğum çiçekleri toplamadan bu kötü dünyadan çekilip gitmek istemedim (Balzac, 1994: 83) diyerek kabul ettiğini bildirir. Genç yaşta öleceğim ben (Balzac, 1994: 83) diyen genç kadın romanın sonundaki korkunç sonu daha başlangıcında okura sezdirir. Okur, Mlle de Verneuil’ün eski soylulardan birisi olduğunu Albay Hulot’dan öğrenir.

    Marie ile le Gars ilk olarak Alençon’da Trois-Maures hanında başka kişilikler altında karşılaşır. İçlerini yakacak ve onları acıklı sona götürecek olan tutku ve aşkın ilk kıvılcımları orada başlar. Le Gars kendisini Yüksek Teknik Okul’dan yeni mezun 17 yaşında Deniz Kuvvetlerine atanmış bir genç subay olarak tanıtır ve kendisi de bir Chouan olan annesi rolündeki Bayan du Gua ile orada kalmaktadır. Onlara Marche-à-terre ile birlikte 25 kadar savaşçı Chouan ambarda gizlenerek eşlik eder. Marie de Verneuil ise yönetim tarafından le Gars’ı kendisine aşık edip yakalatması için görevlendirilerek buraya gönderilir.

    İkili daha ilk karşılaşmada birbirinden çok etkilenir ve karşılıklı olarak birbirlerini tanıma çabası içine girer. Söyleşim uzadıkça aşk ateşi ikisinin de tin ve bedenini için için yakmaya başlar ve ilk dışavurumlar belirir. Delikanlı hiçbir zaman geleceği bulunmayacak bir tutkuya yakalanıverdi. (Balzac, 1994: 122). Marie, güzelliğini seyrederek aşık olduktan sonra, (…) bilinmeyen o ruha doğru sürüklendi. (Balzac, 1994: 121)

    Ancak aşk dışavurumlarının önünde en büyük engel Marie’nin söyleminde ortaya çıkar: Ben Cumhuriyetçiyim, siz Kral yanlısısınız. (Balzac, 1994: 126) Her şeye karşın aşk bir an için bütün örtülerinden sıyrılarak (Balzac, 1994: 135) görünüverir. Ancak Marki ile çıktıkları yolculukta uğradıkları konakta yaşananlar yeni filizlenen bu aşk duygularını öç alma duygusuna dönüştürür.

    Marie burada le Gars tarafından kendi adamlarına karşı korumasız bırakılır ve Mavilerin toplu olarak katledilmesi ile gururu incinmiş bir biçimde oradan ayrılır. Ancak Mlle de Verneuil, Cumhuriyet adına onu yakalatmak için görevli olarak gönderilmiş olmasına ve bütün kinine karşın, sevdiği erkeğin komuta ettiği askerlerin davasını (Balzac, 1994: 229) benimser. Büyük bir kovalamaca ve yer değiştirmeyle süren gerilim Marie ile Marki arasındaki şiddetli duygusal yakınlaşmayı körükler.

    Her şeyi bilen, gören ve her yerde olan tanrısal bakış açısına iye anlatıcı-yazar sürekli olarak kahramanlarının bilincine girer ve olaylar hakkında okuru bilgilendirir. Onun uzun uzamsal betimlemeleri, coğrafik olarak çok zorlu olan bu kara parçasını, askersel gücü yararsız yere kullanmaktansa siyasa ve kurnazlık yollarıyla (Balzac, 1994: 252) ele geçirmek için niçin Marie’nin özel olarak gönderildiğini okura bildirir.

    Üçüncü bölümünde olaylar Fougères kenti ile onu çevreleyen uzam arasında gelişir. Marie ile le Gars’ın da sıklıkla yer değiştirdiği görülür. Romanın ikinci ve üçüncü bölümlerinde yaklaşık on günlük bir öykü süresi söz konusudur.

    Romanın üçüncü, son bölümü anabezek olarak beliren yarını olmayan gün (198, 217, 231, 393) başlığını taşımaktadır. Bu öykünün son olayları, geçtikleri yörenin düzenine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu nedenle, oraları en ince ayrıntılarına kadar tanımlamak zorunludur. Bu açıklama yapılmazsa sonucun anlaşılması pek güç olur (Balzac, 1994: 198). Burada Balzac’ın gerçekçi olay sunum yöntemi açıklıkla görülmektedir. Bu başlık aynı zamanda iki kahramanın aşklarının bir sonunun olmayacağını da sezdirir okura. Marie’nin üstlendiği tehlikeli görevin, bağlandığı büyük aşkın mutlu bitmesine engel olacağı bellidir. O daha baştan mutsuz olmayı seçmiş ve mutsuz bitecek bir acıklı sona doğru yelken açmıştır. Doğal olarak tinsel durumu ve eylemleri onu bu sona doğru hızla sürükler.

    Marie, Marki’nin aşkını ve güvenini yeniden kazanabilmek için Beyaz’ların düzenlediği baloya gece boyunca tehlikeli bir yolculuk yapar. Balo salonuna vardığında kendisini orada gören Marki yüreğinde bir aşk, öfke ve çılgınlık kasırgası yükseldiğini. (Balzac, 1994: 277) hisseder. Dargın olan iki sevgili genel dikkatin tek konusu olmuştu. Montauran sevgilisine hiç yaklaşmaya cesaret edemiyordu. (…) Montauran (…) yavaşça: “Beni hiç bağışlamayacak mısınız?” dedi.

    Marie sakin bir soğukkanlılıkla:
    “Aşk ya hiçbir şeyi bağışlamaz, ya da her şeyi bağışlar diye karşılık verdi.” (Balzac, 1994: 278)

    Kuşkusuz Marie de Marki gibi aşkını ve tutkusunu dışa vurmak için can atar, ancak Racine kahramanları gibi aşk-gurur çatışması onu sarıp sarmalar. Bunun üzerine yine ağlatı kahramanlarına özgü bir hareketle, Marki ocakta yanan bir kömürü elinin içine alır ve sadece şu kömürü elimde tutabileceğim süre içinde sizinle konuşmama izin verin (Balzac, 1994: 279) diyerek Marie’nin gönlünü yeniden kazanır. Ancak bir yanda, öç alma duygusu, öte yanda kendisine verilen görev duygusu Marie’yi büyük bir ikilemde bırakır.

    Marki duygularının tutsağı olmuş bir durumda al canımı, ama gözyaşlarını sil (Balzac, 1994: 281) derken, Marie “Ah! Sevgilim!” (…) “Senin mutluluğunu kendiminkine yeğlemek için bu sözleri, bu sesi ve bakışı bekliyordum!” (Balzac, 1994: 281) diyerek bu duyguların yoğunluğuna bırakır kendisini. Tam bu sırada Marki, Marie’ye evlenme teklif eder. Marie büyük bir coşkuya kapılır.

    Ancak iki aşığı birbirlerinden ayırmak için büyük çaba harcayan Marki’nin annesi rolündeki Bn. du Gua ile Cumhuriyetçi gizli ajan Corentin iki tane engelleyici kahraman olarak oluntuda yer alır. Bn. du Gua, Marki’ye, Corentin de Marie’ye karşı büyük aşk beslemektedir. Ancak ikisi de umutsuz aşıktır. Tek erekleri herkes kendi adına, sevdiklerini ötekinden ayırmak için korkunç tuzaklar kurmaktır.

    Marie’nin le Gars’a aşık olduğunu ve her an davalarına ihanet edebileceğini düşünen Albay Hulot ile Corentin tuzak kurmak üzere harekete geçer. Marie Marki’nin el yazısını tanımıyor. Ona tuzak kurmanın tam zamanı (Balzac, 1994: 335) diyen Corentin düzmece bir mektup yazarak Marie’ye ulaşmasını sağlar. Sözde mektup Bn. du Gua’ya Marki tarafından yazılmıştı: “Hayır meleğim, bu akşam La Vivetière’e gitmeyeceğim. Bu akşam, kontla giriştiğiniz bahsi yitiriyorsunuz, ben de, kabul edersiniz ki, bir geceye değen o nefis kızın kişiliğinde Cumhuriyeti yeniyorum. Bu savaşta elde edeceğim tek gerçek üstünlük, tek başarı bu olacak, çünkü Vendée teslim oluyor. Fransa’da artık yapılacak hiçbir şey yok, herhalde gene birlikte İngiltere’ye döneriz. Ama ciddi konular yarına.” (Balzac, 1994: 336)

    Mektubu okuyan Marie, “ihanete uğradım, aldatıldım, yanıltıldım, oyuna geldim, hileye düşürüldüm, mahvedildim, ben de onu öldürmek, parçalamak istiyorum” (Balzac, 1994: 337) diyerek büyük düş kırıklığını dışa vurur. Yazgı yeniden tersine döner bundan böyle. Tam birbirlerine kavuşuyorlar derken, iki aşık yeniden ölüm yolunda ilerlemeye başlar.

    Bunun üzerine içi büyük bir öç alma duygusuyla dolan Marie, le Gars’ın gece kendisini görmeye geleceğini söylemek için Albay Hulot’ya gider. Ona evinin planlarını anlatır ve le Gars’ı yakalamak için askerleri konuşlandırmasını bildirir. Onun kurtulması için hiçbir olasılık bırakmaksızın önlem alınmasını sağlar. Bunun üzerine Hulot tüm önlemleri alır ve alacakaranlıkta beklemeye başlarlar.

    Bu durumda Marie iyice düşünür ve bir çeşit dehşetle suç işlediğini görür. Racine’in ağlatı kahramanları gibi aşk ve görev duygusu arasında bir ikilemde kalan Marie, le Gars’ı düşmanlarına teslim edip etmeme konusunda sürekli gelgitler yaşar. Le Gars eve geldiğinde ona mektubu sorar. Marki bundan hiç haberi olamadığını ve tuzağa düşürüldüklerini bildirir. Marie en sonunda le Gars konusunda yanıltıldığı gerçeğini geç de olsa öğrenir ancak bundan böyle geriye dönüş olası olmayacaktır. Yazgı ağlarını örmüştür. Dönüşü olmayan günde dönüşü olmayan bir ölüm yoluna girilmiştir. Marie ile birlikte tutkuyla bağlandığı adam olan le Gars’ın yaşamları acıklı bir biçimde son bulacaktır. Marie’nin sevdiği adama; “Ah! Beni bağışla, beni bağışla, beni bağışla” (Balzac, 1994: 351) yakarışları boşunadır. Marki onu hala sevdiğini ve üzülmemesi gerektiğini Marie’ye söyler. O gece için özel olarak getirilen rahip eski yasalara göre nikahlarını kıyar ve onlar sonsuz yolculuklarına birbirlerine sadakatle bağlanarak çıkacaklardır. Nikah sonrasında “Marie saate bakıp, içinden: Önümde yaşayacak altı saatim var,” diyerek gecenin sessizliğinde yatakta kendisini sevdiği adamın kollarına bırakır.

    Küçücük mutluluk anları yerini korkunç bir yaylım ateşine bırakır. Marie Marki’nin elbiselerini giyerek, onu kurtarmak için kendisini kurban ederken, Marki Montauran le Gars da bahçe kapısında yaralı durumda ele geçirilir. İkisi de içerideki yatağa yatırılır ve birlikte birbirlerinin elini tutarak ve Marie’nin “yarınsız bir gün!.. Tanrı duamı fazlasıyla kabul etti” (Balzac, 1994: 358) sözleriyle Marki’nin “Komutan,” (…) “öldüğümü Londra’da bulunan küçük erkek kardeşime bildirmeniz için dürüstlüğünüze güveniyorum. Ona şunları yazın: Eğer son sözlerime uymak istiyorsa, Kralın hizmetinden hiçbir zaman ayrılmamakla birlikte, sakın Fransa’ya karşı silah kullanmasın.” (Balzac, 1994: 335) sözleriyle fırtınalı yaşamlarına ve aşklarına son verirler.

    Sonuç Yerine
    Kökleşik ağlatıların tersine, iki kahramanın romanın sonunda ölmesi bu iki kahraman arasındaki aşk ile o dönemdeki toplumsal ve siyasal yaşamın uzlaşması anlamına gelmektedir. (Mestrot, 10) Balzac, kurgusal bir aşk izleğini çok başarılı bir biçimde tarihsel bezeme yerleştirir ve okura herhangi bir tarihsel dönemde yaşanması olası olan olayları tarihsel roman verileri çerçevesinde gerçeğe benzer bir biçimde sunar. Roman boyunca son derece tutarlı ve doğal bir gerçekçi biçem kullanan yazar, üstün gözlem yeteneği sayesinde yarattığı düşsel kahramanları aracılığıyla insanlara gerçek bir tarihsel olayı yeniden yaşatır ve bu romanıyla tarihsel romanın en güzel örneklerinden birisini sunar okura. Onun kahramanlarının kişisel deneyim ve nitelikleri yaşama karşı duruşlarını da belirlemektedir.

    Bununla birlikte Marki’nin kardeşine, #Fransa’ya silah kullanmaması öğüdü romanın başından sonuna kadar yansız ve nesnel bir anlatım tutumu benimseyen ve taraf olmamaya özen gösteren Balzac’ın yandaşlığını, son bölümde açık bir biçimde dışa vurur.

    ——————-
    Kaynakça
    1. Balzac. (1842-1848). Les Chouans, La Comedie Humaine, (1827). Études de moeurs, 5e livre. Scènes de la vie militaire et scènes de la vie de campagne. Paris: Édition Furne.

    2. Balzac. (1994). Köylü İsyanı. (Çev. Nesrin Altınova). İstanbul: Oda Yayınları.

    3. Göğebakan, T. (2004). Tarihsel Roman Üzerine. Ankara: Akçağ Yayınları.

    4. http://fr.wikipedia.org/wiki/Chouannerie
    Erişim Tarihi: 14 Temmuz 2013.

    5. http://www.larousse.fr/dictionnaires/francais/chouan/15724
    Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2013.

    6. Lagarde, A. et Michard, L. (1985). XIX e Siècle, Les Grands Auteurs Français du Programme, Anthologie et histoire littéraire. Paris: Bordas.

    7. Lucaks, G. (1951). Balzac et le réalisme français. Paris: Ed. Maspero.

    8. Lucaks, G. (2000). Le roman Historique. Paris: Payot.

    9. Lukacs, G. (1986). Çağdaş Gerçekliğin Anlamı. Çev. Cevat Çapan. İstanbul: Payel yayınları.

    10. Maigron, L. (1912). Le roman historique à l’époque romantique: Essai sur l’influence de Walter Scott. Paris: Librairie Ancienne Honoré Champion.

    11. Martin, J-C. (1985). “La Vendée et sa guerre, les logiques de l’événement”. In: Annales. Économies, Sociétés, Civilisations. (s.1067-1085). 40e année, N. 5. doi : 10.3406/ahess. 1985.283222.
    http://www.persee.fr/web/revues/home/prescript/article/ahess_0395-2649_1985_num_40_5_283222
    Erişim Tarihi: 15 Temmuz 2013.

    12. Tilbe, A. (Haziran (June) 2010). “Georges Lukacs ve Lucien Goldmann’ın Yaklaşımıyla Fransız Yazınında Kişi Sorunsalı” (Bildiri). Doç. Dr. Ertuğrul İşler (Ed.). Batı Edebiyatında Kahraman. Pamukkale Üniversitesi Yayınları. No: 17. (ss. 27-36). Ankara: Sistem Ofset.

    13. Tilbe, A. ve Civelek K. (2006). “Nedim Gürsel’in Resimli Dünya Adlı Romanına Tarihsel Bir Yaklaşım”. (s. 83-105). In Nedim Gürsel’e Armağan, Edebiyatta 40 Yıl. Miscellanées en l’Honneur de Nedim Gürsel, 40 Années de Littérature. Pera’dan Paris’e / De Péra à Paris. Seza Yılancıoğlu (yayına Hazırlayan / Textes réunis et présentés). İstanbul: Galatasaray Üniversitesi Yayınları.

    14. Yücel, T. (1989). “Balzac ve Devrim”. In: Fransız İhtilali, 1789. (s. 209-2012). Tuğrul İnal (Yayına Hazırlayan). Frankofoni, Fransız İhtilali Özel Sayısı. Ankara: fiafak Matbaası.

    15. Yücel, T. (1993). Anlatı Yerlemleri. Kişi/süre/uzam. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

    16. Goudeau. A. (le 13 mai 2000). “Les Chouans en Normandie.” (Conférence). http://www.ville-louviers.fr/ville/associations/culturelles/sed/chouans.pdf
    Erişim Tarihi: 15.08.2013.

    ———–
    * Doç. Dr., Namık Kemal Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi, Tekirdağ. atilbe@nku.edu.tr / alitilbe@hotmail.com
    [1] http://www.larousse.fr/dictionnaires/francais/chouan/15724

     

    #sayı16 #1789 #anabezek #tahsinyücel #walterscott #chouan #leGars #gars #balzac #alitilbe #köylüisyanı

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Devrim Savaşları ve Yazgı Kurbanı Kahramanlar: Ba…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now